|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
"İMARSIZ" REFORM.../ Oktay Ekinci
ŞUBELERDEN YİTİRDİKLERİMİZ YARIŞMALAR ÖDÜLLER ETKİNLİKLER
|
"İMARSIZ" REFORM.../ Oktay Ekinci TBMM tatile girmeden önce “hızlandırılan” yasama çalışmaları sonucunda yeni belediye yasalarıyla birlikte kültür ve tabiat varlıklarını koruma yasasında da değişiklikler gerçekleştirilmiş oldu. Özellikle koruma hukukundaki yeni düzenlemelere ilişkin görüş ve önerilerimiz bu sayımızda yayımlanan belgelerden izlenebilir. Ancak, belediyelerin yetki ve sorumlulukları ile mali kaynaklarına ve örgütlenmelerine ilişkin yeni yasal yapılanma konusunda baştan beri yaptığımız uyarıları burada özetlemek gerekiyor. Bugün “belediye ve kent” denilince, artık hemen herkesin aklına ve gözünün önüne “çarpık, plansız ve hukukdışı yapılanma” geliyor.Yine kentlerin “planlı” ve “yasal” yapılanma bölgelerindeki, ülkenin hemen her yöresinde aynısı gerçekleştirilen “kimliksiz ve tekdüze” apartmanlaşma da belediyelerin imar yetkileriyle ilgili tartışmalarda önemli yer tutuyor. Çünkü belediyeler ve genelde yerel yönetimler, 1980’lerden önce dolaylı olarak ve merkezi yönetimin sözde denetimi altında, 1980’lerden sonra da doğrudan bir yetkiyle ve hemen hiçbir denetime bağlı olmaksızın, kentsel yapılanmadan ve tüm imar süreçlerinden sorumlu durumdalar… Kimi özel yasalarla, bazı yerlere ait imar yetkileri merkezi yönetime (bakanlıklara) bağlanmış olsa bile, kentlerin ve tüm yerleşmelerim genelinden yükümlü olan yerel yönetimler, bu sorunun çözümünde de baş roldeler… Ne var ki TBMM’nin tatil öncesine yetiştirilen yeni yasal düzenlemelerde, sanki böyle bir sorun hiç yokmuş gibi, “imar yetkileri” konusu yine tavsatıldı. Aynı konunun belediye yasalarında değil, doğrudan imar mevzuatında ele alınması gerektiğini savunanlar da; “o halde yeni imar yasası da neden aynı özlemle hızlandırılmıyor?” sorusunu yanıtsız bırakıyorlar… Oysa, 2000’li yıllara henüz yeni girilirken, İçişleri Bakanlığı’nda hazırlanan ve Mimarlar Odası olarak bizim de katkıda bulunduğumuz yerel yönetimler yasası tasarısının kapsamlı bir “imar yetkileri” bölümü vardı. Kaçak yapılaşmanın, caydırıcı yaptırımların yanısıra “alım satım engeliyle” de kesin olarak önlenmesi; planlamada hiyerarşiye tam uyum ve “bilimselliğin” ödünsüz gözetilmesi; tarihi dokuların ve doğal çevrenin korunmasının tüm imar süreçlerinde “öncelik” taşıması; mimari yapılanmada “mimarın yetki ve sorumluluğunun” güvenceye alınması; meslek odalarının karar süreçlerinde etkin rol oynamaları vb. gibi, gerçekten adına “reform” denebilecek ve yılların özlemleri olan uygarlık kuralları, tasarıdaki bu bölümde ayrıntılı olarak vardı. Ne var ki dönemin Bayındırlık ve İskân Bakanlığı; “bunlar bizim işimiz, bizim yasamızda yer alacak…” dediği için imar bölümü tasarıdan çıkartıldı; ve şimdi aynı eksiklik, belediyelere ait yeni düzenlemelerde de aynen sürdürülmüş oldu… Evet… Türkiye 2004 yaz aylarını, yerel yönetimlerde yeni yasal düzenlemelere hazırlık ve geçiş süreci içinde yaşıyor. Ancak, “imarda” reform yapmayı sürekli başka baharlara erteleyen siyasal anlayışlar egemen olduğu sürece, değil belediyelerde, hayatın hiçbir alanında reform yapılamayacak gibi görünüyor… Bunun nedeni ise yine imar alanında süregelen plansızlığın ve hukuksuzluğun, aynı zamanda ülkedeki en yüksek rantları sağlayan bir “talan ekonomisine” hukuksal zemin oluşturması değil midir? AKP hükümeti de işte bu “olanağın” siyasal iktidarı olduğunu, “imarsız reform” tercihiyle kanıtlamış oluyor…
Oktay Ekinci |
![]() ![]() |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||