Şubat-Mart 2008
GÖZLEDİKLERİMİZ, GÖRDÜKLERİMİZ VE GÖREVLERİMİZ
MERKEZDEN

  41. Olağan Genel Kurul’a Doğru ..
  Şube Genel Kurulları Sürüyor ..
  “Mimar Kemaleddin: Tarihin Dönüm Noktalarında Bir Yaşam” Sergisi Türki ..
  TC Kültür Bakanlığı “Kültür ve Sanat Büyük Ödülü” Metin Sözen’e Verild ..
  TC Kültür ve Turizm Bakanlığı 2. Ulusal Mimarlık Koruma Ödülleri Sahip ..
  Mimarlık Okumaları Atölyesi’nin İlki Düzenleniyor ..

SMGM ÇALIŞMALARI

  1. SMGM Çalıştayı Yapıldı ..
  Yeni SMG Eğitimleri ..
  Bilirkişilik Kitabı Yayımlandı ..
  Mimarlık Hizmetlerinde Temel Kavramlar Kitabının 3. Baskısı Yayımlandı ..
  SMGM Tarafından Kredilendirilmeye Tabi Tutulacak Eğitimler ve Etkinlik ..

ULUSLARARASI İLİŞKİLER

  Torino 2008: 23. UIA Dünya Mimarlık Kongresi’ne Kayıtlar Başladı ..
  UIA 2008 Torino Mimarlık Kongresi Kapsamında İki Uluslararası Yarışma ..
  TOTEM- UIA 2008 Uluslararası Mimarlık Öğrencileri Yarışması ..
  UIA 2008 Torino Danışma Noktası (Info Poınt) Tasarımı Fikir Yarışması ..
  Nisan 2008’de ACE Konferansı: “Geleceği Tasarlamak: Pazar ve Yaşam Kal ..

ŞUBELERDEN

YASAL DÜZENLEMELER

  TOKİ Başkanlığı Satış, Devir, İntikal, Kiraya Verme, Trampa, Sınırlı A ..

ODA YAYINLARI

  SÜRELİ YAYINLAR ..
  SÜRESİZ YAYINLAR ..

YİTİRDİKLERİMİZ

  Yitirdiğimiz meslektaşlarımızı saygıyla anıyoruz... ..

GÖZLEDİKLERİMİZ, GÖRDÜKLERİMİZ VE GÖREVLERİMİZ

Mimarlar Odası birimlerinde genel kurullar süreci devam ediyor. Doğal olarak geçtiğimiz dönem içerisinde ülkemizle, mesleğimizle ilgili gelişmeler, gözlediklerimiz, gördüklerimiz, yaptıklarımız, yapamadıklarımız hatırlanıyor, irdeleniyor. Gerek yerel ölçekte, gerekse ülke genelinde yaşananlara yönelik değerlendirmeler yapılıyor, Odanın politikaları, farklı yaklaşımlarla ele alınıyor, sorgulanıyor. Bu sürecin bazı önemli noktalarını, kentleşmeyle doğrudan ilgilenen bir meslek örgütü olarak, geçtiğimiz dönemde gördüklerimiz, gözlediklerimiz, tepkilerimiz, endişelerimiz ve beklentilerimizin neler olduğunu hatırlatmak isterim.

Odamız 22 Temmuz seçimleri öncesinde, yapısal pek çok sorunun tartışılacağı, siyasi duyarlılığın arttığı bir ortamda, görüşlerini bir raporla kamuoyuna açıklamış, bugün de sürmekte olan anayasa tartışmalarıyla ilgili şunları vurgulamıştı: "Özgürlükçü, çoğulcu, barışçı, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti anlayışı ortak paydasında, hukukun evrensel ilkeleri ve değerlen ile örülmüş yeni bir anayasanın hazırlanmasının; buna bağlı olarak seçim barajlarının kaldırılarak toplumun bütün kesimlerinin siyasal temsiline olanak tanıyan bir seçim yasasının benimsenmesinin öncelikli hedefler olduğunu düşünüyoruz. Temsili demokrasinin katılımcı demokrasiye evrilmesi, katılımcılığın teşvik edilmesi, seçenlerin seçilenleri izlemesi, denetlemesi ve uyarmasını olanaklı kılacak mekanizmaların oluşturulması, demokrasinin sağlıklı bir işlerliğe kavuşması için gerekli açılımlardır."

Genel seçim ortamında ne yazık ki, hemen hiçbir asii ve ciddi konu tartışılamamış, iktidar partisinin 5 yıllık icraatlarına karşılık sosyal muhalefet yeterince yapılamamış, asıl sorunlar gündeme taşınamamıştır. Seçim düzleminde AKP'den hesap sorulması gerekirken, AKP mağduriyetini gündeme getirerek neredeyse muhaliflerinden hesap sorar olmuştur. Genel seçimlerde AKP'nin oy oranını yükselterek yeniden iktidara gelmesi, toplumsal gerilimin azalmasından ziyade, endişelerin daha da artmasına neden olmuş; üstelik politikalarının onaylandığı söylemini kullanan AKP yönetimini daha pervasız hale getirmiştir.

Türbanla üniversiteye girebilme hakkı dışında başka bir özgürlüğü ağzına dahi almayan AKP'nin, dini istismar eden söyleminden, toplumun laik-anti laik kamplara bölünmesineyol açabilecek tutumlarından rahatsız olanların, AKP'nin kentleşmeyle ilgili icraatlarına karşı da seslerini yükseltmeleri, yapılan yanlışlara ortak olmak bir yana, doğal olarak karşı çıkmaları beklenir. Ne yazık ki, AKP yönetiminin kentlerimizle, özellikle de İstanbul'la ilgili hedeflerinin ve genel politik söylemiyle bütünleşen kararlarının, AKP'ye mesafeli duranlarca bile benimsenebildiğini üzülerek gözlüyoruz.

Tamamlamakta olduğumuz dönem içerisinde ülkemizin ve kentlerimizin küresel sermayenin yarattığı olağanüstü bir rant baskısına maruz kaldığını; özellikle İstanbul'da hemen her gün bir büyük imar hamlesi haberinin günlük basında yer aldığını, kentimizi yaşanılır kılabilmek, yaşam kalitesini yükseltmek amacıyla değerlendirilebilecek alanların birer birer yapılaşmaya açıldığını gördük.

Kentlerimizin şekillenmesinde mimarlığın daha fazla dikkate alınmasını, kent planının meslek odalarının, üniversitelerin, kentli kuruluşların geniş bir katılımıyla irdelenerek, benimsenerek hayata geçmesini beklerken, emlak yatırımcısı grupların baskılarıyla şekillenen ve sürekli değişen bir planın apar topar onaylanabildiğini gördük.

İstanbul'un 2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti seçilmiş olmasından dolayı mutlu olduğumuzu, ancak bunun yaratacağı olumlu rüzgârın kültür ve sanat yapılarının artması, mevcutlarının bakımının yapılması için değerlendirileceğini düşünürken, tiyatrolarımızın, kültür yapılarımızın hem de Kültür Bakanlığımız eliyle yıkılmak istendiğini gördük. Tarihî kültürel mirasımızı ve Cumhuriyet dönemi yapılarının korunamadığını, mimarlık tarihimizin köşe taşı olabilecek değerli yapıların, ilave imar haklan ve gösteriş tutkusu nedeniyle birer birer yok edilmeye çalışıldığını gördük.

Tarihî Yarımada'nın UNESCO Dünya Mirası listesinden çıkarılabileceği endişesini yaşadık, bir yandan böylesi bir talihsizliğin yaşanmaması için çaba gösterir, toplantılar yaparken, yakın zamana kadar ayakta kalabilmiş pek çok yapının sudan sebeplerle yok edildiğini gördük. Restorasyon hizmetlerine daha fazla kaynak ayrılmasını yıllardır söyleyen bir kurum olarak, Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün 2007 yılında 2007 adet restorasyon ihalesi yaptığı müjdesiyle irkildik; anıt eserlerin restorasyonunda gereken titizlikte bir hizmetin verilemediğini gördük.

Kentlerimizin çöküntü bölgeleri haline gelmiş pek çok tarihî yerleşim yerinin, yeni yapılanmaların baskısı altında olduğunu, dünya kentleri için bulunmaz fırsat olarak görülebilecek böylesine zengin bir birikimin, sadece arsa olarak değerlendirilmek istendiğini gördük.

Mimarlığın kentleşmedeki rolünün artmasını, yaşanan imar keşmekeşinin planlı bir kentleşmeyle, mimarinin daha fazla devreye girmesiyle giderileceğini, bunun için çözüm üretilmesi gerektiğini söylerken, kentlerimizin mimarlık eliyle de bozulabileceğini gördük. Mesleğimizin önemli bir ayrıcalığı olan yarışma kültürünün zedelenmeye başladığını, önemli kentsel alanların yarışmalar yoluyla imara açıldığını gördük.

Mimarinin dilinin evrensel olduğunu, ülkemizin yakın uzak tarihi içerisinde pek çok yabancı mimarın eserinin kentlerimizde yer aldığını, bunların mimarlık tarihi derslerinde de gösterildiğini, bu anlamda bir yabancı düşmanlığının söz konusu olmadığını içtenlikle söylerken; bazı ünlü yabancı mimarların, yanlış ve haksız imar uygulamalarını perdelemek için ülkemize davet edildiklerini gördük, istanbul Büyükşehir Belediye Başkanı meslektaşımız Kadir Topbaş'ın "herkes ipek kumaş dike-mez" diyebildiğini, ülkemizde geçerli imar hukuku çerçevesinde henüz çalışma izni bile alma zahmetine katlanmayan bu yabancı mimarlara, büyük iltifatlarla önemli kentsel projelerin sorumluluğunun verilebildiğini gördük.

Öte yandan, meslektaşlarımızın kendilerini sadece projelerini üstlendikleri yapıların parselleriyle sınırladıklarını, kentle ve kentleşmeyle çok da ilgilenmediklerini gördük. Hatta bazı meslektaşlarımızın, bu büyük imar pazarından pay alabilme telaşı içine girdiklerini, merkezî ve yerel yönetimin her gün bir yenisini piyasaya sürdüğü yanlış ve haksız imar uygulamalarına karşı Mimarlar Odası'nın yürüttüğü mücadeleden rahatsız olduğunu gördük.

Şüphesiz ki bütün bunları sadece görmekle, gözlemekle yetinmedik. Geçtiğimiz dönemde, daha önceki dönemlerde olduğu gibi, Mimarlar Odası olarak tarihsel birikimimizin ve deneyimimizin gücüne dayanarak, gerek yerel yönetimlerin, gerekse merkezî yönetimin uygulamalarını yakından izlemeyi ve gerekli müdahaleyi yapmayı, kamuoyunu bilgilendirmeyi sürdürdük. Kentlerimizin nabzını tutmayı, yerel yönetimle-rin gölge kabinesi gibi çalışabilmeyi öğrendik; kentle ilgili kararlarda söz sahibi olduğumuzu, her ortamda görüşlerimizi dile getirdiğimizi öğrendiler. Kimine öfkeyle, kimine ciddi bir endişe duyarak, ama hep mesleğimizin, ülkemizin yararına, toplum ve kamu adına bir görev duygusuyla hareket etmekte tereddüt göstermedik.

Tıpkı usta satranç oyuncularının hamlelerinin algılanabilmesi ve oyunun takip edilebilmesinin, yorumcuların açıklamalarıyla mümkün olabilmesi gibi, benzer şekilde, kentlerimizle ilgili bazı kararların da deşifre edilmesi, yorumlanması gerekiyor. Mimarinin dünyanın herhangi bir yerinde görülebilecek bir yapının bu topraklara ışınlanması işlemine; planlamanın ise arsa sahibiyle yatırımcının pazarlığı olarak görülmesine indirgendiği ortamlarda, bizim anladığımız anlamda mimarlığın ve planla-manın bu olmadığının, sağlıklı kentleşmenin, yaşanılır kentler yaratmanın çözümünün bu olmadığının özellikle vurgulanması, kamuoyuna açıklanması gerekiyor. Mimarlar Odası'nın bugüne kadar yaptığı, bugünden sonra da daha iyi bir şekilde yapması gereken Özetle budur.


Bülend Tuna
Mimarlar Odası Genel Başkanı


  
ARAMA ARŞİV