H. Bülend Tuna
Genel Başkan
Kültürel değişim konusunu ve bunun mimari izlerini değerlendireceğimiz, tartışacağımız toplantının Gaziantep’te yapılmasının şüphesiz bir anlamı var. Bölgede binlerce yıldır katmanlaşarak biriken kültürel tortunun neredeyse çıplak gözle gözlenebilirliği böyle bir konunun tartışılması için doğru yer seçildiğini gösteriyor. Anadolu ve Mezopotamya topraklarında hüküm süren hemen tüm kültürlerin izlerini bu topraklarda görmemiz mümkün. Çevremizdeki arkeolojik sitlerin yoğunluğu bile tek başına böylesi bir yargıya varmamız için yeterli olmaktadır. Bölgedeki geleneksel konut yapısından, zengin yemek kültürüne kadar hemen her konu yaşanmışlığı, farklı etkileşimleri ve bunların birlikteliğini çağrıştırıyor ve bizleri etkiliyor.
[…] Geçmiş nostaljisinin yapılması, hiçbir zaman var olmamış bir altın döneme sürekli vurgu yapılması, bunun özlemle anılması değil amacımız. Değişimin kaçınılmaz olduğu bir gerçek. Her şeyin değiştiği ortamda yaşam kültürünün, kültürün mekânsal karşılıklarının, kentlerimizin değişmemesi mümkün mü? Ancak burada içimizi acıtan bir şeyler var; değişimin bedeli bu kadar ağır mı olmalıydı? Modern hayatın bize sunduğu avantajların, olanakların karşısında yitirdiğimiz kentsel ve mekânsal hafızanın bu kadar yüksek oranda olması kaçınılmaz mıdır?
[…] Yurtdışına giden hemen herkesin dönünce hayranlıkla ve biraz da gıpta ederek anlattığı gibi, tarihî kentsel dokunun günün ihtiyaçları gözetilerek nasıl korunabildiği çözmemiz gereken bir olgu olarak karşımızda durmaktadır. Hemen her savaşta büyük yıkımlara uğramış Avrupa kentlerinin, geçmişinin izlerini koruyarak gelecek kuşaklara aktarmada gösterdikleri başarı son derece öğreticidir. Kentlerde, yaşanan kültürün ve tarihin izlerini bir kitabın sayfalarını çevirir gibi, sokak sokak gezerek görebiliyor ve o havayı soluyabiliyorsunuz. Söz konusu olan, geniş anlamıyla modernizmin, dönemin öne çıkardığı biçimlerin kentlerde yer almasının engellenmesi değil, geçmişin korunmasının yanısıra yeni yapılanın komşusuyla barışık bir şekilde yaşayabilmesi, bunun becerilmesidir.
Kültürün evrenselliği sonsuz sayıdaki çeşitliliğin teke indirgenmesi değil, tek tek her değerin evrensel çapta algılanabilir, kavranabilir ve kullanılabilir olması, herkes tarafından içselleştirilmesidir. Bugün farklı dilde yazılan bir edebiyat eserini okuyup, bir İsveç filmini izleyebiliyor, dünya mutfağının sonsuz çeşitliliğini tadabiliyoruz. Resim gibi, müzik gibi, mimarinin dili de evrenseldir. Bu olgu yapılı çevrenin oluşumunda mimarinin etkileşime çok açık olmasını getirmektedir. Bunu avantaja çevirmek, zengin mimarlık birikimimizi evrensel değerlerle yeniden yorumlamak, mümkündür ve gereklidir.
[…] Türkiye Mimarlık Politikası, kullanıcının, mimarlık hizmetinin ve mimarın, toplum ve kamu yararına güvenceye alınmasını hedefler.
Bu ülkenin mimarları olarak, yapılı çevrenin oluşmasının sorumluluğunu duyan insanlar olarak, önümüzdeki dönemin ülkemize barış ve esenlik getirmesini diliyoruz. Planlama, mimarlık ve yapı işleriyle ilgili konularda verimli bir işbirliğinin, katılımcılığın sağlanması için yöneticilere, ülkeyi yönetme görevine talip olanlara çağrı yapıyoruz.
Toplumsal-kültürel yaşamımızda mimarlığı ve mimarlık hizmetini etkin kılmak, toplumu mimarlığın sanatsal, kültürel, insancıl ve işlevsel özellikleri ile yeniden buluşturmak için, ortak bir sorumluluk bilinci yaratmamız gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki mimarlık herkes için yararlı, herkes için önemli, herkes için gereklidir.
Bilgi: Konuşmanın tam metnine www.mimarlarodasi.org.tr/odadan adresinden ulaşılabilirsiniz.