GÜNCEL
Yangın Mevzuatında “Mevcut Yapı”: Dünü, Bugünü ve Geleceği
İkbal Erbaş, Prof. Dr., Akdeniz Üniversitesi Mimarlık Bölümü
Türkiye'de, son 10 yılda büyük kayıpların olduğu yangınların en önemli ortak noktalarından biri, bu yangınların yoğunlukla mevcut yapı tanımına giren yapılarda gerçekleşmiş olmasıydı. Yaşadığımız son trajediden çıkarılacak derslerle daha güvenli bir yapılı çevreye ulaşmayı amaçlayan yazar, hem yerel hem de uluslararası düzeyde yapı güvenliğine dair alınan önlemler ve yapılan düzenlemeler arasındaki farkları irdeleyerek ülkemizdeki mevzuatın yeniden değerlendirilmesi gerekliliğini vurguluyor. Bu çerçevede Türkiye’deki yangın mevzuatını 2002 yılından bugüne izleyen yazar, “mevcut yapı” tanımının önemi ve “ülkemizde yapı güvenliğini artıracak gerçekçi politikalar ve somut adımların hayata geçirilmesi gerekliliğinin” altını çiziyor.
2017 yılında Mimarlık dergisinde kaleme aldığım yazımda, “Grenfell Tower yangını Türkiye'de gerçekleşseydi, aynı trajedi yaşanır mıydı?” diye sormuş ve kayıpların Türkiye'de de farklı olmayacağını vurgulayarak, mevzuattaki “mevcut yapı” tanımındaki yetersizliğe dikkat çekmeye çalışmıştım. Aradan geçen 7 yılı aşkın sürenin ve Ocak ayında yaşanan Grand Kartal Otel yangını gibi birçok benzer yangın faciasının ardından, ekranlarda ve sosyal medya platformlarında süren “kim haklı, kim sorumlu” tartışmalarının devam ettiğini görmek, bu zaman zarfında ne yazık ki bir arpa boyu yol alamadığımızı ortaya koyuyor.
Bu yazı, yetersizliklerimizle imtihan olduğumuz ve onlarla yüzleştiğimiz yine elim bir yangın faciasının ardından, benzer olayların bir daha yaşanmamasını ümitsizce umarak, Binaların Yangından Korunması Hakkındaki Yönetmelik’te (BYKHY) yer alan Grand Kartal Otel gibi “mevcut yapı” tanımına uygunluk gösteren yapı stoğunun yangına karşı savunmasızlığına dikkati çekmeye çalışmaktadır. Aynı zamanda, İngiltere’deki Grenfell Tower yangınının sonrasında olduğu gibi, yaşanılanlardan ders çıkaran devlet politikalarının ve kapsamlı düzenlemelerin gerekliliğinin altını çizmektedir. Bu amaçla çalışmada, mevzuattaki “mevcut yapı” tanımının 2002 yılından bugüne hala ayakları yere basan bir koruma kapsamına sahip olmadığı vurgulanmakta, bu tanımın aslında gelecekte hangi riskleri barındırdığı tartışılmakta ve bu elim olaydan sonra ülkemizde yapı güvenliğini artıracak gerçekçi politikalar ve somut adımların hayata geçirilmesi gerektiği bir kez daha ortaya koyulmaktadır.
“MEVCUT YAPI” TANIMININ DÜNÜ VE BUGÜNÜ…
Türkiye’deki yangın mevzuatının geçmişi incelendiğinde 2002 yılı öncesi tüm yapıları korumaya yönelik kapsamlı bir ulusal mevzuatın bulunmadığı, mevcut mevzuatın yalnızca kamu yapılarını korumak üzere geliştirildiği ve diğer yapıların korunmasına ilişkin mevzuatın geliştirilmesinin ilgili belediyelerin insiyatifine bırakıldığı görülmektedir
[1]. 26.07.2002 tarih ve 24827 sayılı BYKHY’nin yürürlüğe girmesiyle birlikte sadece kamu yapılarının korunmasını hüküm altına alan “Kamu Binalarının Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik” ve çeşitli belediyeler tarafından kendi hizmet alanlarında uygulanmak üzere geliştirilen tüm yangından korunuma ilişkin yönetmelik ve talimatlar yürürlükten kaldırılarak
[2] ülkedeki tüm yapıları kapsayan tek bir yönetmelik uygulamaya konulmuştur.
Bu mevzuat değişikliği sürecinde, hali hazırda belediyelerin ön gördüğü şartlarda korunma önlemleri alınmaya çalışılmış mevcut yapı stoğunun, yeni mevzuata kısmen de olsa dahil edilebilmesi amacıyla “mevcut yapı” tanımına yer verilmiştir. Buna göre yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden önce yapımı tamamlanmış ya da yapı ruhsatı verilmiş olan yapılar mevcut yapı olarak tanımlanmış, bunlardan yüksekliği 30.50 m'yi geçen konut harici bütün binalar, yatak sayısı 200'ü geçen oteller ile kullanım alanı 3000 m2'nin üzerinde olan alışveriş, eğlence, ticaret ve toplanma amaçlı yerler ilgili belediyelerce istenen tedbirleri 3 yıl içinde yerine getirmek zorunluluğunda tutulmuştur. Bu kapsama dahil olmayan mevcut yapılarda ise yönetmelik esaslarına göre belirlenen uygulanabilir “iyileştirici tedbirlerin” 5 yıl içinde yerine getirilmesi istenmiştir.[3] Yine aynı yönetmelikle birlikte kullanım amacı değişen yapılarla, ruhsat alma zorunluluğu olan esaslı tadilatların yapıldığı yapılarda yönetmeliğin tüm hükümlerine uygunluk zorunlu tutulmuştur.[4] Bu bakış açısıyla birlikte yükseklik, kapasite ya da alan sınırları içerisinde kalan kamusal ya da özel mülkiyete ait tüm yapılar 5 yıl içerisinde “iyileştirici tedbirlerin” alınması gereken mevcut yapılar kapsamına girmiştir. 2002 yılı yönetmeliğinde mevcut yapılarda uygulanması gereken söz konusu “iyileştirici tedbirlerin” neler olduğu tanımlanmadığı için, bu yapılar bir anlamda kendi kaderleriyle baş başa bırakılmıştır. Mevzuattaki bu belirsizlik, mevcut yapıların güvenliğini artırmaya yönelik alınması gereken tedbirlerin uygulanabilirliğini ve denetlenebilirliğini zorlaştırarak, farklı yorumlara ve standart dışı uygulamalara yol açmıştır (Resim 1).
19.12.2007 tarih ve 26735 sayılı BYKHY düzenlemesi ile mevzuatın 10. kısmında “Mevcut binalar hakkında uygulanacak hükümler” başlığı altında, 2002 yılında vurgu yapılan “iyileştirici tedbirler” kısmen de olsa tanımlı hale getirilmiştir. Mevcut yapı tanımının yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden önce yapı ruhsatı alınıp yapımı devam eden veya yapımı tamamlanan ve kullanım amacı değiştirilmeyen yapı, bina, tesis ve işletme olarak yeniden tanımlandığı bu düzenlemede, 2002 tarihli BYKHY’ya uygun yangın tedbiri alınmış mevcut yapılarda ilave tedbir alınmamasının esas olduğu hüküm altına alınmıştır[5]. Ancak, 2002 yılı yönetmeliğinde mevcut yapılara yönelik tanımlı ve bağlayıcı hükümlerin yer almadığı, iyileştirici tedbirlerin kime göre, neye göre belirlendiğinin net bir şekilde ortaya koyulmadığı ve denetim mekanizmasının yeterli etkinlikte işlemediği göz önünde bulundurulduğunda, bu yapıların Resim 1’de de görüldüğü gibi yine kendi kaderlerine terk edilmesinin önüne geçilemediği görülmektedir.
Diğer taraftan 2002 tarihli yönetmeliğin aksine yapı ruhsatı alınmış ancak yapımına başlanmamış yapıların mevcut yapı kapsamından çıkarılması önemli bir ilerleme olmuştur. Bunun yanı sıra mevcut yapılardan yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden sonra kullanım amacı değiştirilerek, sağlık, eğitim ve konaklama amaçlı olarak kullanılacak bina ve tesislerin, tehlikeli maddelerin bulundurulacağı binaların ve binadaki toplam kullanıcı sayısı 200’ü geçen toplanma amaçlı binaların yeni mevzuat hükümlerine uyum zorunluluğunun getirilmesi[6] diğer bir önemli gelişme olarak öne çıkmıştır.
Mevcut yapı tanımına ilişkin bir başka değişiklik, 9.09.2009 tarih ve 27344 sayılı BYKHY düzenlemesinde gerçekleştirilmiştir. Yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden önce yapı ruhsatı alınıp yapımı devam eden veya yapımı tamamlanan yapı, bina, tesis ve işletme olarak tanımlanan mevcut yapı tanımında, 2007 yılı düzenlemesine kıyasla bu tanım içinde kalabilmek için kullanım amacının değiştirilmemesi şartına tabi yapıların kapsamı önemli ölçüde tanımlı hale getirilmiştir. Buna göre, yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden sonra kullanım amacı değiştirilerek, bedensel veya zihinsel bir hastalığın veya yetersizliğin tedavisinin veya bakımının yapıldığı küçük çocuklar, nekahet hâlindeki kişiler veya bakıma muhtaç yaşlıların bakımları için kullanılan sağlık amaçlı bina ve tesisler, yatılı sağlık kuruluşları, anaokulları, kreşler, çocuk kulüpleri, ilköğretim okulları, yetiştirme yurtları, eğlence yerleri ve konaklama amaçlı olarak kullanılacak bina ve tesislerin yeni hükümlere uygun olması hüküm altına alınmıştır[7]. Diğer bir deyişle 2009’daki düzenleme, 2007 yönetmeliğine kıyasla daha ayrıntılı ve kapsamlı bir içerik sunmaktadır. Sağlık, eğitim ve konaklama alanlarında yapılan bu ek düzenlemeleri, özellikle daha hassas grupların bulunduğu binalarda (çocuklar, yaşlılar, hasta ve bakıma muhtaç kişiler gibi) yangın güvenliği önlemlerinin artırılmasına yönelik olumlu bir adım olarak değerlendirmek mümkündür.
2015 yılında da farklı hükümler kapsamında değişikliğe uğrayan yönetmelikte mevcut yapı tanımına ilişkin yeni bir düzenleme yapılmamakla birlikte, 29/6/2017 tarihli resmi gazetede yayımlanan bir düzenleme ile geriye yönelik bir tanımlama yapılarak 19/12/2007 tarihinden önce yapı ruhsatı ilgili idare tarafından onaylanan yapı, bina, tesis ve işletmeler tekrar mevcut yapı tanımına dahil edilmiştir[8]. Bu son düzenleme mevcut yapı tanımını daraltma yönündeki olumlu yaklaşımı zayıflatarak, kapsamın genişlemesine ve düzenlemenin etkinliğinin azalmasına yol açmıştır (Resim 2).
“MEVCUT YAPI” TANIMININ ÖNEMİ
Yangın mevzuatında mevcut yapı tanımı, mevzuat öncesi inşa edilmiş yapıların güvenliğini artırmak ve olası yangın risklerini en aza indirmek için hayati bir öneme sahiptir. Özellikle güncel malzeme ve yapım tekniklerinden uzak olan ve yapı ömrünü tamamlamaya yüz tutmuş mevcut yapılar, yangın mevzuatına uygun olarak değerlendirilmediği takdirde, can ve mal kayıplarına yol açabilecek ciddi riskler taşımaktadır. Mevcut yapı kapsamına girecek yapıların doğru bir şekilde tanımlanması, mevzuatın bu yapılara uygulanabilecek tedbirler içermesi yapı ömrü boyunca sürdürülebilir bir yangın güvenliği yönetiminin temelini oluşturacaktır. Bu bağlamda, mevcut yapı tanımı hem mevzuatın etkinliğini artırmak hem de toplumsal güvenliği sağlamak için kritik bir rol üstlenmektedir. 2002 yılından bugüne, yapıların yangından korunumuna yönelik alınacak tedbirleri geliştirme amacı taşıyan düzenlemeler olumlu birer adım olsa da mevcut yapı tanımı ve bu yapılarda alınması gerekli önlemlerin yetersizliği ortadadır.
BYKHY hakkında yapılan en büyük eleştirilerden biri bazı hükümlerin yeterince açıklayıcı ve anlaşılır olmayışı hususudur. Bu eleştirilerin önüne geçebilmek ve uygulama güçlüklerini en aza indirebilmek amacıyla Aralık 2024’te Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından BYKHY Kılavuzu yayımlanmış, gerek yönetmelikte yer alan tanımlar gerekse yönetmelik kapsamında yapılması gereken hesaplamalar örneklerle açıklanmıştır. Hangi yapıların mevcut yapı tanımına gireceği hususu da bir şema ile özetlenmeye çalışılmıştır (Resim 3). Bu şemaya göre yönetmeliğin ilk kez yürürlüğe girdiği 26.07.2002 tarihi ile mevcut yapılara ilişkin özel hükümlerin tanımlandığı 19.12.2007 tarihi arasındaki, yapı ruhsatı alınıp yapımı devam eden veya yapımı tamamlanmış mevcut yapıların 2002 yılı yönetmeliğine tabi olduğu ifade edilmiştir. Kılavuzda 2000 yılında hastane olarak kullanılan bir yapıda esaslı bir tadilat yapılmadığı sürece yapının mevcut yapı tanımı içinde yer alacağı örnek olarak ifade edilmiştir[9].
Bakanlık tarafından verilen bu örnek, mevzuatın değişen yüzü ile değerlendirildiğinde acaba nasıl bir senaryo söz konusu olacaktır? Bu örneğe göre, 2002 yılı yönetmeliğine uygun olarak söz konusu sağlık yapısının yüksekliğinin 30.50 m'yi geçmediği veya bu yapının sağlık yapısı yerine kullanım alanının 3000 m²'yi aşmayan bir alışveriş, eğlence, ticaret ya da toplanma amaçlı bir yapı olduğu varsayıldığında, her ne kadar 2002 yılı yönetmeliğinde iyileştirici tedbirler tanımlanmasa da, ilgili belediyenin 2002 yılı mevzuatına uygun iyileştirici tedbirlerin alındığını onaylaması, bu yapının günümüz şartlarında yangından korunmak için yeterli önlemlere sahip olduğu anlamına mı gelecektir?
Ayrıca, BYKHY kılavuzunda verilen aynı örnekte, bir yapının ancak kullanım amacının değiştirilmesi durumunda yeni bir bina gibi değerlendirilebileceği vurgulanmaktadır. Buna karşın, değişen ve gelişen bir yangın mevzuatının varlığına rağmen, bir yapının yangın güvenliği standartları açısından halen 2002 yılı yönetmeliğinin yetersiz hükümleri altında değerlendirilmesi ciddi riskler barındırmaktadır. Öte yandan, bu yönetmeliğe göre mevcut yapılardaki iyileştirmelerin sağlanması konusunda belediyeler yetkili kılınmıştır. Ancak, yangın güvenliğine ilişkin denetim sorumluluğunun tartışıldığı günümüzde, 2002 ve 2007 yılları arasındaki yaklaşık beş yıllık süre zarfında belediyeler bu denetim sorumluluklarını yeterince yerine getirebilmiş midir? Bu sorulara verilecek yanıtlar, mevcut yapı tanımı kapsamında değerlendirilen yapı stoğunun yangına karşı güvenli kabul edilip edilemeyeceğinin de önemli bir göstergesidir.
Diğer taraftan mevzuatın sadece uygulanabilirliği değil, aynı zamanda yaşanan faciaların mevzuatın geliştirilmesine olan etkisi de oldukça önemli bir husustur. Özellikle, Greenfell Tower yangınının ardından İngiltere’de yapılan düzenlemeler, bu konunun önemine dikkat çekmektedir. Bu bağlamda şu soru gündeme gelmektedir: Greenfell Tower yangını sonrasında İngiltere’de mevzuatın geliştirilmesine yönelik çabalar, Türkiye’de yaşanan yangınlar sonrasında da söz konusu mudur? Bu sorunun yanıtı, İngiltere’deki yangın mevzuatında gerçekleşen gelişmelerin yaşanan olaylarla nasıl ilişkilendirildiği incelenerek tespit edilebilir (Tablo 1).
İngiltere’deki iş sağlığı ve yangın güvenliği mevzuatındaki köklü değişiklikler ve düzenlemeler genellikle yaşanan ciddi kayıpların ardından şekillenmiştir. Bu kapsamda büyük değişimlere neden olan iki önemli olay, 1974 yılında Flixborough ve 1988 yılında Piper Alpha felaketleridir. Lincolnshire'daki Flixborough'da, bir üretim tesisinden yanıcı maddelerin sızması sonucunda meydana gelen patlama 28 kişinin ölümüne neden olmuştur. Piper Alpha petrol üretim platformunda ise, hidrokarbon sızıntısı sonucunda 167 açık deniz çalışanı hayatını kaybetmiştir. İngiltere’deki gerek yangın güvenliği gerekse iş güvenliği mevzuatının tarihsel gelişiminde üç temel temanın öne çıktığı görülmektedir. Öncelikle meydana gelen felaketlere hükümetin verdiği tepkiler, standartlarda ve ilgili mevzuatlarda değişikliklerin yapılmasına yol açmıştır. Daha sonra, yerel yönetimler, itfaiye yetkilileri, bina sahipleri ve diğer "sorumlu" kişiler gibi farklı aktörlere sorumluluklar yüklenmiştir. Son olarak da hükümetin düzenlemeleri ve yetkileri birleştirme girişimleri, mevzuatın daha etkili bir şekilde uygulanmasını hedeflemiştir. Grenfell Tower yangını ardından yangın öncesinde yüksek katlı konutların genellikle yüksek riskli bina olarak değerlendirilmediği ve denetimlerde öncelikli tutulmadığı tespit edilmiş, yangın sonrası risk bazlı denetim programı güncellenerek bu binalara odaklanılmıştır[11]. Bu bağlamda İngiltere’deki yasal mevzuatın geliştirilmesinde, daha önceki acı tecrübeler birincil kılavuz görevine sahip olmuştur[12]. Yanıcı cephe malzemelerinin kullanımı yüksek katlı binalarda yasaklanmış, bina sahipleri ve yöneticilerine yangın risklerini değerlendirme ve önleme yükümlülükleri getirilmiştir. Yangın Güvenliği Yasası (2021), Bina Güvenliği Yasası (2022) ve Yangın Güvenliği Yönetmelikleri (2022) ile özellikle yüksek riskli binalar için sıkı düzenlemeler ve hesap verebilirlik artırılmıştır. Devletin üzerinde taşıdığı sorumluluğu yerine getirerek yaptığı düzenlemeler, olası riskleri azaltmak yönünde önemli bir girişimken, ayrıca bu faciaların yaşanmasında ihmali ve sorumlulukları olan kişilerin yasalar önünde cezalandırılması da adaletin sağlanması ve benzer olayların tekrarının önlenmesi açısından kritik bir öneme sahip olmuştur. Tüm bu yönleriyle Grenfell Tower yangını, yalnızca geçmişteki ihmallerin ve eksikliklerin sonucunda yaşanan bir felaket olarak değil, aynı zamanda yangın güvenliği mevzuatının iyileştirilmesi ve yüksek riskli binaların denetim altına alınması için bir uyanış ve dönüşüm sürecinin başlangıcı olarak bir simge haline gelmiştir (Resim 4).
Benzer bir yaklaşımla, Türkiye’deki 1966 yılından itibaren yürürlüğe giren yangın mevzuatı ile bu tarihten günümüze kadar olan süreçte yaşanan can kaybı yüksek olaylar[13] arasındaki bağlantı incelendiğinde (Tablo 2), ne yazık ki İngiltere’de olduğu gibi bir gelişim ve dönüşüm sürecinin yaşanmadığı söylenebilir. Özellikle 2002 yılı sonrası yangın mevzuatının geliştirilmesine yönelik iyileştirici düzenlemelere rağmen son 60 yılın en fazla can kaybına neden olan Grand Kartal Otel yangınının nedenlerinin ve sorumlularının bir kez daha sorgulanması gerekmektedir.
SONUÇ YERİNE
Türkiye'de, geçmişten günümüze mevcut yapı stoğunun korunması konusundaki tartışmaların devam etmesi, yaşanan acılardan ders alınmadığını ve benzer faciaların bir döngü halinde tekrar ettiğini göstermektedir. Son 10 yılda büyük kayıpların olduğu yangınların en önemli ortak noktalarından biri de bu yangınların yoğunlukla mevcut yapı tanımına giren yapılarda gerçekleşmiş olmasıdır. Aladağ kız öğrenci yurdu yangını (2016’da 12 can kaybı), Beşiktaş gece kulübü yangını (2024’te 29 can kaybı) ve son olarak Grand Kartal Otel yangını (2025’te 78 can kaybı), tamamı mevcut yapı tanımı kapsamındaki yapılarda meydana gelmiş trajediler olarak, bu tür felaketlerin yalnızca isim değiştirerek tekrarlandığını, ancak önlenemediğini açıkça göstermektedir. Bu durum, afet yönetimi ve yapı güvenliği konularında daha kapsamlı ve etkili adımlar atılması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.
İster depremden kaynaklansın ister yangından, yaşanan tüm kayıpların ardında maalesef ihmaller, yetersizlikler, göz ardı edilen önlemler ve geçmişteki felaketlerden gerekli derslerin alınmaması yatmaktadır. Benzer kaderin paylaşıldığı diğer ülkelerle kıyaslandığında, ülkemizin ne yazık ki tüm bu afetler sonrasında çözüm üretme, yeni politikalar geliştirme konusunda yetersiz olduğu görülmektedir. Aynı felaketlerin yeniden yaşanmaması adına başta İngiltere örneğinde olduğu gibi birçok ülkede devlet tarafından hızlı bir mevzuat düzenlemesine gidildiği, hata ve ihmallerin kaynağı olan sorumluların kanunlar aracılığıyla hak ettiği cezalara çarptırıldığı, kontrol ve denetimlerin sıklaştırıldığı görülmektedir.
Her ne kadar 2002 yönetmeliğiyle mevcut yapılara ilişkin belirsizliklerin giderilmeye çalışılması ve kullanım amacı değiştirilen kritik fonksiyonlu binaların yeni mevzuata uygun hale getirilmesi zorunluluğu gibi adımlarla daha kapsamlı düzenlemeler yapılması önemli bir ilerleme olsa da görünen o ki bu çabalar uygulama ve denetim aşamalarında karşılaşılan zorluklar nedeniyle felaketlerin önlenmesinde istenen etkinliği sağlayamamıştır.
Bu bağlamda Grand Kaya Otel yangını, yaşanan çaresizliğin simgesi olan yanmış bir binadan sarkan uç uca eklenmiş çarşaflarla (Resim 5) ve yaşanan kayıplarla değil, başta mevcut yapı tanımı ve korunması olmak üzere mevzuatın eksik yönlerini gidermeye yönelik, geleceğe ışık tutan bir eşik olarak hatırlanmalıdır. Aksi halde güncel sorunlara ya da ihtiyaçlara yönelik değişikliklerin yapılmadığı bir mevzuatı uygulayarak farklı sonuçlar beklemek mümkün olmayacak ve gelecekte benzer felaketlerin tekrarlanmasının önüne geçilemeyecektir. Bu nedenle, 78 cana mal olan bu yangın yalnızca bir trajedi olarak görülmemeli, aynı zamanda mevzuatta kapsamlı reformlar yapılması gerektiğine işaret eden son bir uyarı olarak değerlendirilmelidir.
Bu icerik 1288 defa görüntülenmiştir.