Mart 2003
MİMARLIK VE SAVAŞ
  TMMOB II. Mühendislik Mimarlık Kurultayı Sonuç Bildirgesi
  İşyeri Temsilcileri Seçimli Toplantısı Yapıldı
  TMMOB Konut Kurultayı Çalışmaları Gelişme Raporu
  Basın Açıklaması: Ormanlar Yağmaya Açılmasın!
  Yayın : “Deprem Bölgelerinde Yapı Üretimi”

HABERLER

YARIŞMALAR

MİMARLIK VE SAVAŞ

 

Mimar Sinan'ı, 9 Nisan 2003 de, insanlık tarihinde büyük bir olasılıkla,

bir dönüm noktası, bir yol ayırımı olarak anılacak bir savaşın içinde anıyoruz.

 

Mimar Sinan'ın bu topraklarda, bu kültürler potası ve coğrafyasında yüzyıllardır sentezlenen yapı sanatı, bilgisi ve teknolojisini özümseyerek yarattığı yapıların uygarlık ateşi, minarelerinin kalıcılığa ışık saçan alevi, mimarlığın ölüme, yok oluşa, savaşa karşı olan özünün açık ifadesidir.

 

Kuşkusuz mimarlık, insanlaşma süreci ile birlikte başladı. Yaklaşık kırk bin yıl öncesine tarihlenen mağara resimleri, mekan kullanma, mekanı anlamlandırma sürecinin, (insanlığın) homosapiensin kültürünü ve kendini yaratma sürecinin, kanıtlanan bilebildiğimiz ilk örnekleri.

 

Canlı kalma, beslenme ve türünü sürdürme güdülerinin, homosapiensin insanlığın gelişiminde kültüre dönüşmesi, somut ifadesini mimari çevrede bulmaktadır.

 

Mimari çevre, toplumsal yaşamı, kültürü sürdürmek, yeniden üretmek, varolmak içindir. Geleceği, insan türünün sürekliliğini ifade eder.

 

Canlılar, kaçınılmaz ve doğal olan ölüme karşın, türünün sürekliliğini, birikimini ve deneyimini genetik kodlarla, tür içinde gelecek kuşaklara, geleceğe aktarır.

 

İnsan toplumu ise, tür olarak varoluşu ile bütünleşmiş olan kültürel varoluşunu, sürekliliğini ve gelişimini, soyut ve somut kültürel mirasının varlığı koşullarında, bu mirasın kodlarının, yani gelişimi sağlayan unsurlarının, gelecek kuşaklara aktarılması ile sağlayabilir.

 

Bu mirasın doğal ömrü, bir canlının, insanın doğal ömründen nitelik olarak çok farklı olup, gelişim için yararlı bir basamak oluşuna, toplumsal yaşamın ve eylemin onunla ilişkisine bağlıdır. Dilimizde var olan çoğu sözcükler, ortaya çıkış tarihini bilemediğimiz binlerce yıldan bu yana varlar.

 

Mimari miras, bugünün çözemediğimiz pek çok sorununa cevap verebilecek zenginlikleri, bir kültürel kodlar manzumesi olarak binlerce yıldan bu yana bağrında taşımaktadır.

 

Mimarlık ve mimari çevre, yaşamı sürdürmek için, yaşam için var. Mimarlık kendinden, özünden, ortaya çıkışı gereği, savaşa ve ölüme karşı.

 

Evler, kentler, yaşamı sürdürmek için, gelecek için, gelecek kuşaklar için yapıldı. Surlar, duvarlar, kaleler savaşa karşı yapıldı. Kuleler, ziguratlar, pagodalar, tapınaklar, kiliseler, katedraller, camiler, minareler hep varolma, kalıcı olma isteminin ürünleri.

 

Hiçbir toplumsal varoluş, yaşamı için oluşturduğu çevrenin yıkımına razı olamaz. İnsanlaşma sürecinin öncesinde su ve besin kaynakları için yapılan kavgalara savaş diyemeyiz. Savaşlar, uygarlığın bir aşamasının patolojik bir yan ürünüdür. İnsanın, insan üzerinde ve doğa üzerinde egemenlik kurma isteminin ortaya çıkması ile tarih sahnesinde boy göstermiştir.

 

Savaşlar, insanlar arasında oluşan ayırımcılığın, egemenlik ilişkilerinin, insanları ve doğayı sömürmenin, patolojik bir doyumsuzluğun ürünüdürler.

 

İnsanlık, eşitsiz gelişme sürecinde belki de son savaşını yaşıyor.

 

Birinci Dünya Savaşı sömürgeciliğin emperyalizm aşaması olan bir coğrafi paylaşım savaşı idi. Yaklaşık yirmi milyon insanın ölümünün ardından sosyalizmi ve cemiyet-i akvamı ortaya çıkardı. İkinci Dünya Savaşı, üstün ırk ideolojisi ve soykırım ile birlikte emperyalist bir yeniden paylaşım savaşı olarak, yaklaşık elli milyon insanın ölümünün ardından sosyalist sistemi ve Birleşmiş Milletleri ortaya çıkardı.

 

Bu savaş ise başka bir savaş... Bu savaş soykırımı aşan, tür kırım tehdidini içeriyor.

 

Ya savaşlar ortadan kalkacak, ya da savaşacak insan kalmayacak. Bugün petrol, yarın su ve hava için ölecek insanlar... Doğanın ve doğal kaynakların sonuna geldik. İnsan türünün sonuna mı geliyoruz? Acaba "tarihin" de sonuna mı geliyoruz?

 

HAYIR!

 

Süleymaniye'nin, Selimiye'nin minareleri, uygarlık ateşinin gökyüzünü delen alevleri, geleceği işaret ediyor.

 

Savaşa, yok oluşa direniyor...

 

Mimarlık ve mimarlar savaşa hayır diyor.

 

Savaşlar tarihini kapatıp, yeni bir tarihe başlamak mümkün. Çünkü savaşların olmadığı, çünkü insanın insan üzerinde egemenliğinin de olmadığı bir geçmişimiz ve bunun kanıtları var. O halde savaşsız bir gelecek mümkün. u

 

 


yücel gürsel mimarlar odası genel başkanı


  
ARAMA ARŞİV