KORUMA / YAŞATMA
Üretim Mekânından Anı Mekânına: Korunamayan Bir Değer Olarak Muğla Bahçeleri
Feran Özge Güven Ulusoy,
Arş.Gör.Dr., Eskişehir Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü;
Nuray Özaslan,
Prof.Dr., Eskişehir Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü
Kır - kent arakesitinde yer alan, insanın doğayla ve üretim biçimleriyle olan ilişkisinin bir unsuru olan kent bahçeleri, 20. yüzyılın kentleşme olgusu sonucunda yapılaşma alanlarına dönüşüyor. Yazarlar, bugünlerde mekânsal izlerini sürmenin oldukça güçleştiği ve bu izlerin gün geçtikçe kaybedildiğine dikkat çekerek kent bahçelerinin, kentte yaşayanların belleğinde, anılarında ve hikayelerinde mekânsal kodlarıyla beraber var olmayı sürdürdüğüne işaret ediyor. Bu çalışmada Muğla Menteşe bahçelerini odağına alan yazarlar, geçmişte tarımsal üretimin, sosyal ve ekonomik hayatın bir parçası olan, ancak korunamayan ve yok olan kent bahçelerini, bugünün zaman - mekânsal bağlamında “anı mekânları” olarak değerlendiriyor.
Geleneksel kentsel dokularda, kentlerin bitişiğinde ya da yakınında bulunan, yapılı alan ve açık alan dengesinin değiştiği kırsal alanlar, sahip olduğu kaynaklar açısından önem taşıyan, doğal, ekonomik, kültürel, toplumsal ve politik açıdan da karmaşık sistemlere sahip alanlardır.[1] Kent - kır sınırı arasında kalan ve mekânsal farklılaşma gösteren bu geçiş bölgeleri aynı zamanda farklı işlevsel alanları da barındıran fiziksel boşluklardır. “Büyümekte olan kent merkezi ile onun kırsal etki alanı arasında kalan yer”[2] olarak tanımlanan bu “kent çeperlerinde” kalan alanların önemli kullanımlarından biri de bahçelerdir. İnsanın doğa ve toprak ile olan ilişkisinden doğan, yüzyıllar boyunca, ekonomik, kültürel ve toplumsal ilişkileri de şekillendiren bahçeler, kent çeperinde yer alan, kente ait ama kırsal olana ait eylemleri barındıran alanlardır. Bahçeler, kent ve kır kültürüne dair gündelik hayat pratiklerini belirleyerek, insanların davranış biçimlerini şekillendiren alanlar olurken aynı zamanda, kentte yaşayanların anlam ürettiği yerler de olmuşlardır. Dolayısıyla bu alanlar, fiziksel boşluğa eklemlenen hafıza katmanıyla da bütünleşmiş alanlardır.
Kentsel gelişme sürecinde, kentler gelişim alanlarına doğru mekânsal yayılımını gerçekleştirirken, geleneksel kentsel dokular ve çeperleri de dönüşüme uğramıştır. Kentsel mekânın dolu-boş alan dengeleri değişmiş, doğanın bir parçası olan toprağın mekânsal değeri ise göz ardı edilmiştir. Kentleşmenin odağı, henüz “kentleşmemiş” mekânsal boşlukları rant kaynağı haline getirmek ve kentlerin dolu-boş ilişkileriyle oluşan anlamlı bütününe zarar vermek olmuştur.[3] Kent bahçeleri tam da bu alanlarda yer aldığı için, kentleşmenin baskısının doğrudan yansıdığı kentin büyüme aşamalarında ilk müdahale edilen alanlar olmuşlardır. Salt fiziksel boşluklar olarak ele alınan bu alanların sosyo-kültürel, ekonomik, fiziksel ve işlevsel unsurlar barındırdığı ve korunması gerekli bir değer tanımladıkları göz ardı edilmiştir.
Bu çalışmanın konusunu, geçmişin önemli üretim mekânları ve tarım alanları olarak değerlendirilebilecek Muğla kent bahçeleri oluşturmaktadır. Muğla kent bahçeleri, geçmişte aktif kullanımlarıyla kentsel kurgunun hem fiziksel ve işlevsel olarak hem de kültürel bir pratik olarak önemli bir parçasıyken bugün yerini kentleşmenin baskısıyla beliren doluluklara terk etmiştir. Oysa bahçeler, kaybolmalarına rağmen kentte yaşayanların ekonomik ve kültürel hayatlarında bıraktığı izlerle önemli bellek mekânlarıdır. Bu çalışma kapsamında, izi insanların belleğinde ve eski haritalarda sürülebilen, 20. yüzyılın ortalarına kadar işlevselliğini sürdüren Muğla kent bahçeleri yok olan önemli bir değer olarak ele alınmıştır. Çalışma, hem mekânsal boşluk olarak geçmişte varlık gösteren bahçelerin kentin anlamlı bütünündeki yerini ortaya koyacak, hem de işlevini sürdürememesi nedeniyle oluşan “yokluğun” anımsatma gücünü tartışacaktır.
Koruma literatürü neyin korunacağı üzerine temellenirken somut ve somut olmayan miras dahi olsa hep bir “varlık”ı ele almaktadır. Oysa yokluğun, bir varlığın artık olmayışının geride bıraktığı kentsel boşlukların[4] veya dolulukların işlevleri veya koruma tartışmalarındaki yeri geri planda kalmaktadır. Boşluğun korunması başlı başına bir kavramsal açılım gerektirirken, geçmişte kentte yer alan bir boşluğun artık yokluğunun tartışılması ise söz konusu olmamaktadır. Yok olanın nasıl korunacağı ya da yok olanın niye korunması gerektiği bu noktada ortaya çıkan önemli bir husustur. “Yok” olanın da korunup yaşatılması hem anlamlı bir bütün olarak düşünüldüğünde kentlerin fiziksel unsurlarının korunması için önem taşımaktadır hem de toplumsal ve kültürel bir üretimin parçaları olarak “yokluk”larının anımsatma gücüyle önemli görülmektedir. Çalışma bir yandan kentleşmenin getirdiği baskı ile yok olan ve korunamayan somut ve somut olmayan bir değer olarak Muğla Menteşe bahçelerini bugünün anı mekânları olarak irdelemeyi ve dönüşümlerini ortaya koymayı amaçlarken, bir yandan da Türkiye mimarlık kültüründe kendine sıklıkla yer bulamayan bir unsur olarak kent bahçelerini yokluğun getirdiği anımsatma özelliği bağlamında tartışarak hem mimarlık hem de kentsel koruma literatürüne katkı koymayı hedeflemektedir.
ÜRETİM MEKÂNI OLARAK KENT BAHÇELERİ
Kent bahçeleri, kentin yaş-sebze meyve ihtiyacını karşılayan kent içi tarım alanlarıdır. Ancak, bahçeler, salt bir tarımsal üretim mekânı olarak değil, insan, doğa ve kültür etkileşiminin mekânı olarak ele alınmalıdır. Bahçeler temel işleviyle, kıra ait gibi görünen bir pratik olan tarımın, kent-kır arakesitinde gerçekleştiği kentsel tarım alanlarıdır. Aynı zamanda, fiziksel bir varlık, işlevsel bir alan, sosyo-kültürel bir yer ve ekonomik bir kaynak olarak değer barındıran mekânsal boşluklardır.
[5] Öte yandan, geçmişin biyolojik ve kültürel çeşitliliğini sunarak izlerini bugüne taşıyan, doğa ve insanoğlunun birlikte üretimi
[6] olan kültürel peyzaj alanlarıdır. Bu kapsamda, bahçeler gibi tarımsal üretim alanları UNESCO tarafından, “sürekliliği olan ve organik olarak gelişmiş kültürel peyzaj alanları” olarak tanımlanmaktadır
[7]. Bu alanlar, ürün alımının doğal ve geleneksel yönlerini koruyan ve sürdüren alanlar olarak değerlendirilmektedir. Bahçeler de organik olarak gelişen ve süreklilik gösteren, ekonomik olarak işlevlendirilmiş, aynı zamanda bu özellikleriyle kültürün de önemli bir bileşeni olan alanlar olarak görülmelidir.
Muğla Menteşe bahçeleri, kendi kendilerine yetebilen bir tarımsal pratik olması, küçük ölçekli ticarete dahil olması, en önemlisi de insanların gündelik yaşamlarının ve dolayısıyla da kültürlerinin bir parçası olması açısından Muğla Menteşe kenti için önemli bir değer olmuşlardır. Menteşe kent bahçeleri, 20. yüzyılın ilk yarısından izlendiği kadarıyla, geleneksel yerleşimin çeperinde hem doğal bir yeşil kuşak oluşturmakta hem de kentin fiziksel sınırlarını belirlemektedir. Bu özellikleriyle 19. yüzyıl sonu İngiltere’de ortaya çıkan, Cumhuriyet’in ilanından sonra da Türkiye’de özellikle başkent Ankara’nın modern kent planlamasında göze çarpan bahçe-kent yaklaşımı ile benzemektedir. Her ne kadar benzerlikler gözlemlense de kentin hemen çeperinde, kentin temel gıda ihtiyacını karşılamak, yeşil bir kuşak oluşturmak, kentin fiziksel yayılımını kontrol etmek, ancak özellikle de yeni bir yaşama biçimi tanımlamak amaçlarını taşıyan bu yaklaşım[8], Muğla’da modern kent planlamasında yer almamıştır.<[9]
Kent içi tarım alanları olarak bahçeler, Türkiye’de en bilinen örnek olan “bostan”lar ile de benzer özellikler sergilemektedir. Kentin yaş sebze-meyve üretimini sağlayan, ticaret hayatının önemli bir parçasını oluşturan bostanlar aynı zamanda kentin önemli kimlik öğeleridir. Bostanlar, farklılaşan mahsullere göre mahallelere de isimlerini vermişlerdir
[10]. Ortalama 10-12 dönüm alandan oluşan bostanlar, temel ihtiyaçları sağlayacak kadar üretim yapabilecek büyüklüktedir. Bostanlar, yaş sebze-meyve üretimi yapmanın dışında, gıda güvenliğini sağlamakta, kentin kendi kendine yetebilmesini desteklemekte, kentsel ve kırsal alan üzerindeki olumsuz çevresel ve sosyo-ekonomik etkileri de azaltmaktadır
[11].
Muğla’daki bahçeler de ölçekleri ve kente katkıları farklılaşsa da İstanbul’daki bostanlar gibi, gündelik hayatı organize eden, ticari yaşamın bir parçası olan, kent içinde kıra ait eylemleri barındıran ve en önemlisi de kentin kimliğini doğrudan etkileyen önemli kültürel peyzaj alanlarıdır. “En küçüğünün on dönümden fazla olduğu” söylenen[12] bu alanlar, 1950’lerden sonra artan nüfus, artan konut ihtiyacı, yeni barınma biçimlerinin ortaya çıkması, yapılan yeni imar planları ve bu kapsamda su kaynaklarının kapatılması bahçelerin yavaş yavaş yok olmasına neden olmuştur.
Fiziksel varlıklarını ve işlevlerini bugün sürdüremeyen bahçeler, aynı zamanda insanların bahçelere yükledikleri anlamlar ve zihinlerine kayıt ettikleri imgeler ile kentte yaşayan insanların belleklerinde, sokak isimlerinde, yerel isimlerde varlığını devam ettirerek önemli anı mekânları olarak görülmektedir.
ANI MEKÂNLARI OLARAK BAHÇELER
Anı
[13], mekânsal olarak kodlanan, geçmiş, şimdi ve geleceğe dair farklı zamansallıkları barındıran; süreç içerisinde gerçekleşen bireysel deneyimler veya toplumsal olaylar ile ele alınan; öte yandan her hatırlama sürecinde yapılandırılan; ideolojik, politik, ekonomik ya da başka bağlamlarla araçsallaşan, dolayısıyla sembolik ve kültürel anlamda temsil edilen bir kavramdır.
[14] Anı’nın mekânları ise gerçek ve temsil arasındaki iki uca işaret etmektedir. Deneyimin mekânı gerçekken, anının mekânı sürekli yapılandırılan bir temsildir. Anı mekânları, düşünülenin aksine önemli ve etkisi büyük olaylar, kişiler ya da eylemlerle ilişkilenerek oluşmayabilir. İnsanların gündelik hayat pratiğinde gerçekleştirdiği sıradan eylemler ve bunlara ait deneyimler de anı mekânlarını var ederler.
[15] Bu nedenle çalışma kapsamında ele alınan “anı mekânı” kavramı da gündelik olana ait olağan ve rutin eylemlerle şekillenen deneyimlerin mekânlarına işaret etmektedir. Dolayısıyla anı mekânı; kentsel bağlamda, bireyin gündelik hayat pratikleri aracılığıyla deneyimlediği mekânın sabit öğeleri ile öğelerin birbirleriyle olan dinamik ilişkilerinden ürettiği; olaylar ya da eylemler aracılığıyla mekânla kurduğu ilişkiden ürettiği anlam ve anıların tamamıdır.
[16]
Geleneksel yaşamda üretimin mekânları doğrudan insanın toprakla ilişkisinin gerçekleştiği alanlardır. Bu anlamda da, tarıma dayalı üretim biçiminin gündelik hayatın faaliyetlerini ve toplumsal ilişkilerini belirleyen niteliği, toplumsal ve mekânsal hafızayı oluşturan önemli öğelerden birisidir. İnsanlar toprakla ilişki kurduğu alanları unutmamakta, hafızalarında canlı tutmaktadır. Çünkü gündelik, haftalık, yıllık hayat rutinlerinin bir parçası da bu alanlardır. Dolayısıyla, tarımsal üretimin mekânı olarak Muğla Menteşe bahçeleri geçmişte gündelik hayatın deneyim mekânları olarak yaşayanların hafızasında canlılığını koruyan anı mekânlarıdır. Yukarıdaki tanımdan ve verilen grafikten hareketle Muğla Menteşe’de yaşayan insanlar, geçmişte hem birbirleriyle hem de bahçeler ve diğer kent mekânları ile gündelik yaşam pratikleri bağlamında sürekli devingen bir ilişki kurmuşlardır. Üretim mekânları olarak sadece ekonomik ve tarımsal üretime ait yaşam eylemleri değil aynı zamanda sosyal toplumsal hayat eylemlerini bahçeler bağlamında gerçekleştirmişlerdir. Tüm bu deneyimler, bugün bahçeleri mekânsal kodlarıyla anı ve anlamlarıyla beraber anı mekânı kılmaktadır. Dolayısıyla, anı mekânları olarak bahçeler, sadece üretimin mekânı olarak değil, kent içerisinde gündelik hayattaki rutinlerin, oyunun veya herhangi sıradan bir anının mekânı olarak da hafızada yer etmişlerdir. Bu anlamda, kendine özgü mekânsal pratikleriyle, fiziksel varlığı ve insanların elde ettiği deneyimler sonucu üretilen anlamlar ve imgeler ile uzun süreli hafızada yer almaktadırlar. Toplumsal ve ekonomik yaşamın bir parçası olarak mekânsal aidiyetin ve kentsel kimliğin bir parçası olmuşlardır. Bugün fiziksel anlamda varlıklarını sürdüremeyen Muğla Menteşe’de anı mekânı olan bahçelerin izi, yer / mevki isimlerinde, sokak isimlerinde, mevcut kent mekânında kentsel boşluklarda sürülebilmektedir. Bu bağlamda tarımsal üretim pratiğinin mekânı olan Muğla kent bahçelerinin yok oluşu ve bugün anı mekânına dönüşüm süreci, çalışmanın ilerleyen bölümlerinde aktarılacaktır.
ÜRETİMİN MEKÂNINDAN ANI’NIN MEKÂNINA: MUĞLA MENTEŞE BAHÇELERİ VE DÖNÜŞÜMLERİ
Tarihsel süreklilik içerisinde Muğla ilinin Menteşe olarak bilinen merkez kenti, 20. yüzyıl ortalarına kadar, ekonomik açıdan durağan özellikler sergilemiştir. Kentin, kendi yakın etki alanının dışıyla ilişkisi belirli düzeyde kalmıştır. Bu nedenle kent, ticari anlamda kendi kendine yeten, bölgesel olarak sınırlı ilişkiler kuran kapalı bir ekonomiye sahip olmuştur. Büyük ölçekli sanayi, kentte hiçbir zaman etkin olmamış, tarımsal üretim kentin ekonomisinin büyük bir bölümünü oluşturmuştur. Sanayiye dayalı tarım ürünü üretimi, hububat üretimi, yaş sebze ve meyve üretimi kentin tarımsal üretim araçları olmuştur. Özellikle yaş sebze-meyve üretimi ve ticareti kentin bulunduğu coğrafi koşullar ve konumu, dolayısıyla da uzun mesafeler sebebiyle daha içe dönük özellikler sergilemiştir. Osmanlı döneminde insan-toprak ilişkisini değiştiren bazı düzenlemeler Tanzimat Fermanı ile gerçekleştirilmiştir. Mütesellim ve âyanların kaldırılması, muhasılların görevlendirilmesi ve Arazi Kanunnamesi’nin çıkarılması küçük toprak sahipliliğinin önünü açmıştır.
[17] 19. yüzyıl sonu itibariyle ellerinde sermaye birikimi olan Muğla’nın ileri gelen ailelerinin bu birikimi toprağa yatırma eğilimi gösterdikleri bilinmektedir.
[18]
Cumhuriyet’in ilanından sonra ülkede gerçekleşen, merkezden taşraya doğru yayılan tüm modernleşme faaliyetlerinin etkisi Muğla’da da gözlemlenmiştir. Cumhuriyetin getirdiği yeni yaşama biçiminin mekânsal temsillerinden olan yeni yapı türleri, geleneksel kentin güneyinde inşa edilmeye başlanmıştır. Kentin 1936 yılında yapılan ilk imar planı ile Cumhuriyet Meydanı ile bu meydana bağlanan beş aksın tanımladığı geniş bulvarların ve yeni işlevli yapıların inşası planlanmıştır (Resim 3). İmar planı ile aynı zamanda kentin gelişme yönü belirlenmiş, yeni konut alanları planlanmıştır. Kentte inşa edilecek stadyum için o dönem Kamil Ağa Bahçesi’nin bulunduğu alan belirlenmiştir. Bahçe alanının 1936 yılında istimlak edilerek, stadyum inşaatının başlaması, bahçelerin dönüşümü bağlamında atılan ilk adım olmuştur. 1954 yılında ise, Kürkütçü Bahçesi’nin yerine Yalçın Oteli yapılmıştır. Bu alanlar, 1936 planı ile belirlenen, kentin güney yönündeki gelişme alanında bulunmaktadır. Koca’ya göre[19], II. Dünya Savaşı sırasında bahçelerin üretimine askeri bir talep gerçekleşmiş, savaş sonrasında kaynak gelirleri arttırmak isteyen belediye, hazine mülkiyetindeki bazı bahçelerin özel girişimcilere satışını yapmıştır.
1950 sonrasında kentteki tarımsal faaliyetleri şekillendiren iki önemli faktör vardır: tarımda makineleşme ve gelişen ulaşım ağlarının sonucu pazarlarla kurulan daha sıkı ilişkiler.[20] Kırdan kente göçün ve kentleşmenin ivmeli bir artış göstermediği kentte değişim; dolayısıyla bahçe alanlarının dönüşümü de nispeten yavaş olmuştur.[21]
Kent için önemli dönüm noktalarından biri 1961 imar planı olmuştur. Bu plan, 1936 planı ile belirlenen konut gelişme alanlarının, yani Marmaris yolunun ve meydanın güneyinde kalan alanların parsellenmesine neden olmuştur. Öte yandan, 1953 yılında çıkan “Bina yapımını teşvik ve izinsiz yapılan yapılar hakkında kanun” ile kooperatiflerin gerçek kişiler gibi belediyelerden yardım almalarının desteklenmesiyle, konut kooperatifleri kurulmuş, verilen kredilerle beraber bölgenin konut alanına dönüşümü hızlanmıştır.[22] Hatta 1961 planında iki katlı konut yapılması planlanan bu bölgede, 1965 yılında çıkan “Kat Mülkiyeti Kanunu” ile kat sayıları arttırılmış; dört katlı apartman yapıları bölgede konumlanmıştır. 1980’li yıllara gelindiğinde, kentin batısında yer alan ve küçük çiftçilerin elinde bulundurduğu bahçeler ve ovanın kuzeyinde yer alan bahçeler hariç diğer bütün bahçeler yerlerini konut bloklarına terk etmişlerdir. 1990’lı yıllarda da bahsedilen son bahçelerin de konut alanına dönüşmesiyle beraber, kentte 20. yüzyılın başından itibaren aktif üretime devam eden hiçbir bahçe kalmamıştır. Hatta bazılarının fiziksel izini sürebilmek bile imkânsız hale gelmiştir.
Kentteki bahçelerin varlığı ve sürekliliği ile ilişkilendirilebilecek en önemli unsur da su kaynaklarıdır. Değirmendere, Basmacı Deresi ve kaynakları, Şemsettin Suyu, Satıroğlu Suyu, Koca Mustafa Efendi suyu, Celali, Kara İmam, Hacı Kadı suları, kentteki bahçeleri sulayan kaynaklardan bazılarıdır. Çoğunlukla, bahçelerle aynı adı alan su kaynakları da kentin ileri gelenlerinin isimleridir.
[23] Bu su kaynakları kentin bahçelerinin su ihtiyacının tamamını sağlamaktadır. 1936 planı ile beraber kentin su kaynaklarının düzenlenmesi için de ilk kez proje çizilmiş, 1946-66 yılları arasında derelerin ıslahı için çalışmalar yapılmıştır.
[24] Ancak bu durum, 1970’li yıllara gelindiğinde, Muğla’nın en büyük su kaynağı olan Karamuğla Deresinin önce beton duvarlarla ıslahı ve sonra üstünün 1978 yılında kapatılmasıyla sonuçlanmıştır. Bir yandan bahçelerin temel kaynağı olan su kaynaklarının azalması hatta tükenmesi, bir yandan da bahçelerin bulundukları alanları konut bloklarına terk etmesiyle bahçelerin yok oluşu hızlanmıştır.
Tüm bu dönüşüm süreci değerlendirildiğinde, üretim mekânı olarak kentin mekânsal örgütlenmesinin önemli bir parçasıyken bugün yok olan bahçeler, insanların anılarında ve hikayelerinde varlığını sürdürmektedir. Hatırlama süreci sadece bahçelerin değil, beraberinde çağrıştırdığı imgelerin de hatırlanmasıyla mümkün olmaktadır. İlk imge kuşkusuz, üretim faaliyetine dairdir. Bahçeler, kenti besleyen su kaynakları ile beraber, kentin sebze-meyve ihtiyacını karşılayan alanlar olarak hatırlanmaktadır. Kentte yaşayan insanlar zihnindeki bahçe imgelerini, bulundukları konumlarla beraber aktarmışlardır.[25]
1950’lerden sonra bahçelerin yavaş yavaş yok olmasıyla beraber, üretim işlevini kaybettiği ve insanların onları kullanma biçimleriyle eşleştirilen boşluklar olarak hatırladıkları gözlemlenmektedir.[26] Oyun oynama alanı, bisiklete binme alanı, derelerin ulaştığı mekânlar, depremde barınma boşluğu, sahipleriyle özdeşleşmiş alanlar, cambazların sirk alanı vb. Örneğin, bugünkü Menteşe Belediyesi’nin arkasında bulunan Ağa Bahçesi’ni ismi ile hatırlayan kişiler olsa da özellikle 70 yaş üzeri kişiler cambazların geldiği bir sirk alanı olarak tariflemektedir. Bazı bahçelerin isimleri ise bulundukları mevkilerdeki sokaklara ismini vermiş (Kadıoğlu ve Kürkütçü Bahçesi); bazı bölgeler ise işlevini sürdürmese de hala bahçenin ismiyle anılmaktadır (Dönme Dudu Bahçesi, Celali Bahçesi).
Bu doğrultuda, Menteşe bahçeleri, bugün kentte yaşayan insanlar (özellikle 50-80 yaş arası) tarafından zihinde kodlanan farklı imgeler ile hatırlanan, fiziksel varlığını sürdüremeyen anı mekânlarıdır. Ancak nesiller arası sürdürülen bazı aktarımlarla 30-50 yaş arası kişilerin de bahçeleri, tarımsal üretim alanı olarak deneyimlememelerine karşın bazı imgelerle kodladığı ve hatırladığı söylenebilir. Kentsel mekânda varlığını kaybeden bu alanların yeni nesillere aktarılarak anlamını sürdürmesi, ürettiği imgelerle hatırlanması bu bağlamda büyük önem taşımaktadır.
TARTIŞMA VE SONUÇ
Kırdan kente göç, kentleşme, toprağın daha az ulaşılabilir olması, su kaynaklarının azalması gibi bölgesel ve küresel problemlerin hem sosyal hem de ekonomik anlamda değişimler yarattığı içinde bulunulan çağda, artık fiziksel varlığını sürdürmeyen ama insanlarda güçlü mekânsal aidiyetler yaratmış hafıza ortamları olarak tarımsal üretim alanı olan bahçelerin izini sürmek, kente katkılarını ortaya çıkarabilmek; hem mevcut ilişki ve aidiyetleri gözden geçirmek hem de bahçelerin toplumsal hafızadaki yerini korumak açısından önemlidir.
Muğla Menteşe kent bahçeleri, sadece toprakla kurulan ilişki ve tarımsal üretim gelenekleri bağlamında değil mekânsal, sosyal, kültürel ve çevresel değerleri ile Muğla kent kimliği bileşenlerine katkı sağlamıştır. Uzun yıllar boyunca kente yaş sebze ve meyve sağlamış, yapılı çevreyle ilişki içerisinde süregelmiş, nesilden nesle aktarılan özelliği ile kentin kültürel birikiminin bir parçası olmuştur. İnsana ve topluma dair kültürel çeşitliliği yansıtan bahçeler bu özelliğiyle somut olmayan kültürel miras alanlarıdır.[27] Bahçeler, fiziksel, işlevsel, sosyo-kültürel ve ekonomik olarak değer barındıran mekânsal boşluklardır.[28] Aynı zamanda doğa ve insanoğlunun birlikte üretimi[29] olan kültürel peyzaj alanlarıdır. Sahip olduğu tüm bu değerlere rağmen fiziksel ve işlevsel varlığını günümüze kadar sürdürememişlerdir.
Sanayileşme ve hızlı kentleşmenin diğer Anadolu kentlerine ve büyükşehirlere kıyasla keskin özellikler sergilemediği Muğla kent merkezinde, cumhuriyet sonrası uzun bir zaman dilimine yayılan kentsel gelişme sürecinde, kentsel mekânın dolu-boş alan dengeleri değişmiş, kentleşmenin odağındaki mekânsal boşluklar ise yapı gruplarına dönüşmüştür. Kent bahçeleri de bu dönüşümden en çok etkilenen alanlar olmuştur. Hem dünyada hem de Türkiye’de anıtsal yapıların ve somut fiziksel mirasın korunmasının ön plana çıktığı, somut olmayan kültürel mirasın uzun yıllar koruma kapsamında ele alınmadığı koruma yaklaşımları ile koruma ve planlama politikalarında uygulanan parçacıl yaklaşımlar Muğla kent bahçeleri veya bostanlar gibi kültürel peyzaj alanlarının değer görmemesine ve ihmal edilmesine neden olmuştur. Bu bağlamda bazıları köklü dönüşüm geçirerek özgün karakterlerini kaybetmiş, bazıları ise tamamen yok olmuştur. Bu noktada parantez açılması gereken iki husus söz konusudur: Birincisi, varlığını bir boşluk ile kurmaya çalışan bahçe alanlarının kentsel gelişme sürecinde rantın ilk hedefi olması ve potansiyel inşaat alanları olarak görülmesidir. Çünkü koruma kavramı 20. yüzyılın sonlarına değin, tek yapı, grup yapı, yerleşke, kent parçası gibi doluluklar üzerinden tartışılmış, akabinde somut olmayanın da korunması gerekli olduğu vurgulanmıştır. Ayrıca Türkiye’de yine uzun yıllar kentsel planlama ve kentsel koruma birbirine paralel karar ve eylemler üretememişlerdir. Tartışılması gereken ikinci husus ise zaten boşluğun sahip olduğu sosyal, kültürel ve ekonomik değerler ile önem taşıyan bir alanın fiziki niteliğini kaybedecek bir doluluğa dönüşmesi; dolayısıyla yok olmasıdır. Ortadan kalkmış herhangi bir anıt, yapı, yerleşim yeri vb. dahi korumanın nesnesi olamazken boşluğun yokluğu ortada korunacak hiçbir şey olmadığı kanısını güçlendirmektedir. Bu nedenle artık koruma uzmanlarının bir kısmı neyin korunacağının sınırlarını çizen bir anlayıştan çok insanın yerle, zamanla yani geçmiş ve gelecekle, içinde bulunduğu toplumla kurduğu ilişkiler bütününe yani insanın ta kendisine odaklanmaktadır. Dolayısıyla deneyim, algı, anı, hafıza, kimlik gibi insana özgü kavramlar ön plana çıkmaktadır. Bu nedenle, kentte fiziksel ve işlevsel varlığını artık sürdüremeyen Muğla kent bahçeleri, hala kentte yaşayan insanların hafızalarında var olması nedeniyle yok olmuş bir kültürel miras alanı olarak anı mekânları bağlamında kültürel aktarımını sürdürmesi gerekliliğine dikkat çekme amacıyla çalışma kapsamında ele alınmıştır.
Belleğin mekânsal kodlarla depolandığı göz önünde bulundurulduğunda, Muğla kent bahçelerinin mevcut kentsel mekânsal örgütlenmede bazı imler ve işaretlerle yer alması, yokluğun bir anımsatma unsuruna dönüştürülmesi “miras” olarak korunmasını ve aktarılmasını sağlayacaktır. Yerini yapı bloklarına bırakmayan ve mekânsal boşluğun korunduğu örneklerde de boşluğun değerinin ortaya konularak ele alınması, özellikle kentte yaşayan insanların koruma ve planlama süreçlerine aktif olarak dahil edilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle, bahçelerin kentte yaşayanların hafızalarındaki imgelerinin korunması ve bu imgelere dair kentsel ortamda izler sürülmesi, kültürel aktarımın ve paylaşımın artırılarak devam ettirilmesi önemli bir husustur. Bu çalışmanın, tanımındaki “korunması gerekli varlık” olarak ele alınan, somut olmayan miras dahi olsa var olan unsurlara işaret eden koruma tartışmalarını artık ortadan kalkan ve yok olanın “anı mekânları” olarak korunmasını öneren yaklaşımıyla yaptığı başlangıcın başka çalışmalar ve örneklerle derinleştirilmesi; birbirine eklemlenerek yeni tartışmalar ortaya koyması, çağdaş koruma literatürüne önemli katkı sağlayacaktır.
*Bu çalışma Feran Özge Güven Ulusoy’un Prof. Dr. Nuray Özaslan danışmanlığında yazdığı “Bellek-Mekân İlişkisi Bağlamında Anı Mekânlarının Değerlendirilmesi ve Korunması: Muğla Menteşe Tarihi Kentsel Doku” isimli doktora tezinden üretilmiştir.
KAYNAKÇA
Akça, Bayram, 2012,
Sosyal-Siyasal ve Ekonomik Yönüyle Muğla (1923-1960), Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara.
Aktüre, Sevgi, 2006, “19.Yüzyılda Muğla”, Tarih İçinde Muğla, (ed.) İlhan Tekeli, Muğla Belediyesi Yayınları, Muğla.
Bryant, Christopher Robin; Russwurm, Lorne H.; McLellan, Alister George, 1982, The City’s Countryside: Land and Its Management in the Rural-Urban Fringe, Longman, London, 1982.
Cengizkan, Ali, 2020, Türkiye için Modern ve Planlı bir Başkent Kurmak: Ankara 1920-1950, (https://www.goethe.de/ins/tr/ank/prj/urs/geb/sta/trindex.htm). [Erişim: 04.04.2023]
Connerton, Paul, 2015, Modernite nasıl unutturur?, (çev.) Kübra Kelebekoğlu, Sel Yayıncılık, İstanbul.
Durusoy Özmen, Elifnaz, 2019, “Değer Olarak Mekânsal Boşluk ve Korunmasına Yönelik Bir Yöntem Önerisi: İstanbul Kara Surları Dünya Miras Alanı Örneği”, Doktora Tezi, Yıldız Teknik Üniversitesi.
Durusoy, Elifnaz; Cihanger, Duygu, 2016, “Historic Landscape vs. Urban Commodity?: The Case of Yedikule Urban Gardens, İstanbul”, Megaron, sayı:11(1), ss.125-136. DOI:10.5505/MEGARON.2016.48343
Güven Ulusoy, Feran Özge, 2021, “Bellek-mekân İlişkisi Bağlamında Anı Mekânlarının Değerlendirilmesi ve Korunması: Muğla Menteşe Tarihi Kentsel Doku”, Doktora Tezi, Eskişehir Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, s.56.
Hayden, Dolores, 1997, “The power of place: Urban landscapes as public history”, The MIT Press, Cambridge, Massachusets.
ICOMOS, 2023, (https://icomosga2023.org), [Erişim: 25.10.2022]
Kaldjian, Paul J., 2004, “Istanbul's Bostans: A Millennium of Market Gardens”, Geographical Review, sayı:94:3, ss.284-304, DOI: 10.1111/j.1931-0846.2004.tb00174.x.
Kayar, Tülay, 2008, Muğla’da Güz Baharı, Heyamola Yayınları, İstanbul.
Koca, Feray, 2012, “Spatio-temporal transformation of ‘Bağ’ settlements and their changing unique character in the case of Muğla, Karabağlar”, Doktora Tezi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Ankara.
Madran, Emre; Özgönül Nimet, 2005, Kültürel ve Doğal Değerlerin Korunması, TMMOB Mimarlar Odası Yayınları, Ankara, s.35.
Osmay, Sevin, 2006, “1950-1987 Dönemi’nde Muğla Kenti”, Tarih İçinde Muğla, (ed.) İlhan Tekeli, Muğla Belediyesi Yayınları, Muğla.
Saner, Mehmet, 2020, “Kentsel Boşlukların Anımsatıcı Gücü”, Mimarlık Dergisi, sayı:415, ss.61-65.
Tekeli, İlhan, 2006, “1923-1950 Dönemi’nde Muğla’da olan gelişmeler”, Tarih İçinde Muğla, (ed.) İlhan Tekeli, Muğla Belediyesi Yayınları, Muğla.
UNESCO, 2003, “Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi”, Paris.
UNESCO, 2008, “Operational Guidelines for the Implementation of the World Heritage Convention”, Paris. (https://whc.unesco.org/archive/opguide08-en.pdf#annex3), [Erişim: 25.10.2022]
UNESCO, “Cultural Landscapes”, (https://whc.unesco.org/en/culturallandscape/), [Erişim: 25.10.2022]
NOTLAR
[1] Bryant, Christopher Robin; Russwurm, Lorne H.; McLellan, Alister George, 1982, The City’s Countryside: Land and Its Management in the Rural-Urban Fringe, Longman, London, 1982, s.3.
[2] Durusoy Özmen, Elifnaz, 2019, “Değer Olarak Mekânsal Boşluk ve Korunmasına Yönelik Bir Yöntem Önerisi: İstanbul Kara Surları Dünya Miras Alanı Örneği”, Doktora Tezi, Yıldız Teknik Üniversitesi, s.114-117.
[3] Durusoy Özmen, 2019, s.4.
[4] Saner, 2020.
[5] Mekânsal boşluk tanımı, Durusoy Özmen’e aittir. Bahçelerin, mekânsal boşluk olarak ele alınması yazarların yorumudur: Durusoy Özmen, 2019.
[6] UNESCO, 2008, “Operational Guidelines fort he Implementation of the World Heritage Convention”.
[7] Madran, Emre; Özgönül Nimet, 2005, Kültürel ve Doğal Değerlerin Korunması, TMMOB Mimarlar Odası Yayınları, Ankara, s.35; UNESCO, (https://whc.unesco.org/en/culturallandscape/). [Erişim: 25.10.2022]
[8] Cengizkan, Ali, 2020, “Türkiye için Modern ve Planlı bir Başkent Kurmak: Ankara 1920-1950”. https://www.goethe.de/ins/tr/ank/prj/urs/geb/sta/trindex.htm , [Erişim: 04.04.2023]
[9] Muğla Menteşe kent bahçeleri, modern kent planlaması bağlamında bahçe-kent düşüncesi ile oluşmamıştır. Ne zaman oluştuğu bilinmemekle beraber ilerleyen bölümlerde yer alacağı üzere, 19. yy. sonu ve 20.yy. başında tarımsal politikalarda gerçekleşen gelişmelerle aktif kullanıldığı bilinmektedir. Bu bağlamda, bahçe-kent planlama anlayışının Türkiye’de aktif bir şekilde uygulandığı 20.yüzyılın ilk yarısında bahçeler doğal bir yeşil bant oluşturmaktaydı. Halihazırda kent çeperinde var olan ve kent-kır arakesitinde yer alan bu yeşil alanların, 1936 yılında uygulamaya konulan ilk imar planında bahçe-kent düşüncesi bağlamında gözetilmemiş olduğu da düşünülmektedir. Zira 1960’lı yıllarda bahçe alanlarının hemen yanında kurulan, tıpkı Ankara’da olduğu gibi kırsal özellikli 2 katlı yapılardan oluşan “Bahçelievler” mahallesi bahçe-kent düşüncesini destekler nitelikte olsa da 1936 imar planı sonrası bahçe alanlarının parsellenmeye başlaması da kent planlaması ile bahçe alanlarının gözetilmediğini kanıtlar niteliktedir.
[10] Kaldjian, Paul J., 2004, “Istanbul's Bostans: A Millennium of Market Gardens”, Geographical Review, sayı:94:3, s.285.
[11] Sachs ve Silk, 1987; Smit ve Nasr, 1992; Nelson, 1996; Howe, 2002 akt. Kaldjian, 2004, s.288.
[12] Kayar, 2008.
[13] İngilizce’de ‘memory’, Latince’de ‘memoriae’, Fransızca’da ‘mémoire’, İtalyanca’da ‘memoria’ olarak kullanılan terim; Türkçe’de birden fazla ve farklılaşan anlamlarıyla kullanılmaktadır: ‘hafıza’, ‘bellek’ ve ‘anı’.
[14] Güven Ulusoy, Feran Özge, 2021, “Bellek-mekân İlişkisi Bağlamında Anı Mekânlarının Değerlendirilmesi ve Korunması: Muğla Menteşe Tarihi Kentsel Doku”, Doktora Tezi, Eskişehir Teknik Üniversitesi, s.56.
[15] Connerton ‘anıt mekân’ ve ‘mahal’ olarak anı mekânlarını ayrıştırır. Kişisel deneyimlerin mekânları ‘mahal’dir.
[16] Güven Ulusoy, 2021, s.92.
[17] Aktüre, Sevgi, 2006, “19.Yüzyılda Muğla”, Tarih İçinde Muğla, (ed.) İlhan Tekeli, Muğla Belediyesi Yayınları, Muğla, s.37-39. Aktüre’nin vurgulamasına göre her ne kadar Arazi Kanunnamesi toprakların “büyük çiftlik”lere dönüşmesinin önüne geçmek için çıkarılsa da Muğla’da kentsel ve kırsal alanlarda büyük toprak sahipliği ortaya çıkmıştır. Ancak Tekeli’ye göre 19. Yüzyıl sonunda yayılmaya başlayan küçük toprak sahipliği 1923-1950 yılları arasında da devam etmiştir: Tekeli, İ., s.128.
[18] Aktüre, 2006, s.41.
[19] Koca, Feray, 2012, “Spatio-Temporal transformation of ‘Bağ’ settlements and their changing unique character in the case of Muğla, Karabağlar”, Doktora Tezi, Ortadoğu Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Ankara, s.153.
[20] Osmay, Sevin, “1950-1987 Dönemi’nde Muğla Kenti”, Tarih İçinde Muğla, (ed.) İlhan Tekeli, Muğla Belediyesi Yayınları, Muğla, s.198.
[21] Akça’ya göre, “1955-1960 seneleri arası Muğla’nın nüfus artışı yıllık % 2.43 olup, bu oran % 2.89 olan Türkiye ortalamasının altındadır. (…) Şehirleşme oranı ise 1955-1960 arasında Türkiye’de % 5.04 iken, Muğla’da % 3.47’dir. Aynı yıllarda kentte yaşayan nüfusun % 91, ekonomik faaliyette bulunmakta, bunların da % 82’si tarım sektöründe çalışmaktaydı: Akça, Bayram, 2002, Sosyal-Siyasal ve Ekonomik Yönüyle Muğla (1923-1960), Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara.
[22] Osmay, 2006, 215
[23] Tekeli, 2006. s.147.
[24] Akça, 2002; Tekeli, 2006.
[25] “...Celali Bahçesi, Saburhanenin üst tarafındaydı, hep o bahçelerden alıp yerdik. Ben 3 yaşındayken çok büyük deprem oldu günlerce Celali Bahçesi’nde yattık. Akyol’da da çoktu bahçeler. Saburhane’de Dönme Dudu Bahçesi de vardı. (Kadın, 82)”; “Yukarı bahçe, Dönme Dudu bahçesi, Celali bahçesi, Kusoğlu bahçesi, Murat’ın bahçesi (stadyumun orada) Tüm sebze-meyveleri oralardan alırdık. (Erkek, 70)”.
[26] “Orhaniye’de Celali Bahçesi vardı, orada oyunlar oynar, yine çevresindeki Muhacir Mahallesi’ne çok sık gezmeye giderdik. (Erkek, 59)”; “Bir zamanlar Şemsi Ana suyu gelirdi Değirmenderesi’nden. O suyla sulanırdı bir sürü bahçeler: Dönme Dudu Bahçesi (Saburhane’de yamaçta, Celali Bahçesi Orhaniye’de, Murat’ın bahçesi, stadyumun orada). Tüm Muğla’yı beslerdi bu bahçeler. (Erkek, 77)”; “Saburhane’de dere vardı, Değirmendereye giderdik. (…) Dudu’nun bahçesine giderdik. (Kadın, 80)”; “Saburhane’nin üst tarafında Celali Bahçesi vardı, orada dayım oturuyordu, bisiklet binmeye oraya giderdik. (Erkek, 32)”.
[27] “Somut olmayan kültürel miras, toplulukların, grupların ve kimi durumlarda bireylerin, kültürel miraslarının bir parçası olarak tanımladıkları uygulamalar, temsiller, anlatımlar, bilgiler, beceriler ve bunlara ilişkin araçlar, gereçler ve kültürel mekânlar anlamına gelir. Kuşaktan kuşağa aktarılan bu somut olmayan kültürel miras, toplulukların ve grupların çevreleriyle, doğayla ve tarihleriyle etkileşimlerine bağlı olarak, sürekli biçimde yeniden yaratılır ve bu onlara kimlik ve devamlılık duygusu verir; böylece kültürel çeşitliliğe ve insan yaratıcılığına duyulan saygıya katkıda bulunur.”: UNESCO, 2003, Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi, Paris.
[28] Durusoy Özmen, Elifnaz, 2019, “Değer Olarak Mekânsal Boşluk ve Korunmasına Yönelik Bir Yöntem Önerisi: İstanbul Kara Surları Dünya Miras Alanı Örneği”, Doktora Tezi, Yıldız Teknik Üniversitesi.
[29] UNESCO’nun Dünya Miras Sözleşmesi’nin 1. maddesine göre “kültürel peyzaj”, temelde “combined works of nature and of man” ifadesi ile tanımlanmıştır.
Bu icerik 1562 defa görüntülenmiştir.