Dünya mimarlarını İstanbul’dan ülkelerine uğurladıktan sonra “artık biraz dinlenelim” dediğimiz andan itibaren son yılların belki de en “dinlencesiz” yazını yaşadık. Dünya Mimarlık Kongresi 10 Temmuz’da bitse bile, “ev sahipliğinin sorumlulukları” bitmek bilmiyor…
Kongre’ye ve UIA Genel Kurulu’na ait dokümanların derlenmesi; kamuoyundaki olumlu ve olumsuz yankılarının değerlendirilip, meraklı soruların ve eleştirilerin yanıtlanması; parasal durumun gözden geçirilmesi; kimi profesyonel yardımcıların, bu Kongre’nin Mimarlar Odası tarafından düzenlendiğini ancak “alacaklı” kalınca anımsamaları; kutlamalara ve eleştirilere yanıtlar; organizasyonu yüklenen konsorsiyumla “hesaplaşma” görüşmeleri… yazın bitimine ertelenemezdi…
Başta Hükümet’in yeni imar afları anlamına gelen “imar ulufeleri” yasaları olmak üzere, ayrıcalıklı yapılaşma haklarını bu kez tarım alanlarına da bulaştıran düzenlemeleri de yaz tatili dinlemedi. Benzer şekilde İstanbul’daki Haydarpaşa ve Galata Port projelerinin “engelsiz” gerçekleşebilmesi için çıkartılan özel yasalara dayalı işlemler için de “rant bürokrasisi” sonbaharı beklemedi…
BU KEZ “DAVALI” OLDUK…
Bütün bunlara;
- UIA Kongresi Vadi Tasarım Yarışması birincisi mimarın, bilinen nedenlerle “belediyece uygulanamayan” projesi için Odamız aleyhine açtığı tazminat davası;
- SMM Yönetmeliğimizdeki mimarlık tanımını tepeden inme “daralttıkları” için yakıştırdığımız “darbe” sözünü “hakaret” sayan TMMOB yöneticilerinin tarafımıza açtığı “tazminat davası”;
- Ardından Şehir Plancıları Odası’nı yönetenlerin aynı yönetmeliğimizdeki “daraltılmış” mimarlık tanımını bile “mimarsız kent planlaması” anlayışları açısından yetersiz bularak açtıkları “iptal davası”;
gibi davalar eklenince, yaz aylarımız Mimarlar Odası için adeta “hukukta uzmanlaşma ayları” olmaya başladı.
Derken, yine aynı yönetmeliğimize bu kez de Serbest Mimarlar Derneği (SMD) ile bir kısım “serbest mimar” meslektaşlarımızın dava açtıklarını, Danıştay’dan gelen ve “savunmamız” istenen ara karardan öğrenince de anladık ki 2005 yılı artık “mimarlığı ve Oda’yı savunma yılı” olmaya aday görünüyor…
Üstelik, 50 yıllık gelenek bile bozularak…
Yani, sadece iktidarlara, rant çevrelerine ve mimarlığı çıkarları önünde engel sayan ekonomik ve siyasal çevrelere karşı savunma değil…
Aralarında, yıllarca Odamıza emek vermiş meslektaşlarımızın da “Oda’dan davacı” olarak yer alabildikleri “mimarlar”la birlikte TMMOB ve diğer “mimarlığa göz koyan” meslek odaları yöneticilerine karşı sanki mimarlığı ve Odamızı savunma yılını yaşıyoruz…
DAVADAN “HABERSİZ” DAVACILAR
Bunlar içinde özellikle şu “serbest mimarların mesleki denetim davası”nın üzerinde biraz durmak gerekiyor.
Odamızı ve bizleri “davalı” yapan dava dilekçeleri arasında kuşkusuz en önemsediğimiz bu oldu… 10-11 Eylül 2005 günlerinde Bursa’daki MYK toplantısında böylesi bir “vefasızlığı” örgütümüzün temsilcileriyle birlikte irdeledik. Tüm katılımcıların adeta “infial” içinde oldukları bir ortamda, bu meslektaşlarımız ve “davaları” hakkında nasıl bir duruş göstereceğimizi belirlemek, açıkçası kolay olmadı.
Çünkü, davanın bizim için asıl önemli yanı, Nevşehir’deki Genel Kurul kararımızla son şekli verilen ve TMMOB’nin daraltmasından arta kalan kısmıyla Resmî Gazete’de yayımlanabilen “yaralı” bir yönetmeliğimize, bu kez en ağır darbenin ise “mimar”lardan gelmesiydi…
Aynı mimarlar, hem yönetmeliğin temel varlık nedenlerinden olan, hem de Odamızın en temel çalışma alanını ve mimarlık adına kamusal sorumluluklarını içeren “mesleki denetim”e karşı, hatta bu uygulamanın “iptalini” hedefleyen bir dava açmışlardı.
Dahası, aralarında Oda Genel Başkanlığı da dahil, değişik Oda görevleriyle birlikte “mesleki denetimin kurumsallaşması” için yıllarını vermiş mimarlar bile vardı.
İşte böylesine “şaşırtıcı” bir “davacılar” listesi karşısında, dava hakkında ciddi kaygılara düşen MYK’nın, davacı mimarlardan açıklama isteğini içeren kararını bültenimizden de okuyabilirsiniz.
Nitekim, kararın alındığı Bursa toplantısının ardından MYK üyemiz Aysel Çetinsoy davacılardan Salih Zeki Pekin’le görüştüğünde, SMD yönetimine “mesleki denetimin iptali” amacıyla açılacak bir dava için vekalet vermediğini, Oda’nın bu uygulamasına temel ilke olarak karşı olmadığını, tam tersine savunucusu olduğunu söylemesi, kaygıları haklı çıkartmıştı. Acaba, Odamızın eski başkanlarından ve SMM Yönetmeliği’nin emektarı Salih Zeki Pekin’in adı, bu davada nasıl “davacı” olarak yer alabilmişti?
Benzer şekilde yine eski başkanlarımızdan Bora Akçay da Genel Merkez’i arayarak, davadaki “dava konusu” için vekalet vermediğini belirtti. Bu nedenle davadan “feragat” edeceğini de Bursa Şubemize yazıyla bildirdi. Acaba, Bora Akçay’ın da adını “kendinden habersiz” davacılar arasına yazan SMD, bunu nasıl açıklayacaktı?
Doğan Hasol’la konuştuğumuzda da aynı “garip durum”un onun için de geçerli olduğunu öğrendik. Yıllar önce ortak belge uygulaması ve mesleki denetimin önde gelen emektarları arasında yer aldığını da anımsatan Doğan Hasol bile “okumadığı” bir dava dilekçesindeki imzasıyla “Oda’nın mesleki denetim uygulamasını iptal ettirmek isteyen bir davacı” olmuştu…
Genel Başkan Yardımcımız Bülend Tuna’nın, yine davacılar arasındaki Ersen Gürsel ile yaptığı görüşme ise “farklı” bir söylemle geçti. Davayı “bilgisi dahilinde” açtıklarını dile getiren Gürsel’in yanısıra diğer davacılar da bültenimiz basılırken MYK kararında istenen açıklamalarını henüz iletmemişlerdi…
YARGIYA DA ANLATABİLİRSEK…
Evet… Yaz aylarını işte böylesine yoğun bir “hukuksal gündemle” geride bırakarak sonbaharı yaşıyoruz…
Kent, kültür ve çevre değerlerimizle birlikte mimarlığın bu değerler karşısındaki kamusal ve mesleki sorumluluklarını içeren davalarımızda yeni hukuksal kazanımlar elde edeceğimizden kuşkumuz yok.
Eğer mahkemelerde, bunlarla birlikte;
- TMMOB yöneticilerine de “hakaret” değil, onların Genel Kurul kararlarımızı hiçe sayarak “demokratik tüzel kişiliğimize hakaret etmeleri”ne 30 bin mimar adına eleştiri yönelttiğimizi;
- Şehir plancılarının istedikleri “mimarlık yoksunu kent planlaması”nın dünyada hemen hiç örneği olmadığını; bu isteğin bilimsel ve kültürel nedenlere değil, “meslek yetkisi” kaygılarına dayandığını;
- Vadi Yarışması’nda Jüri’nin de “tavsiyeler”de bulunarak seçtiği projeye uygulanma koşulları bulunamayışındaki temel nedenin Oda değil, projenin niteliği ve mimarının kendi tutumu olduğunu;
- SMD’nin de Oda’nın mesleki denetim işlevini yok etmek istemesinde, “tasarım özgürlüğü”nü sağlamak değil; mimarlığın toplumsal ve mesleki sorumluluklara uygun yerine getirilmesini öngören kamusal kurallar karşısında “davranış özgürlüğü”nü elde etmek niyetinin yattığını…
yargıçlara da anlatabildiğimiz zaman, diğer onca konu ve sorun arasında bunları da savunmakla geçeceği anlaşılan kış aylarının ardından, “ülkemiz mimarlığının ve Odamızın esenliğini” de kutlayacağımız bir bahar gelecek…
Bu umut içinde görev yaparken, sadece kurumsal birliktelikleriyle değil, çalışmalarımızdaki asıl coşku kaynağımızı oluşturan dostluk ve arkadaşlıklarıyla da dayanışmalarını esirgemeyen tüm Oda yöneticilerimize, meslektaşlarımıza ve emektarlarımıza teşekkürlerimizle…