Ağustos 2005
SİVİL ZAFER... / Oktay Ekinci, Genel Başkan
uia2005istanbul KONGRESİ'NDEN

  |“Dünya Mimarlarının İstanbul Buluşması” için Teşekkürlerimizle ..
  |Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in Kongre Açılış Konuşması ..
  |Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Açılış Konuşması ..
  |Dünya Mimarlık Kongresi - İstanbul Deklarasyonu ..
  |Türkiye Kongreleri Ulusal Bildirgesi ..
  |“Güney Asya Depremi ve Gerçekler” Forumu ve Bildirgesi ..
  bildirge metni: UIA / Arcasıa Afetler Forumundan Öneriler ..
  * Güney Asya Ülkelerine Destek Bildirisi ..
  |Makedonya Mimarlar Birliği ile İşbirliği ..
  |UIA XXIII. Genel Kurul Toplantısı Yapıldı ..
  Sayılarla Kongre... ..
  Kongre... Oda Etkinlikleri... ..
  Kongre... Oda Yayınları... ..

MERKEZDEN

  |Basın Açıklaması Marmaray, Abd Destekli Karayolu Politikalarının Kent ..
  |Basın Açıklaması Haydarpaşa’da “Demokrasi” Askıda… ..
  |Basın Açıklaması Hükümete Haydarpaşa Projesi İçin Başvuru ..
  |Basın Açıklaması Tarım Arazilerinde “İmar Affı”! ..

HABERLER

  | Devam Eden Yarışmalar ..
  | Sonuçlanan Yarışmalar ..

SİVİL ZAFER... / Oktay Ekinci, Genel Başkan

 

 

Altı yıl önce, Haziran ayının son günlerinde, Beijing’deyiz…

 

21. UIA Genel Kurulu’nda 2005 yılının evsahibi kentini belirlemek için -artık- seçim yapılacak…

 

“Mimarlık müzesi” olarak tanımladıkları Floransa ile aday olan İtalyan mimarlar, kuliste şu sözü yayıyorlar: “Bu seçimi İstanbul kazansa bile, UIA Konseyi alt yapı olanaklarını yetersiz bulursa, ikinci gelen kenti belirleyebilir…”

 

“Sorunsuz kent” olarak tanımladıkları Nagoya ile aday olan Japon mimarlar ise özellikle ABD ve İngiltere desteğinin sağladığı “rahatlık” içinde, kazanacaklarından eminler ve sessizler… Çünkü bu iki ülkenin “etkilediği” ulusal kesimler, neredeyse dünyanın üçte ikisi…

 

Bizim için “en uzun gün” olan oylama öncesini, 8 Temmuz 1999 tarihli Cumhuriyet gazetesinde şöyle yazmışım:

 

“UIA'nın Meksikalı bayan başkanı Sara Topelson de Grinberg, oylamaya geçmeden önce 'Türkiye'ye bir sorum var' diyor ve ekliyor: '2005 Dünya Kongresi'nin açılış seremonisi için en az 10.000 kişilik bir salon gerekebilir. İstanbul'da bu olanağınız var mı?'

 

(Ahmet Sönmez, bu ve bunun gibi sayısız soruların tümüne, toptan bir “yes”le yanıt verdikten sonra) Abdi İpekçi Spor ve Gösteri Salonu'nu kastederek, 'aynı anda 12 bin 500 kişiyi de bir mekânda buluşturabiliriz' diyoruz.

 

Yine oylama öncesindeki kulislerde bazı 'Batılı' ülke (İngiltere) delegelerinin, Türkiye'de “insan hakları” sorunu yaşandığını ve bu nedenle 2005 yılında hükümetleri tarafından 'İstanbul'a gönderilemeyecekleri' riskinin bulunduğunu söylediklerine de tanık oluyoruz.

 

Bu siyasal engellemeyi, Türkiye'nin bir uygarlıklar ülkesi olarak tarih boyunca insanlığa düşünce, felsefe ve inanç konularında 'kültürel önderlik' ve hatta 'kaynak' oluşturduğunu anlatarak aşmaya çalışıyoruz.

 

Derken, UIA Genel Başkanı, kapalı oylamayla yapılan ilk tur seçim sonuçlarını, 'Hiçbir aday yüzde 50'yi aşamadı' diyerek şöyle açıklıyor: 'İstanbul 77, Nagoya 61, Floransa 54 oy aldı...'

Ardından, sadece ilk iki kent arasında yapılan oylamanın sonuçları ise salonda bir alkış tufanıyla karşılanıyor ve rakamlar ilan edilir edilmez oturduğumuz koltukların etrafı kuşatılarak dünya mimarlarınca kucaklanıyoruz, kutlanıyoruz. Sara Topelson'un sesi bu kez sanki daha yumuşak ve sevimli geliyor… “İstanbul 110 oy, Nagoya 80 oy aldı. Türkiye Mimarlar Odası'nı kutluyorum...'

 

“KUTLAMALAR” SÜRÜYOR…

Bugünlerde de, aralarında Topelson’un da bulunduğu hemen tüm eski ve yeni UIA yöneticilerinin yanısıra, İstanbul’a gelen dünya mimarlarından aldığımız kutlama mesajları hâlâ sürüyor…

 

Aynı kutlamaya, sadece meslektaşlarımız ve ilgililer değil, sokakta rastladığımız, otobüste yan yana oturduğumuz, tatilde karşılaştığımız, otopark görevlisinden mahallenin kasabına kadar, tanıdığımız tanımadığımız herkes katılıyor…

 

Bu nedenle ilk teşekkürümüz, bizlere bu görevi vererek, Beijing’den sonra İstanbul’da da aynı tarihsel onuru paylaştığımız meslektaşlarımızadır…

 

Aynı şekilde, ülkemizin ve mimarlarımızın sosyo-ekonomik gerçekliği içinde (İstanbul’a özel “indirim”ler sağlasak bile) onca doları ve masrafı göğüsleyerek ulusal katılımı güçlü kılan meslektaşlarımızı da kucaklıyoruz…

 

Başta Organizasyon Komitesi, Bilim Komitesi, Mali Komite, Ulusal Eşgüdüm Komitesi ve uzun erimli çalışmalarını UIA Taşkışla Ofisi’nde tamamlayan tüm emektarlarımız olmak üzere, merkez ve şubelerdeki arkadaşlarımıza ve çalışanlarımıza, gönüllü katkılarıyla gücümüzü arttıran tüm dostlarımıza ve öğrenci kardeşlerimize de sadece Odamız adına değil, Türkiye mimarlığı adına şükran duymaktayız…

 

Gerek Türkiye Kongreleri sürecinde, gerek UIA Kongresi ve Genel Kurulu ev sahipliğimiz için, kurumların kamusal ve özel destekleri, profesyonel organizasyon hizmetleri ve sponsorluklar içinse gazetelerde de yayımladığımız teşekkür listemiz oldukça geniş…

 

UIA 2005 - 22. İstanbul Dünya Mimarlık Kongresi ve 23. UIA Genel Kurulu, hepimizin ve ülkemizin “yüzakı” bir uluslararası etkinlik olarak 21. yüzyılın unutulmazları arasında yer alacaktır…

 

COŞKUNUN “BURUK”LARI

Bu büyük sınavın elbette ki aksayan yanları, gerilimleri, eksikleri ve kimi beklenmeyen sıkıntıları da vardı…

 

Bunların da neler olduğunu ilerleyen zaman içindeki yayınlarımızda anlatarak, dünya mimarlarının İstanbul buluşmasına ait eksiksiz bir “belgesel” arşivi, Odamızın ve ülkemiz mimarlığının belleğine kazandırmış olacağız…

 

Şimdilik şu kadarla yetinelim ki kongre ve genel kurul sürecindeki coşkuya zaman zaman “buruk” duygular katan tek şey, kimi meslektaşlarımızdaki “MYK’ya ve Oda’ya muhalefet” saplantılarından kaynaklanan vefasız ve içtenliksiz davranışlardı.

 

Örneğin, UIA Genel Saymanı, ABD’li mimar Donald Hackl kongre günlerinde ziyaret ettiği İstanbul’daki bir mimarlık bürosunda; “Vadi tasarımı yarışmasının ödül paralarının hâlâ ödenmediğini(!)” öğrenmişti… Kendisine o ödemenin aylar önce ve üstelik Kültür Bakanlığı’nın sözünü tutmaması üzerine Oda bütçesinden yapıldığı söylense bile, bu garip ve gerçek dışı “jurnal”lik olayı, hepimiz için bayram gibi olan bir ev sahipliğinde “burukluk” yaratmıştı bile…

 

Benzer şekilde, gazetelerde, televizyonlarda, web sitelerinde röportajları ve yazıları yayımlanan kimi mimarlar da “evsahibinin Mimarlar Odası olduğunu söylememekte” öylesine özenli ve dikkatli idiler ki, onları dinleyenler, bu büyük mimarlık buluşmasını “kendiliğinden” olmuş sandılar...

 

 

Hele, bunlar arasında, katılımın yüksek oluşunu, iki yılı aşkındır kesintisiz süren çalışmaları, bir yıla sığdırılan 7 Türkiye Kongresi’ni ve dünyayla sürekli haberleşmeleri özveriyle, gece gündüz demeden kotaran emektarlarımızın değil de, sadece “İstanbul’un çekiciliği”nin sağladığını söyleyen meslektaşlarımıza acaba ne demeliydi?

 

MİMARLIĞIN EVRENSEL KÜLTÜRÜ

Yeniden 6 yıl önceye dönersek; Beijing’deki ilk gün dağıttığımız “Anadolu’dan Dünya Mimarlarına Mektup” başlıklı bildirimizde şunları yazmışız:

 

“Globalleşme süreci, bir yandan yerel ve bölgesel kültürleri erozyona uğratırken, bir yandan da aynı kültürler kendilerini bu erozyondan koruyabilmek için ırkçı ve şoven akımların etkisine kapılarak, kendi dışlarındaki kültürlere karşı barış ve hoşgörü duygularını yitiriyorlar. Böylece dünya bu kez de etnik çatışmaların ve soykırımlara kadar tırmanan militarist politikaların gerilimine sürükleniyor.

İşte bu sürece karşı dünyadaki tüm kültürleri eş saygınlıkta gören ve her kültürün bir diğeriyle ilişkisini uygarlığın gelişmesindeki deneyim ve birikim alışverişi olarak yine eş saygınlık ilkesi içinde savunan dünya mimarlarının görevi ise 21. yüzyılın bir kültürler arasında dayanışma ve işbirliği çağı olarak yaşanmasına katkıda bulunmaktadır…”

 

İstanbul buluşmasındaki çok sayıda konuşma ve bildiride de işte bu dilekler sadece söylenmedi; adeta “yaşandı”…

 

Dünyadan katılan mimarların büyük çoğunluğunun aynı zamanda “kent plancısı” oldukları kongrede, UIA Genel Başkanı Jaime Lerner’ın özellikle üzerinde durduğu “mimarlık ve kentler” teması bağlamındaki değerlendirmelerde ise özetle;

 

- Mimarlığın “kentsel sorumlulukları”nı daha da önemsemesi ve şehircilik ile mimarlığı ayrıştırmaya niyetlenen “küresel kent” dayatmalarına karşı, yine “küresel tavır” alınması gerektiği;

- Mimarlıkta “çağdaş”lığın tek tip dünya mimarisi olarak değil, “kültürel” ve “toplumsal” özellikleri gözeten bir “yerindelik”le yaşama geçirilmesi;

- Mimarın ise aynı zamanda “sosyal” bir görev üstlendiği ve yaşanılır mekânların tasarımı ile “üretimi” arasındaki politik karar ve uygulama bağlarının kurulmasında da aktif rol almasının kaçınılmaz olduğu;

en sık vurgulanan hedef ve beklentilerdi…

 

HABİTAT’TAN “ÖNCE”…

UIA Kongreleri’ndeki “geleneğe” uygun olarak, kapanış oturumunda okunarak “alkışlar”ın ardından ilan edilen İstanbul Deklarasyonu’nda da küresel yozlaşmaya karşı ulusal ve bölgesel değerlerin mimarlıkta ve şehircilikte öncelikle gözetilmesi gerektiği, dünya mimarlarının ortak kararı olarak yer aldı…

 

İşte böylesi bir kongreye hazırlık için düzenlediğimiz Türkiye Kongreleri’nin hemen tüm çağrı metinlerinde; “Habitat II’den sonraki en büyük uluslararası kent ve mimarlık buluşması” tanımını kullanmıştık.

 

Ne var ki 2005 katılımı, 1996 katılımının bile çok üstünde gerçekleşti…

 

Öyle görünüyor ki, Birleşmiş Milletler fonlarıyla ve “devlet bütçesinden” büyük katkılarla gerçekleşen 1996 İstanbul Habitat Kent Zirvesi, bundan böyle “UIA 2005 İstanbul’dan sonraki…” diye anılacak…

 

Üstelik devletin de adeta “misafir” gibi katıldığı bir kongreden sonraki…

 

Bu “sivil zafer”i de ülkemize ve demokratik yaşantımıza armağan eden Mimarlar Odası emektarlarını, herhalde “toplumsal ve kültür tarihimiz” kuşaktan kuşağa sevgiyle anacaktır… 

 

 











ARAMA ARŞİV