442
MART-NİSAN 2025
 
MİMARLIK'tan

  • Giriş
    Deniz Dokgöz - Ayşen Ciravoğlu

YAYINLAR



KÜNYE
DOSYA: MİMARLIK MESLEĞİNDE YETKİ TARTIŞMALARI VE SORUMLULUKLAR

Ortak Yarar - Ortak Zemin - Ortak Akıl

Özgür Bingöl, Prof. Dr., Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Mimarlık Bölümü

Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği’ne ilişkin son gelişmeler bağlamında kurgulanan yazı, fikir ve sanat eserlerine ve eser sahiplerinin haklarına yönelik mevzuat, mimarlık ve mühendislik hizmetlerinin tanımı ve içeriğine yönelik mevzuat ile mimarlık eğitiminin içeriğini ele alıyor. Yazar, Özgür Bingöl, aynı zemini paylaştığımız farklı meslek insanları ile ürünün niteliğini artırmaya yönelik kurulan bilgi, beceri, birikim ve yeterliliğe dayalı işbirliklerinin önemine dikkat çekiyor.

Dosya editörleri Deniz Dokgöz ve Ayşen Ciravoğlu’na ait, zarif bir dille geniş bir çerçeve tanımlayan “Mimarlık Mesleğinde Yetki Tartışmaları ve Sorumluluklar” başlıklı davet / giriş metninin kaleme alınmasına neden olan somut gelişmeyi pek çoğumuz tahmin ediyoruz. 25 Şubat 2022 tarihinde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği’nin Yapı Projelerine ilişkin 57. Maddesi’nde yapılan değişiklik ile, yapı ruhsatına esas yapı projeleri ile ilgili olarak mimari projelerin hazırlanmasında belli metrekareler üzerindeki bir kısım yapılar için “iç mimarlarca hazırlanıp imzalanan iç mimari projesinin eklenmesi” koşulunun getirilmek istenmesi ve ertesinde yaşanan süreçten haberdarız.

Yine de, sürece ilişkin kısa bir özet yapmak yerinde olacaktır. Yukarıda sözü edilen talebe bağlı düzenlemeye yapılan itirazlar sonucunda değişiklik, söz konusu projelerin “mimar veya iç mimarlarca” düzenleneceği yönünde yayımlanır. Ancak İçmimarlar Odası, mimarlarca bu projelerin hazırlanamayacağını iddia ederek bu ifadenin iptali için dava açar. Mimarlar Odası da Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı yanında bu davaya müdahil olur. Danıştay 6. Daire’si 30.09.2024 tarihli ve E.:2022 / 1944; K.:2024 / 5050 sayılı kararı ile bu ifadenin iptaline karar verir ve ertesinde davada temyiz sürecine geçilir.

Bu noktada lafı uzatmadan söz konusu gelişmeler bağlamında görüşlerimi dolaylı ve retorik bir dile başvurmadan, doğrudan aktarmayı tercih ediyorum. Hatta genel anlamda metnin, bir rapor formatında olacağını da ifade edebilirim.

Konuyu üç ana başlık altında kısaca değerlendireceğim:

  • Fikir ve Sanat Eserlerine ve Eser Sahiplerinin Haklarına Yönelik Mevzuat
  • Mimarlık ve Mühendislik Hizmetlerinin Tanımı ve İçeriğine Yönelik Mevzuat
  • Mimarlık Eğitiminin İçeriği

Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ve Eser Sahiplerinin Hakları

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda 1948 yılında kabul edilen ve Türkiye’nin de 1949 yılında kabul ederek yürürlüğe koyduğu İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 27. Maddesi’nin 2. Bendi açıkça “Herkesin kendi yaratısı olan bilim, yazın ve sanat ürünlerinden doğan manevi ve maddi çıkarlarının korunmasına hakkı” olduğunu açıkça ifade eder.

Yürürlükte olan 05.12.1951 tarihli ve 5846 numaralı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile de fikir ve sanat eserlerinin çeşitleri tanımlanmakta ve eser sahiplerinin manevi ve mali hakları açıklanmaktadır.

Söz konusu kanunun 2. Maddesi’nde “(…) planlar, projeler, krokiler, (…), her çeşit mimarlık ve şehircilik tasarım ve projeleri, mimari maketler, endüstri, çevre ve sahne tasarım ve projeleri” ilim ve edebiyat eserleri olarak; 4. Maddesi’nde de “mimarlık eserleri”, güzel sanat eserleri olarak kabul edilmektedir. Bu bağlamda gerek mimari tasarım ve planlamaya ait üretilen tüm dokümantasyon, gerekse sözü edilen dokümantasyona göre üretilen mimari yapı, eser olarak değerlendirilmekte ve proje müellifinin eser sahipliği durumu hukuki olarak tanımlanmaktadır.

Bu noktada mimari tasarımın, proje müellifi mimar tarafından, üst ölçekli tasarım kararlarından en alt ölçekteki yapı bileşenlerinin tasarımına kadar işlevsel, tektonik ve estetik açılardan tutarlı bir şekilde tanımlanarak projelendirilmesi ve hayata geçirilmesine dayalı çok aktörlü bir sürecin ürünü olduğu gerçeği önem arz etmektedir. Bu süreçte eser sahibi olan proje müellifi mimar ilgili tüm diğer disiplinlerin çalışmalarını mimari tasarım ve proje kararlarına göre yönlendirerek koordine eder.

Dolayısıyla yapı ruhsatına esas yapı projeleri ile ilgili olarak mimari projelerin hazırlanmasında belli metrekareler üzerindeki bir kısım yapılar için eklenecek iç mekân düzenlemelerine yönelik projelerin “sadece iç mimarlarca” hazırlanıp imzalanması yönündeki ifadenin, yürürlükte olan Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile tanımlanan eser sahibinin hakları ile ilişkili hukuki sorunlara yol açma olasılığı söz konusudur. Eserin sahibi olan mimar müellifin tüm ölçeklerde kendi tasarım anlayışına göre ve kendisi tarafından mekânsal düzeni ve yapısal unsurları projelendirme hakkı, bilgi ve becerisi olmasına rağmen sözü konusu ifade ile elinden alınmakta, eserine izni ve rızası olmadan bir müdahaleyi zorunlu kılmaktadır. Oysaki hukuki açıdan, eser sahibinin tüm ölçeklerdeki mekânsal tasarım kararlarını kendisinin yapma hakkı olduğu gibi; farklı ölçeklerde, ilgili farklı meslek insanları ile birarada çalışma ya da eserin belirli ölçeklerdeki tasarım kararlarını ilgili farklı meslek insanlarına bırakma yönünde tercihleri de olabilmektedir. Bu nedenle söz edilen projelerin “mimar veya iç mimarlarca düzenlenebileceği ibaresinin, fikri hakların korunması ve eser sahibi olarak proje müellifi mimarın kanundan doğan haklarının ihlal edilmemesi açısından daha uygun bir ifade olacağı görüşündeyim.

Mimarlık ve Mühendislik Hizmetlerinin Tanımı ve İçeriği

Mimarlık ve mühendislik hizmetlerinin tanımı, içeriği ve hizmet bedelleri ile ilgili olarak halen yürürlükte olan ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı mevzuatında da yer alan 16.07.1985 tarihli ve 85 / 9707 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Resmi Gazete’de yayımlanmış Mimarlık ve Mühendislik Hizmetleri Şartnamesi resmi ve temel dokümandır. Herhangi bir kamu kurumu mimarlık ve mühendislik hizmeti alırken bu dokümana uygun şekilde projelendirme ile ilgili prosedürleri yürütmekle yükümlüdür. Her yıl bakanlık tarafından yayımlanan “Mimarlık ve Mühendislik Hizmet Bedellerinin Hesabında Kullanılacak Yapı Yaklaşık Birim Maliyetleri” hakkındaki tebliğin de ilk maddesinde bu dokümana referans verilmektedir.

Mimarlık ve Mühendislik Hizmetleri Şartnamesi’nin “III Esas Hükümler” başlığı altında yer alan 9. Madde’sinde mimarlık hizmetleri ve aşamaları tanımlanmaktadır. “Ön proje”, “Kesin Proje”, “Uygulama Projesi” ve “Detaylar” başlıkları altında proje düzenleme hizmetleri aşamaları ve kapsamları açıkça betimlenmektedir. 9.1.4 Detaylar başlığı altındaki mimari hizmetler; yapı uygulama projesine ait idarece onanmış listedeki tüm eleman ve mahalleri kapsayan 1 / 20, 1 / 10, 1 / 5 ve 1 / 1 ölçeklerde düzenlenen tüm sistem ve nokta detaylarının hazırlanması şeklinde tanımlanmıştır.

Ayrıca aynı dokümanın 10. Madde’sinde mimarlık hizmetleri için esas alınacak olan tüm yapı sınıfları tanımlanmaktadır. Madde’nin son paragrafında “İç mimari ve dekorasyon hizmetleri” ile ilgili tanım ve bu hizmetlerin hangi yapı sınıfında değerlendirileceği açıklanmaktadır. Burada dikkate alınması gereken nokta söz konusu maddenin “Madde 10 - Mimarlık hizmetleri aşağıda gösterilen beş ayrı sınıfta ele alınmıştır” ifadesi ile başlıyor olmasıdır. Benzer biçimde “iç mimari ve dekorasyon hizmetlerini” de bu kapsamda değerlendirmektedir.

Dolayısıyla yapı ruhsatına esas yapı projeleri ile ilgili olarak mimari projelerin hazırlanmasında belli metrekareler üzerindeki bir kısım yapılar için eklenecek iç mekân düzenlemelerine yönelik projelerin “sadece iç mimarlarca” hazırlanıp imzalanması yönündeki ifade, yürürlükte olan ve yukarıda değinilen maddeleri bağlamında resmi olarak mimarlık hizmetlerinin tanımlandığı ve içeriğinin açıklandığı resmi doküman ile çelişmektedir. Bir anlamda suni olarak tanımlanmış nicel bir alansal büyüklüğün hemen altında yapılan bir tasarım ve projelendirme hizmetinin, o alansal değerin üzerine çıkıldığında verilemeyeceği yönündeki iddia, bu koşullarda kabul edilebilir değildir. Bu noktada sözü edilen projelerin “mimar veya iç mimarlarca” düzenlenebileceği ibaresinin, mimarlık mesleğinin tanımlandığı resmi belgelerin içeriği ile çelişmemesi bağlamında daha yerinde olacağı görüşündeyim.

Mimarlık Eğitiminin İçeriği

Mimarlık eğitiminin ile ilgili olarak yetiştiğim ve halen ders verdiğim üniversitem üzerinden bazı noktalara değinmek isterim. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Mimarlık Bölümü, 1882’de kurulan “Mekteb-i Sanayi-i Nefise-i Şahane”de açılan üç bölümden biri olarak ülkemizin en eski ve köklü mimarlık eğitimi veren okuludur. Ülkemizin mimarlık eğitimi tarihinde köklü geçmişiyle özel bir konumu ve önemi olan Mimarlık Bölümü, geçmişinden günümüze sürdürdüğü eğitim anlayışıyla ülkemizde mimarlık alanında özgün değerlerinin yaratılmasında ve nesillere aktarılmasında öncü bir role sahiptir. 2016 yılında da uluslararası UNESCO - UIA Mimarlık Tüzüğü’ne uygunluğu kabul edilerek UNESCO - UIA validasyonu almıştır.

Mimarlık Bölümü, müfredat programında yer alan teorik, uygulamalı zorunlu - seçmeli dersleri ve mimari proje atölye dersleri ile yetiştirdiği mimar adaylarının farklı ölçeklerde bilimsel ve sanatsal becerilere sahip, yaratıcı, mimarlığın toplumsal ve kültürel sorumluluğunun farkında, araştırmacı, sorgulayıcı, eleştirel bir yapıda mezun olmalarını hedeflemektedir.

Bu bağlamda Bölümün eğitim programının ilk üç yarıyılında, öğrencilerin mekân düzenleme, planlama, strüktür ve detaylandırma konularında 1 / 50, 1 / 20, 1 / 10, 1 / 5 ve 1 / 2 ölçeklerinde çalıştıkları teorik ve uygulamalı Bina Bilgisi I - II, Yapı Bilgisi I - II ve İnce Yapı Bilgisi zorunlu dersleri yer alır.

Eğitim programının ilerleyen dönemlerinde Mimari Proje Atölye çalışmalarının yanı sıra öğrenciler, 5. yarıyılda zorunlu Uygulama Projesi dersi kapsamında bir yapının iç mahallerinin ve tüm yapı kabuğunun uygulamaya yönelik olarak tüm ölçeklerde çizili dokümantasyonun üretilmesi ile ilgili çalışmaları gerçekleştirirler.

Eğitimin 6. yarıyılında zorunlu Mekân Organizasyonu dersi kapsamında da öğrenciler, mimari mekân kuruluşuna katılan öğeleri ve bunların birbirleriyle etkileşimlerini, özellikle iç mekân ölçeğinde araştırarak; yapısal, kültürel, sosyal ve psikolojik boyutlarıyla alt ölçeklerde mekânı ve bileşenlerini tanımlayarak bir proje çalışması gerçekleştirirler. Aydınlatma ve mobilya tasarımlarını; malzeme, renk ve doku üzerine çalışmalarını alt ölçeklerde tanımlayarak projeleri kapsamında hazırlarlar.

Yukarıda kısaca içeriklerine değindiğim tüm dersler, kurumumun mimarlık lisans eğitimi müfredatında 50 yılı aşkın süredir yer alan zorunlu ve uygulamalı derslerdir. Değindiğim dersler ve içerikleri MSGSÜ Mimarlık Bölümü müfredatına özgü olmakla birlikte, mimarlık eğitimini mesleğin öneminin farkındalığıyla veren diğer tüm kurumlarda da farklılaşan ders isimleri altında benzer içeriklerde mimar adaylarına gereken bilgi ve becerinin kazandırıldığına eminim.

Dolayısıyla yapı ruhsatına esas yapı projeleri ile ilgili olarak mimari projelerin hazırlanmasında belli metrekareler üzerindeki bir kısım yapılar için eklenecek iç mekân düzenlemelerine yönelik projelerin “sadece iç mimarlarca” hazırlanıp imzalanması yönündeki ifade, bu ölçeklerdeki tasarımın ve tasarıma ait dokümantasyonun mimarlar tarafından üretilemeyeceği yönünde bir anlayışı barındırmaktadır. Hem kurumumun mimarlık eğitimi hem de uluslararası mimarlık eğitim programlarının içeriği dikkate alındığında bu tür bir yaklaşımın dayanaklarını anlamak oldukça güçtür. Mimar mezunlarımızın söz konusu ölçeklerde tasarım ve projelendirme bilgi ve becerisine sahip olduklarını açıkça ifade etmek isterim.  Bu noktada sözü edilen projelerin “mimar veya iç mimarlarca düzenlenebileceği ifadesinin mimarlık eğitiminin içeriği dikkate alındığında daha doğru olacağı görüşündeyim.

Bitirirken

“As the world becomes full of specialists, we become specialists in nothing special.”

“Dünya belli konularda özel bilgi ve beceri sahibi insanlarla (uzmanlarla) dolup taşarken,

bizler de artık özelliği olan bir şey ortaya çıkaramayan özel bilgi ve beceri sahibi insanlara dönüşüyoruz.”[1] Álvaro Siza, 2020

David Chipperfield 2020 yılında, İtalyan mimarlık dergisi Domus'un konuk editörlüğünü yaptı. Bu süre zarfında belirlediği planlama, toplu konut, koruma - bellek, güzellik, barınma, toplum, hayal gücü, kentlilik, teknoloji ve ölçek gibi kendi ifadesi ile ‘gündem maddeleri’ üzerine odaklanan ve takdim metinlerini kaleme aldığı on sayı yayımlandı. Konuk editörlüğünün başlangıç ve bitiş metinleri ise genel anlamda mimarlık mesleği üzerineydi.

Aralık 2019 tarihli ve “Rolümüz nedir?” (What is our role?) başlıklı ilk metni ile mimarın değişen rolüne ve mimarlığın potansiyellerine dikkat çekti. İklim krizi, artan ekonomik ve sosyal eşitsizlikler gibi güncel sorunlara mesleki anlamda mimarların nasıl tepki vereceği sorusunu gündeme taşıdı.

Álvaro Siza’dan yukarıda da yer verilen alıntı ile başladığı, Aralık 2020 tarihli ve “Şimdi nerede duruyoruz?” (Where do we stand now?) başlıklı kapanış metni ile mesleğin sadece bir ‘uzmanlık’ meselesi olarak algılanmasını eleştiriyordu. Toplulukların dokusunu bir arada tutuyor gibi görünen bağların sanıldığı kadar güçlü olmadığını vurgulayan Chipperfield, buna rağmen dönemin, yaşamlarımıza nasıl şekil verdiğimiz, çevremiz ile nasıl ilişki kurduğumuz, mesleki çabalarımızı nereye ve nasıl odakladığımız konularındaki güncel temel varsayımlarımızı gözden geçirmek için bir imkanı barındırdığını savunmaktaydı. Bu imkan değerlendirilmezse, sonuçta hiçbir özelliğe sahip olmayan şeyler üzerine özel bilgi ve beceri sahibi olan insanlar (uzmanlar) olmaktan öte bir şey olmadığımız bir sona mahkum olacağımızı ifade etmekteydi.

Chipperfield hem editörlüğü süresince ele aldığı konular hem de kapanış metni ve Siza alıntısı ile mimarlığın uzmanlıklar üzerinden kompartımanlara ayrılarak teknik / teknokratik bir konuma indirgenmesine yönündeki uyarılarını dile getirir. Mesleğin sınırlarının daraltılması ve mesleğin farklı grupların çıkarlarına hizmet edecek şekilde araçsallaştırılması yönündeki olasılıklara dikkat çeker. Tam tersine mimarların çevresel ve toplumsal boyutta üzerlerine düşen sorumluluğu vurgulayarak tanımlandığı konumu ve içerdiği potansiyeli terk etmemesi gerektiğini vurgular.

Aynı zemini paylaştığımız farklı meslek insanları ile ürünün niteliğini artırmaya yönelik kurulan bilgi, beceri, birikim ve yeterliliğe dayalı işbirliklerini önemsemekteyim. Ancak bunun yerine, sorgulanır kabullere ve suni nicel alansal sınırlamalara göre tanımlanmış; yürürlükte olan çeşitli yasal düzenlemeler ile çelişiyor görünen yönetmelik maddelerinde yer bulan ifadelere bağlı olarak yapılacak zoraki çalışmaları ve bundan doğacak bir üretim ortamını en başından sorunlu bulduğumu ifade etmeliyim.

Paylaştığımız mimarlık ortak zemininde sağduyulu ve bütüncül bir yaklaşımla yapılan kolektif üretim olanaklarına zarar verecek bir yaklaşımın mekân, toplum ve meslek insanları açısından olumlu bir sonuca yol açmayacağı aşikardır. Hem ilgili meslek insanlarının daha sağlıklı iletişim kurduğu ve sağduyulu davrandığı bir meslek ortamına sahip olacağımıza dair dileğimi hem de hukuki sürecin değinmeye çalıştığım konular da dikkate alınarak ilerleyeceği yönündeki inancımı dile getirerek bitirmeyi tercih ediyorum.

NOT

[1] İfadenin bire bir çevirisi “Dünya uzmanlarla dolup taşarken, bizler de özel bir şey yapamayan uzmanlar haline geliyoruz.” şeklinde yapılabilir. Ancak İngilizce’deki special ve specialist sözcükleri arasındaki gibi bir ilişki, Türkçe’de ‘özel’ ve ‘uzman’ sözcükleri arasında bulunmamaktadır. Bu nedenle Siza’nın ifadesini çarpıcı kılan bu ilişkiyi vurgulaması için çevirinin uzun hali tercih edilmiştir.

Bu icerik 641 defa görüntülenmiştir.