KORUMA / YAŞATMA
Anadolu’da Yerel Ekonomik Faaliyetlerin Geleneksel Konutlardaki Yansımaları: Osmaneli’nde İpek Böceği Üretim Mekânları
Gizem Cansu Gündoğdu, Y. Mimar; Ege Uluca Tümer, Doç. Dr., Doğu Akdeniz Üniversitesi Mimarlık Bölümü
Çok farklı coğrafyalarda, çeşitli tasarım, malzeme ve strüktür özellikleriyle oluşturulmuş konutlar dünyadaki en yaygın yapı stokunu oluştururlar. Çoğu zaman sadece sosyal ve kültürel yaşamın gündelik etkinliklerinin değil, yerel ekonomik faaliyetlerin biçimlerinin de mekânsal karşılığının yer aldığı geleneksel konutları odağına alan yazarlar, bu çalışmalarında, yerel ekonomik faaliyetlerin paralelinde gelişen üretim mekânlarının Anadolu’daki geleneksel konutların biçimlenişindeki etkilerini örneklerle ortaya koyuyor. İpek böceği yetiştiriciliğinin yaygın olduğu Osmaneli kenti seçilerek, ipek böceği üretim mekânlarının geleneksel konutların tasarımındaki yansımalarının irdelendiği makale, aynı zamanda konut tasarımında bir bileşen olarak üretim mekânlarının yerini tartışmaya açıyor.
Anadolu’daki geleneksel konut mimarlığı, daha büyük bir yönetim alanının, yani Osmanlı İmparatorluğu’nun konut mimarlığının bir parçasıdır. Anadolu’nun kuzey-batısı, İç Anadolu’nun batısı, Akdeniz Bölgesi ve Ege’nin iç bölgelerinde mevcut olan kerpiç / taş yığma zemin kat, ahşap karkas üst kat/lar karma sistemiyle inşa edilmiş ve ‘hımış’ olarak adlandırılan[1] konut geleneği Balkanlar’ın batı sınırlarına kadar farklı varyasyonlarla tekrarlanır. Öte yandan, Ege’nin iki yakasında benzer bir mimari dille inşa edilmiş taş yığma geleneksel konutlar yer alır. İç Anadolu’nun doğusundaki, yığma taş konut geleneği doğu ve doğu sınırlarının ötesine, Güney-Doğu kırsallarındaki kerpiç yığma ve kubbeli konutlar ise Suriye içlerine kadar uzanır. Konut mimarlığının tasarım, malzeme ve strüktürlerini etkileyen, öncelikle coğrafya, ekonomi ve kültürdür. Mekânsal öğeler göz önüne alındığında ise, Anadolu’daki geleneksel konutların büyük bir çoğunluğunda benzer bileşenlerin mevcut olduğunu, bu bileşenlerin zaman içerisinde dönüştüğünü, değiştiğini veya yeniden yorumlandığını söylemek mümkündür. Bu bileşenlerin başlıcaları, farklı bölgelerde ve farklı dönemlerde, farklı biçimlerde karşımıza çıkan avlu, sofa ve odadır.
Anadolu’da avlu, 18. yüzyıl sonu-19. yüzyıl başına kadar bir bahçe olmaktan öte, konutlardaki iç mekânların, duvarlarla ve yapılarla çevrelenmiş uzantısı olagelmiştir. Erken dönemlerde, hayatların, eyvanların, balkon ve sundurmaların çevrelediği, günlük etkinliklerin verilerine uygun olarak tasarlanmış[2] avlular giriş ve dolaşım mekânıyken, batılılaşmanın etkisiyle değişen mahremiyet kavramına paralel olarak, ana yapının arkasına itilerek bir arka bahçe niteliğini kazanmıştır.
Türkiye’deki geleneksel konutların tipolojik olarak sınıflandırılması ilk kez Sedat Hakkı Eldem tarafından çalışılmıştır. Eldem’in ilk baskısı 1954 yılında gerçekleştirilen Türk Evi Plan Tipleri kitabında[3] ‘sofa’, farklı tiplerin tanımlanmasında başlıca bileşen olarak kabul edilmiştir. Birinci katın plan kurgusundaki temel unsur olan sofa da avlu gibi değişen mahremiyet olgusu ve konfor beklentileriyle tekrar tekrar yorumlanmış ve erken dönemlerde direkler üstünde bir açık mekânken, daha sonra iki tarafında mekânların bulunduğu lineer bir iç mekâna, ya da köşelerinde odaların olduğu bir orta hole dönüşmüştür. Açık sofanın bir dolaşım alanı olduğu kadar, bir üretim mekânı da olduğunu, içteki sofanın ise daha çok bir dinlenme / oturma mekânı işlevini üstlendiğini, ilkinin daha kırsal, ikincisinin daha kentsel, daha konforlu bir yaşam alanı olduğunu söylemek mümkündür. Güneydoğu’da[4] zemin ve birinci katlarda yer alan eyvanların sofa ile benzer bir işlev üstlendiği görülür. Eyvanlar, orta sofalı plan tipinde de sofanın dört köşesine yerleşmiş odaların arasında doğal ışığı sofaya ulaştıran öğeler olmuşlardır[5].
Odalar, Anadolu’da bulunan geleneksel konutlarda, kiler, mutfak gibi servis mekânları dışında işlevsel açıdan esnektirler. Varlıklı ailelerin konutlarındaki divanhaneler hâriç, özel olarak sadece oturma / dinlenme için ayrılmış odalar yoktur. Misafirler için ayrılan ve konutların en bezemeli odaları olan başodalar da günün farklı saatlerinde farklı işlevler için kullanılır ve gün boyunca kolaylıkla dönüştürülür.
Çoğu kez yukarda sıralanmış olan mekân tiplerinin, üretimin biçimi doğrultusunda tercih edilebildiği, bazen de özelleşmiş farklı mekânların konutlara eklemlendiği izlenebilmektedir.
SANAYİLEŞME ÖNCESİ DÖNEMDE EKONOMİK FAALİYETLER VE EKONOMİK FAALİYET MEKÂNI OLARAK KONUT
Sanayileşmenin üretime getirdiği en önemli yeniliklerden biri, üretimin bu amaçla özelleşmiş büyük ölçekli fabrikalara taşınmış olmasıdır. İşliklerin konutlardan ayrılması ilk olarak 16. yüzyılda ortaya çıkmış bir fikirdir
[6]. Sanayileşme öncesinde de zeytinyağı, un, şarap vb. gıda ürünlerinin üretildiği mekânlar mevcut olsa da bunlar çoğunlukla küçük ölçekli, sürekli olarak sadece bir veya birkaç kişinin çalıştığı, konut ölçeğine yakın ölçekte yapılar olmuş, çoğunlukla bu faaliyetler konutlarda gerçekleşmiştir. Hatta sanayileşmenin başladığı ilk yıllarda, halen yarı mekanik makinelerle kumaş üretiminin gerçekleştiği dönemde, Lyon’daki Croix Rousse Bölgesi’nde, işverenler tarafından ipek dokumacıları için özel olarak dokuma işliklerini bünyelerinde bulunduran konutlar inşa edilmiştir. Tezgâhların yerleştirilebileceği şekilde yüksek tavanlı ve yüksek pencereli olarak tasarlanmış bu iş-evleri, sanayileşmenin erken dönemlerinde üretimin konuttan özelleşmiş mekânlara taşınmasında bir geçiş dönemi çözümü olmuştur
[7].
Modern öncesi dönemlerde, konutun barınma ve günlük yaşamsal faaliyetler dışında, çeşitli tarım ve hayvancılık üretimleri ile iç içe olduğu, çekirdek unsur olarak ailenin, hane içindeki üretim çeşitliliği dolayısıyla çok daha kendi kendine yeten bir yaşam sürdürebildiği görülmektedir. Büyük şehirlerde değilse bile, toplumun büyük bir çoğunluğunun yaşamını sürdürdüğü kasabalar ve köylerde alışveriş çok daha kısıtlı bir düzeyde süregelmiş, evin gıda, giyim, ev tekstili gibi ihtiyaçları bizzat ev halkı tarafından üretilmiştir. Ev ihtiyaçları dışında her bölgenin, kentin, kasabanın özelleştiği üretim biçimleri de hane içinde yansımalarını bulmuştur. Örneğin, zeytinyağı üretimine paralel olarak sabun üretiminin de yaygın olduğu bölgelerde konut içerisinde, hem ailenin ihtiyaçlarını karşılamak, hem de ticari bir ürün olarak değerlendirmek üzere sabun üretimi yapılmıştır. Dokumacılığın yaygın olduğu bölgelerde, dokuma yapılabilecek mekânlar konut içerisinde özelleşmiş, konutun önemli bir bileşeni haline gelmiştir. Halı ve kilim üretimi, özel olarak tasarlanmış, ev içindeki aydınlık ferah mekânlarda gerçekleşmiştir. Konutların iç ve dış mekânlarında yer alan, özelleşmiş benzeri üretim alanları bu örneklere eklenebilir.
Endüstrileşme Devrimi öncesinde, 16. yüzyıl sonunda, ekonomik faaliyetlerin gerçekleştiği bazı üretim işlikleri konuttan mekânsal olarak ayrılmaya başlamış, ilk ayrılanlar da demirciler, deri tabakçılar ve kumaş boyacılar olmuştur. Ancak 18. yüzyılda bile halen dokumacılar, terziler vb. evlerin bodrum ya da çatı arasında konumlanmaya devam etmiş, çatı araları ve üst katlar iş mekânları için maksimum seviyede ışığın bulunduğu mekânlar olmuşlardır[8].
ANADOLU’DAKİ GELENEKSEL KONUTLARDA ÜRETİM VE ÜRETİM MEKÂNLARI
Anadolu’da, özellikle de kırsal bölgelerdeki konutlarda, her zaman tarımsal ve hayvansal ürünlerin işlendiği ve depolandığı mekânlar mevcut bulunmuştur. Kentlerin içinde yer alan iki katlı yapılarda giriş katının tümüyle servis mekânlarına ayrılması yaygın bir yaklaşımdır. Zemin katlarda bulunan taşlık, mutfak, depo, ahır, kiler vb. servis hacimlerine erişimi sağlayan, sofanın altındaki dolaşım alanıdır
[9]. Çoğu kez üretim faaliyetleri zemin katlardaki bu servis mekânlarında, özellikle de avluda gerçekleşmiştir. Antakya’da, 19. yüzyılda sabunhanelere taşınana kadar evlerin avlularında gerçekleştirilen sabun üretim faaliyetleri
[10] buna iyi bir örnektir (
Resim 1- 3).
Gün boyu devam eden üretim faaliyetleri için ise avlu yerine özelleşmiş iç mekânlar tercih edilmiştir. Bu faaliyetlere iyi bir örnek tekstil ve halı dokumacılığıdır. Yüzyıllar boyunca tekstil dokumacılığının ekonomisinde önemli yer tuttuğu Buldan’da, geleneksel evlerde dokumacılık yapmak için özelleşmiş, tezgâhların sığabileceği yükseklikteki işlikler dikkat çeker. Dokumacılığın geleneksel konutlarda sürdürülüyor olması, evlerin sürekli olarak içinde yaşanmasına bağlı olarak periyodik bakımlarının yapılması, Buldan’da ahşap çıkmalı taş yapıların oluşturduğu 19. yüzyıl dokusunun çok iyi bir şekilde günümüze ulaşmasına yardımcı olmuştur[11]. Zemin katlarında servis mekânlarının bulunduğu geleneksel Buldan evlerinde[12], tezgâh odası (Resim 4, 5) olarak tabir edilen, dokuma tezgâhlarının bulunduğu oda çoğunlukla alt katta, tek bir odada veya zemin katın tümünde yer almaktadır[13]. Bu odalarda tezgâhın daha kolay kullanılması için zeminin belli bir bölgesinde kot düşürülmüş ve bu tezgâhlara ‘çukurlu tezgâh’ denmiştir[14]. Varlıklı evlerde, tezgâh odasının bahçenin içinde, ayrı, aydınlık bir oda olarak tasarlandığı örnekler de bulunmaktadır[15]. Avluda ise boya-kurutma işlerinin yapıldığı ve bu amaçla çoğunlukla bir iplik yıkama çeşmesi ile yalak bulunduğu kaynaklarda belirtilmektedir[16].
Dokumacılık konusunda öne çıkmış bir başka kent olan Uşak’taki geleneksel konutlar halı ve kilim dokumacılığına yönelik özelleşmiş işlik mekânlarını barındırır. Halıcılığın Uşak’a Orta Asya’dan, Yörükler tarafından getirilip yaygınlaştırıldığı ve yüzyıllardır aileler için kadın işgücü ile yaratılan bir gelir kaynağı olduğu bilinmektedir[17]. Uşak’taki geleneksel konutlarda da halı tezgâhlarının yerleştirildiği dokuma mekânının aydınlık olmasına önem verilmiş, dokuma mekânı olarak kullanılan avlu ve sofalarda zemin kaplaması, mekân ölçüleri, pencere büyüklükleri bu veriler doğrultusunda tasarlanmıştır[18]
OSMANELİ’NİN GELENEKSEL KONUTLARINDAKİ ÜRETİM MEKÂNLARINA İLİŞKİN ÇALIŞMANIN KAPSAMI VE YÖNTEMİ
İlk aşamada, konuya yönelik kaynak ve yayın taramaları yapılmıştır. Osmaneli ile ilgili günümüze kadar yapılan tezler incelenmiştir: Dr. Ayşen Akpınar’ın, 1982 yılına ait “Geleneksel Konut Mimarisi ve Çevre Dokusu Korunmasına Bir Örnek: Osmaneli” adlı doçentlik tezinden, Osmaneli’nin tarihi ve geleneksel dokusunun geçirdiği değişimler hakkındaki bilgilerden, Prof. Dr. Taylan Akkayan’ın, 1990 yılında basılan “Osmaneli Değişen Bir Anadolu Kasabası” adlı İstanbul Üniversitesi Antropoloji Bölümü doçentlik tezinden, Osmaneli’nin tarihi ve mübadele sonrasında geçirdiği kültürel değişim konusundaki bilgilerden, Aişe Diri’nin 1995 tarihli “Osmaneli Yerleşiminin Geleneksel Dokusu Üzerine Bir Çalışma” adlı tezinden, kentin tarihsel gelişimi ve geleneksel yapıların tipolojisi konularından, Aysun Pamir’in, 2004 yılına ait, “Konut Tipolojisi ve İç Mekân Kullanımında Ekonomik ve Sosyal Yaşam Değişimlerinin Rolü ve İpekçiliğin Etkileri, Osmaneli Kasabası Örneği” adlı doktora tezinde, ipekböcekçiliğinin konutların plan tipolojisinde oluşturduğu etkilerden, Aliye Eylem Yargıcı’nın, 2007 yılına ait “Bilecik-Osmaneli Keskinizade Muhtar Konağı ve Çevresi İncelenmesi” adlı tezinde, Osmaneli’ndeki geleneksel yapılar hakkındaki bilgilerden yararlanılmıştır.
Osmaneli sit alanının çok büyük bir alan olması ve çalışırken alana hâkim olmanın güçlüğü gibi nedenlerle, kentsel sit alanının doğusu çalışma alanı olarak belirlenmiştir. Alan çalışmaları kapsamında, Osmaneli Sit Alanı içerisindeki 36 geleneksel konut ile ilgili ayrıntılı belgeleme ve analizler gerçekleştirilmiştir.
OSMANELİ’NİN SOSYAL, FİZİKSEL VE EKONOMİK TARİHÇESİNE KISA BİR BAKIŞ
Osmaneli’nin (
Resim 6) adı 1913’e kadar Melagina, Leukae, Lefke ve Pefka olarak geçmektedir. Leukae, Lefke ve Pefka adlarının Helencede ‘ak kavaklık’, Rumcada ‘kavaklık ve çamlık güzel yer’ ve ‘bağlık, bahçelik ve kavaklık güzel yer’ anlamlarını taşıdığı bilinmektedir
[19]. Kentin Lefke olan adı 1913 yılında Osmaneli olarak değiştirilmiştir. 1924 yılında Osmaneli, Bilecik ilçesine bağlı bucak olmuş ve 1926 yılında da ilçe haline getirilmiştir
[20].
Osmaneli, 1874 yılında büyük bir yangın felaketi yaşamış, kasabadaki 1200 evden 1000’i yanmıştır. 1874 yangın felaketinden sonra, Vali Ahmet Münif Paşa, Macar asıllı bir mühendis getirtmiş ve 1876 yılında, Tanzimat sonrası batılılaşma hareketine uygun olarak, yangın geçiren alanlar ızgara plana göre yeniden düzenlenmiştir (Resim 7)[21].
Osmaneli’nin, 19. yüzyılın sonlarına doğru geliştiği ve canlı bir yerleşim merkezi olduğu çeşitli kaynaklarda vurgulanmaktadır[22]. Hüdavendigar Vilayeti Salnamesi’nde bu dönemde, Osmaneli’nde 3 cami, 18 mescit, 1 kilise, 2 medrese, 26 mektep, 6 hamam, 4 fırın, 98 dükkan ve 1510 ev bulunduğu tespit edilmiştir. Yine aynı kaynakta, bir hükümet konağı, bir telgrafhane, 3 ipek fabrikası, bir tabakhane, bir otel, 2 lokanta, bir hastane, bir salhane ve bir Rüştiye mektebi olduğu ifade edilmektedir[23]. Fotoğraf arşivlerindeki 1977 yılına ait bazı fotoğraflarda, Osmaneli’nin, yerleşim merkezinin tamamen özgün yapılardan oluştuğu, yukarıda bahsedilen anıtları ve sivil mimarlık örneklerini barındırdığı görülmektedir (Resim 8, 9)[24].
Osmaneli’nde Kurtuluş Savaşı’na kadar Türkler ve Rumlar bir arada yaşamıştır. Ancak 1923 Mübadele Sözleşmesi kapsamında Rumlar kasabayı tamamen terk etmek durumunda kalmış ve evlerine Selanik Karacaova yöresinden gelen muhacirler yerleştirilmiştir. Kentte, Rumlarla birlikte oturan ve Osman Gazi Devri’nden beri burada yaşadıklarını söyleyenler, kendilerini yerli anlamına gelen ‘manav’ tabiriyle nitelendirmektedir. 1923’ten sonra gelen Selanik-Karacaovalılara ‘muhacir’, 1952 ve 1978 de kasabaya gelenlere ise, ‘göçmen’ denilmektedir. Mübadelenin toplumsal değişiminin bıraktığı izler, sosyal açıdan burada da kısmen görülmektedir[25].
OSMANELİ’NDE İPEK BÖCEKÇİLİĞİ VE ‘BÖCEKLİK’ MEKÂNLARI
1923 Mübadele sürecinde Rumların Türkiye’den Yunanistan’a göçmesiyle, Yunanistan’daki ipek sanayi hızla yükselmiş, Yunanistan’da ham ipek üretimi, 1922 ile 1926 yılları arasında üç kat artmıştır. Bu dönemde, Yunanistan’ın dış satımı üretim artışına paralel olarak yükselmiştir. Türk ipek sanayi, Rum atölye sahipleri ve işçilerini nüfus mübadelesiyle yitirdikten sonra, bir daha eski durumuna gelememiştir
[26]. İpekböcekçiliği ile ünlü olan Osmaneli’nde de bu durumun etkileri sosyal, ekonomik ve mimari alanlarda izlenebilmektedir
[27]. Osmaneli’nde 1990’lara kadar üç adet ipek fabrikası faaliyetlerine devam etmişler ve yılda 7,5 ton üretim yapmışlardır
[28]. 1996 yılında Öztürk
[29] tarafından hazırlanmış olan grafikte (
Resim 10)
[30]. Osmaneli’nde gelir kaynaklarının % 55’ini oluşturduğu izlenebilen dut üretimi, ipekböcekçiliği faaliyetlerinin de önemli bir uzantısıdır.
Osmaneli sivil mimarisindeki konutlar, zemin kat dâhil iki veya üç katlı, kerpiç veya tuğla dolgulu ahşap karkas yapılardır. Zemin katları moloz taş veya kerpiç örgülü olup, dışarıya kapalıdır; üst katlar ise çıkmalıdır (Resim 11). Konutlara giriş avludan ve sokaktan olmak üzere ikiye ayrılır. Zemin kat, tuvalet, yakacak deposu, ahır, yiyecek deposunun yer aldığı ve diğer katlara, bahçelere ulaşımın sağlandığı bir hazırlık mekânıdır. Ayrıca bahçede ekmek pişirmek için bir tandır yer alır. Zemin katlarda ve bazı hallerde bodrum katlarda, ipek böceği bakımında gerekli dut yapraklarının depolandığı penceresiz ve bölmesiz hacimler bulunur.
Zemin kattan bir merdivenle, birinci kata yani yaşam katına ulaşılır ve odaların açıldığı sofa burada konumlanır. Geçimini ipek böcekçiliğinden sağlayan Osmaneli halkının bu uğraşı, evlerin planlamasına da yansımış ve böceklik diye tabir edilen ve ipekböcekçiliğinin yapıldığı mekânlar konutların ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Bazı konutlarda sofadan ayrı bir merdivenle, ipekböcekçiliğinin yapıldığı tek hacimli ikinci kata ulaşılırken, bazılarında böceklik birinci katta ve sofa ile ortak kullanımlıdır. 1990’ların sonlarından itibaren sanayi faaliyetlerinin artışıyla birlikte ipek böcekçiliği terk edilmiş, böceklik mekânları da işlevlerini kaybederek, çoğu kez odalara bölünmüş ve yaşam mekânlarına dönüştürülmüştür[31]. Osmaneli geleneksel konutlarında, yerel ekonomik faaliyetlerin uzantısı olan ‘böceklik’ ile ilgili verilere ulaşmak ve değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilen bu çalışmada, sit alanı içerisinde yer alan 36 geleneksel sivil mimarlık örneği incelenmiştir[32]. Planları incelenen yapılar arasında böcekliğin konumunu incelediğinde, birinci katta böcekliği olan yapıların sayısının, ikici katta böcekliği (Resim 12) olanlara oranla biraz daha fazla olduğu ortaya çıkmıştır[33] (Resim 13). Araştırmaya konu olmuş 36 geleneksel konut örneğinden 23 adedinde, yani % 64’ünde böceklik mekânın olduğu tespit edilmiştir ve bu yapılarda böcekliğin birinci veya ikinci katta konumlanmış olması ile ilgili bir değerlendirme yapılmıştır[34]. Böcekliği olan 23 yapıda sofa ile bütünleşik olarak böcekliği olanların oranı % 52 iken, yaşam katının üzerinde, çatı katında böcekliği olanların oranı % 48 olmuştur[35] (Resim 14).
Çoğunlukla birinci katta konumlanmış olan ‘böceklik ve sofa’ karma işlevli mekânlar, dış sofalı tipte en yaygın, T tipinde daha az yaygın, L tipinde ise sadece bir örnekte görülmüş, orta sofalı örneklerde ise böyle bir karma kullanıma hiç rastlanmamıştır (Resim 15). Böceklik mekânları için ihtiyaç duyulan ışığın orta sofalı şemada sağlanamamasından dolayı böyle bir planlama tercihinin yapılmış olması mümkündür. Oysa dış sofa ve T planlı dış sofada böceklerin sağlıklı gelişimi için ihtiyaç duyulan ışığın temini için oldukça geniş yüzeyler mevcuttur.
Çatı katlarında bulunan ve sadece ipek böcekçiliği için kullanılan böcekliklerde dekorasyona önem verilmediğinden tavanlar kaplanmaz, çatı kirişleri, aşıklar, mertekler ve ahşap dikmeler açık bir şekilde bırakılır (Resim 16, 17).
DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Günümüz konutlarında giderek daha az rastladığımız yerele ve yerel ekonomik faaliyetlere ilişkin özgün farklılıklar, 20. yüzyıla kadar birçok kasabanın veya kentin konut tasarımında etkili olmuş, konut içindeki günlük hayatın bir parçası olan üretim, mimari ve strüktürel tasarım yaklaşımlarına da yansımıştır. Gelir getiren üretim faaliyetlerine yönelik mekân ihtiyaçları doğrultusunda, birçok kent ve kasabada, geleneksel konutların özgün tasarımsal farklılıklar içerdiğini izlemek mümkündür.
Yerel ekonomik faaliyetlerin ve Osmaneli özelinde ipek böcekçiliğinin geleneksel konutlardaki yansımalarını değerlendiren bu çalışma ile Anadolu’daki geleneksel konutların incelenmesinde değerlendirilmesi gereken önemli bir veri vurgulanmaya çalışılmıştır. Osmaneli’ndeki geleneksel konutlar incelendiğinde görülmektedir ki, Anadolu konutların sınıflandırılmasında başlıca bileşen olarak kabul edilen ‘sofa’nın dönüştürülmesinin yanı sıra, söz konusu ipekböcekçiliği üretimine yönelik olarak birçok konutun ikinci katına tek mekânlı çatı katı eklenerek (Resim 12) klasik geleneksel konut tipolojileri için oldukça özgün değişiklikler yapılmıştır. İpek üretiminin arka planındaki dut yaprağı gereksinimi, dut ağacı yetiştiriciliğini beraberinde getirirken, dut yapraklarının yıkanmasına ve depolanmasına yönelik açık / kapalı mekânlar ile iyi ışık alan ‘böceklik’ler de konutların yaşam alanlarının içerisine kadar girerek onları dönüştürmüştür. Osmaneli’nde halen iyi korunmuş durumda olan ve bu çalışmayı gerçekleştirmeyi mümkün kılmış olan 23 geleneksel yapı, üretime yönelik ihtiyaçların yön verdiği konut tasarım yaklaşımlarının anlaşılması, geçmişin sosyal, ekonomik ve kültürel koşullarının daha iyi değerlendirilmesi açısından önemli veriler sağlamışlardır.
Mevcut geleneksel konut örneklerini bu veriler ışığında yeniden ele almak, farklı bölgelere özgü üretim faaliyetlerinin nasıl tasarımsal farklılıklara yol açtığı, hangi üretim biçimlerinin bu tür özgün mekânsal çözümleri gerektirdiği, hane halklarının gelir getiren üretime nasıl katkıda bulunduğu ve daha birçok farklı değerlendirme ölçütü üzerinden anlamayı mümkün kılacaktır.
KAYNAKÇA
Arı, Kemal, 1995,
Büyük Mübadele Türkiye’ye Zorunlu Göç (1923-1925), Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul.
Açanal, Saide, Yıldırım Gönül, Bilge, 2015, “Geleneksel Urfa Konutunun Konukevine Dönüşümü: Hacı Abo Evi”, Beykent Üniversitesi Fen ve Mühendislik Bilimleri Dergisi, sayı:8(1), ss.1-31.
Akkayan, Taylan, 1990, “Osmaneli Değişen Bir Anadolu Kasabası”, İstanbul Üniversitesi Antropoloji Bölümü Doktora Tezi, Edebiyat Fakültesi Basımevi, İstanbul.
Akpınar, Ayşen, 1982, “Geleneksel Konut Mimarisi ve Çevre Dokusu Korunmasına Bir Örnek Osmaneli”, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Doçentlik Tezi, İstanbul,
Diri, Aişe, 1995, “Osmaneli Yerleşiminin Geleneksel Dokusu Üzerine Bir Araştırma”, Osmangazi Üniversitesi Yüksek Lisans Tezi, Eskişehir.
Eldem, Sedat Hakkı, 1984, Türk Evi Osmanlı Dönemi I, İstanbul Anıt Çevre Turizm Değerlerini Koruma Vakfı, İstanbul.
Eldem, Sedat Hakkı, 1954, Türk Evi Plan Tipleri, İTÜ Mimarlık Fakültesi, Pulhan Matbaası, İstanbul.
Ergin Oruç, Şefika, 2017, “Diyarbakır Suriçi Bölgesindeki Geleneksel Konut Mimarisinde İklimsel Faktörlerin Rolü”, Mühendislik Dergisi, Diçle Üniversitesi Mühendislik Fakültesi, cilt:8, sayı:2, 3-9 Mayıs 2017 (Özel Sayı), ss.383-394.
Gündoğdu, Gizem Cansu, 2014, “Osmaneli Kentsel Sit Alanı İçindeki İki Farklı Dokunun Karşılaştırılması ve Alan için Koruma Önerileri”, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Kültür Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Mimarlık Bölümü, İstanbul.
Köşklük, Nezihat, 2009, “Tarihsel Süreçte Dokumacılık – Mekan İlişkisinin Koruma Amaçlı Değerlendirilmesi: Tire – Kula – Buldan Örneği”, Basılmamış Doktora Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Mimarlık Bölümü, Restorasyon Anabilim Dalı, İzmir.
Kuban, Doğan, 1968, “Anadolu Türk Şehri Tarihi Gelişmesi, Sosyal ve Fiziki Özellikleri Üzerine Bazı Gelişmeler”, Vakıflar Dergisi, sayı:7, İstanbul.
Mc Dougall, Mary Lynn, 1978, “Consciousness and Community: The Workers of Lyon, 1830-1850”, Journal of Social History, Oxford University Press, cilt:12, sayı:1, ss.129-145.
Osmaneli Belediyesi, 2010, Osmaneli, Dönence Basımevi, İstanbul.
Pamir, Aysun, 2004, “Konut Tipolojisi ve İç Mekân Kullanımında Ekonomik ve Sosyal Yaşam Değişimlerinin Rolü ve İpekçiliğin Etkileri, Osmaneli (Eski Lefke) Kasabası Örneği”, Basılmamış Doktora Tezi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Mimarlık Bölümü, İstanbul.
Sayan, Yüksel, 1997, Uşak Evleri, Türk Tarih Kurumu, Ankara.
Sunucu, Yılmaz, 1967, Dünü, Bugünü, Yarınıyla Uşak Rehberi, Ankara.
Şahin Güçhan, Neriman, 2018, “History and Characteristics of Construction Techniques Used in Traditional Timber Ottoman Houses”, International Journal of Architectural Heritage, sayı:12/1, ss.1-20.
Uhl, Karsten, 2016, Work Spaces: From the Early-Modern Workshop to the Modern Factory, (http://ieg-ego.eu/en/threads/crossroads/technified-environments/karsten-uhl-work-spaces-from-the-early-modern-workshop-to-the-modern-factory). [Erişim: 03.03.2021].
Uluengin, Bülent; Saatçi, Suphi, 2009, Osmaneli ve Geleneksel Evleri, Kerkük Vakfı Yayınları, İstanbul.
Usun, Çetin Furkan; Dinç, Yücel, 2020, “Sabun Üretimi Bakımından Kent Kimliği ve Sabunhanelerin Endüstriyel Miras Kapsamında Değerlendirilmesi: Antakya Örneği”, Coğrafya Dergisi - Journal of Geography, (http://jgeography.istanbul.edu.tr), sayı:40, ss.149-162.
NOTLAR
[1] Şahin Güçhan, Neriman, 2018, “History and Characteristics of Construction Techniques Used in Traditional Timber Ottoman Houses”, International Journal of Architectural Heritage, sayı:12/1, s.1
[2] Kuban, Doğan, 1968, “Anadolu Türk Şehri Tarihi Gelişmesi, Sosyal ve Fiziki Özellikleri Üzerine Bazı Gelişmeler”, Vakıflar Dergisi, sayı:7, s.17.
[3] Eldem, Sedat Hakkı, 1954, Türk Evi Plan Tipleri, İTÜ Mimarlık Fakültesi, Pulhan Matbaası, İstanbul, s.25.
[4] Açanal, Saide; Yıldırım Gönül, Bilge, 2015, “Geleneksel Urfa Konutunun Konukevine Dönüşümü: Hacı Abo Evi”, Beykent Üniversitesi Fen ve Mühendislik Bilimleri Dergisi, sayı:8(1), ss.11-12.
[5] Eldem, Sedat Hakkı, 1984, Türk Evi Osmanlı Dönemi I, İstanbul Anıt Çevre Turizm Değerlerini Koruma Vakfı, İstanbul, s.19.
[6] Uhl, Karsten, 2016, “Work Spaces: From the Early-Modern Workshop to the Modern Factory”, (http://ieg-ego.eu/en/threads/crossroads/technified-environments/karsten-uhl-work-spaces-from-the-early-modern-workshop-to-the-modern-factory), s.10. [Erişim:03.03.2021]
[7] Mc Dougall, Mary Lynn, 1978, “Consciousness and Community: The Workers of Lyon, 1830-1850”, Journal of Social History, Oxford University Press, cilt:12, sayı:1, Autumn, s.134; Uhl, 2016, s.11.
[8] Uhl, 2016, s.11.
[9] Şahin Güçhan, 2017, s.3.
[10] Usun, Çetin Furkan; Dinç, Yücel, 2020, “Sabun Üretimi Bakımından Kent Kimliği ve Sabunhanelerin Endüstriyel Miras Kapsamında Değerlendirilmesi: Antakya Örneği”, Coğrafya Dergisi – Journal of Geography, (http://jgeography.istanbul.edu.tr), sayı:40, ss.151-153.
[11] Köşklük, Nezihat, 2009, “Tarihsel Süreçte Dokumacılık – Mekân İlişkisinin Koruma Amaçlı Değerlendirilmesi: Tire – Kula – Buldan Örneği”, Basılmamış Doktora Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Mimarlık Bölümü, Restorasyon Anabilim Dalı, İzmir, ss.129-130.
[12] Köşklük, 2009, s.137.
[13] Köşklük, 2009, s.145.
[14] Köşklük, 2009, s.152.
[15] Köşklük, 2009, s.145.
[16] Köşklük, 2009, s.146.
[17] Sunucu, Yılmaz, 1967, Dünü, Bugünü, Yarınıyla Uşak Rehberi, Ankara, s.40.
[18] Sayan, Yüksel, 1997, Uşak Evleri, Türk Tarih Kurumu, Ankara, s.13.
[19] Uluengin, Bülent ve Saatçi, Suphi, 2009, Osmaneli ve Geleneksel Evleri, Kerkük Vakfı Yayınları, İstanbul, s.23.
[20] Diri, Aişe, 1995, “Osmaneli Yerleşiminin Geleneksel Dokusu Üzerine Bir Araştırma”, Osmangazi Üniversitesi Yüksek Lisans Tezi, Eskişehir, s.23.
[21] Akpınar, Ayşen, 1982, “Geleneksel Konut Mimarisi ve Çevre Dokusu Korunmasına Bir Örnek Osmaneli”, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Doçentlik Tezi, İstanbul, s.12.
[22] Uluengin; Saatçi, 2009, s.31; Akkayan, Taylan, 1990, Osmaneli Değişen Bir Anadolu Kasabası, İstanbul Üniversitesi Antropoloji Bölümü Doktora Tezi, Edebiyat Fakültesi Basımevi, İstanbul, s.63.
[23] Uluengin; Saatçi, 2009, s.31.
[24] Alman Arkeoloji Enstitüsü Fotoğraf Arşivi
[25] Akkayan, 1990, s.65.
[26] Arı, Kemal, 1995, Büyük Mübadele Türkiye’ye Zorunlu Göç (1923-1925), TVYY, İstanbul, s.179.
[27] Pamir, Aysun, 2004, “Konut Tipolojisi ve İç Mekan Kullanımında Ekonomik ve Sosyal Yaşam Değişimlerinin Rolü ve İpekçiliğin Etkileri, Osmaneli (Eski Lefke) Kasabası Örneği”, Basılmamış Doktora Tezi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Mimarlık Bölümü, İstanbul, s.74.
[28] Osmaneli Belediyesi, 2010, Osmaneli, Dönence Basımevi, İstanbul, s.21.
[29] Öztürk, Said, 1996, Tanzimat Döneminde Bir Anadolu Şehri Bilecik, İstanbul, s.111.
[30] A.g.e., s.111.
[31] Gündoğdu, Gizem Cansu, 2014, “Osmaneli Kentsel Sit Alanı İçindeki İki Farklı Dokunun Karşılaştırılması ve Alan için Koruma Önerileri”, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Kültür Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Mimarlık Bölümü, İstanbul, s.156.
[32] A.g.e., s.42.
[33] A.g.e., s.42.
[34] A.g.e., s.112.
[35] A.g.e., s.44.
Bu icerik 1465 defa görüntülenmiştir.