|
||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||
DÜNYA MİMARLARI DA “KAVRAYAMAYACAK”LAR…
|
DÜNYA MİMARLARI DA “KAVRAYAMAYACAK”LAR… Tam da dünya mimarlığının insanlığa ve kentlere karşı sorumluluklarını gündemine alan bir UIA Kongresi’ne ev sahipliği için hazırlandığımız günlerde, bu sorumlulukları kendi ülkemizde “mimarlık saymayan” anlayışlarla uğraşmak zorunda kaldığımızı acaba hangi dünya mimarına anlatabiliriz?
Ya da anlatsak bile hangisi bunu kavrayabilir? Örneğin “kentlere, iç mekânlara, peyzaja, yapı denetimine mimarlar karışmasın…” diyebilen bir düşüncenin Türkiye gibi dünyanın en köklü “mimarlık, kent, peyzaj ve yapı kültürü ülkesi”nde ortaya çıkabildiğine hangisi inanabilir?
İşte, içine düştüğümüz bu “anlaşılmaz” ve “inanılmaz” durumun sorumluları arasına katılan TMMOB Yönetim Kurulu üyelerine “isyan”ımızın ardında da bu yatıyor. Tepkilerimizin sadece “mimarlığın örselenmesi”nden ötürü değil, bu vefasızlığın ve aymazlığın artık TMMOB ortamına da “bulaşmış” olmasını asla kabul edilemez bulduğumuzdan kaynaklandığını ise kolay anlatamıyoruz.
Oysa aynı düşünce hayli zamandır siyasette de egemen ve örneğin yasalara bile yansıyor. Hatta kimi üniversitelerde de egemen ve örneğin eğitim programlarına yansıyor…
Bunlara karşı da tepkimizi hep dile getiriyor, eleştirilerimizi yöneltiyor ve mimarlığı korumak ve kurtarmak üzere ne gerekirse yapmaya çalışıyoruz…
Ama bu kez karşımıza TMMOB adına karar verenler çıkınca, ister istemez artık isyan ediyoruz… Yanımızda olması gereken bir “onur kaynağı” birlikteliğimizin, mimarlığa sıradan bir politikacı düzeyinde bakabilmesini içimize sindiremiyoruz. Tepkimizin kimilerine göre “dozu ayarlanmamış” üslubundaki temel neden de TMMOB’ye karşı geçmişten gelen bağlarımızın yarattığı işte bu duygusallığımızdır…
Bu tartışmayla ilgili bültenimizde de yer verilen yazışmalar ise sadece bir uygarlık direnişinin değil, mimarlığın sanatsal ve insancıl genlerinde bulunan bir içtenliğin, hesapsız-kitapsız bir açıklığın ve Mimarlar Odası’nın TMMOB’ye olan tarihsel emeğinden gelen haklarla bütünleşmiş bir uyarının belgeleridir… YASA YAĞMURU Dünya mimarlarına işte bu gerilim ve “hayal kırıklığı” içinde ev sahipliği yapmaya hazırlanırken, yakamızı bırakmayan bir başka duyarsızlık ise yasama gündemine ardı ardına getirilen ve yine mimarlığı sadece “imar ve kent rantına bağımlı bir proje hizmetkarı” kılmaya niyetlenen yeni düzenlemeler… Türkiye’nin uzun yıllardan sonra ilk kez yaşadığı “tek parti egemenliğindeki” parlamento olanağını “akla gelen her konuda yeni yasa çıkarma yarışı”na dönüştüren faydacı ve derinliği olmayan bir anlayışın adeta “tasarı yağmuru” altındayız.
Bu olanağı, iyi düşünülmüş, kapsamlı olarak ele alınmış ve özellikle imar, çevre, kültür, kent gibi yıllardır yasal ve yasadışı tahribatların yaşandığı konularda gerçekten “reform” denebilecek geniş ve içerikli düzenlemeleri gerçekleştirmek için kullanmak yerine, sanki bir “panik” havasında parçacıl ve “işbitirici” yasaları gündeme getirmek acaba neyi çözebilir?
Sorunun yanıtını irdelediğimizde de “çözümlenmek istenen” konuların, “temel toplumsal sorunlar” değil, “farklı çıkarların gözetilmesi” olduğunu görmemiz de doğrusu artık sürpriz olmuyor. Geçmişte iktidarlar kendi yandaşlarına “yatırım” sözü verirlerdi; anlaşılan şimdi de “rantlarını arttıracakları yasa” sözü verilerek siyasi borçların ödenmesi yeğleniyor…
Bunun en açık göstergelerini izlediğimiz tasarıların da yine öncelikle “mimarlık ve şehircilik ilkelerini yok sayan” düzenlemeler olması ise artık rastlantı sayılamaz. Örneğin, 1999 depreminden bu yana sayısız yasa çıkartan bir parlamentonun gündemine, bu depremi de felakete dönüştüren bilim dışı imar yasasını değiştirmek 6 yıldır hâlâ gelmiyorsa, böylesi bir “ihmal”in (!) tek ve en güçlü nedeni de aynı yasa sayesinde elde edilen denetimsiz imar rantlarının çekiciliği değil midir?
Genelde imar yasasını ve imar hukukunu bir bütün olarak ele almak yerine, “imarcılık oyunları” denebilecek çok sayıda düzenlemeyi yeğlemek de aynı çekiciliğin ürünü olmalı…
İşte böylesi bir süreçte, yasadışı rant kaynaklarını yasallaştırmayı sağlamak üzere uydurulmuş bir “kentsel dönüşüm” söylemiyle hazırlanan yeni tasarılara müdahalemiz sayesinde bundan -şimdilik de olsa- vazgeçilmesi; yerine ise yine yoğun girişimlerimiz sonucunda “tarihi kent dokularının korunarak sağlıklaştırılmasını” hedefleyen düzenlemenin hazırlanabilmesi, yüreğimize su serpen ender gelişmelerden biri oldu.
Böylece yaklaşan UIA Kongresi’nde de dünya mimarlarına hiç değilse “olumlu” bir yasa hazırlığından söz etme olanağı bulacağız. Bütün dünyada mimarlık olarak kabul edilen kente ve yapıya yönelik mimari tasarım hizmetleri ile “eser denetiminin” Türkiye’de mimarların hizmet alanları dışına çıkartılmak istendiğini ise onlara anlatsak bile kavrayamayacaklarından, belki de sadece “dertleşmiş” olacağız… Oktay Ekinci, Genel Başkan |
![]() ![]() |
||||||||||||||||||||||||