442
MART-NİSAN 2025
 
MİMARLIK'tan

  • Giriş
    Deniz Dokgöz - Ayşen Ciravoğlu

YAYINLAR



KÜNYE
DOSYA: MİMARLIK MESLEĞİNDE YETKİ TARTIŞMALARI VE SORUMLULUKLAR

Birlikte Üretmenin Zemini: Disiplinlerarası Gerilimden Dayanışmaya

Ali Hızıroğlu, Y. Mimar, ERA Mimarlık Ortağı

Tasarım ortamındaki yetki tartışmaları konusunda diyaloğu ve ortak faydayı odağa alan yazısında, Ali Hızıroğlu, kullanıcı deneyiminden kamusal etkiye, çevresel sürdürülebilirlikten estetik sürekliliğe birçok bileşeni anlamlı bir bütün haline getirmenin, farklı uzmanlık alanlarıyla birlikte çalışmaktan geçtiğini ifade ediyor. Bu birlikteliğin, yalnızca bir mesleki gereklilik değil; aynı zamanda iyi mimarlığın vazgeçilmezi olduğunun altını çiziyor.

Mimarlık mesleği, yapılı çevreyi tasarlarken yalnızca teknik değil, aynı zamanda sosyal, kültürel ve çevresel bağlamları da kapsayan çok katmanlı bir sorumluluk alanı üstlenir. Bu çok yönlü doğası gereği, mimarlık pratiği her zaman çokdisiplinli bir üretim sürecinin merkezinde yer almıştır. Kullanıcı deneyiminden kamusal etkiye, çevresel sürdürülebilirlikten estetik sürekliliğe kadar birçok bileşeni anlamlı bir bütün haline getirmek, farklı uzmanlık alanlarıyla birlikte çalışmayı gerektirir. Bu birliktelik, yalnızca mesleki gereklilik değil; aynı zamanda iyi mimarlığın vazgeçilmezidir.

Ancak son yıllarda bu çok sesliliğin yerini, giderek artan bir şekilde “tek sözlülük” arayışının aldığı örneklerle karşılaşıyoruz. Farklı disiplinlerin kendi mesleki meşruiyetlerini inşa etme süreçleri, zaman zaman mimarlığı dışlayarak alan açma çabasına dönüşüyor. Bu eğilim, özellikle iç mimarlık ve mimarlık arasındaki yetki tartışmalarında belirgin hale geldi. Bu durum yalnızca mesleki sınırların değil, aynı zamanda kullanıcı güvenliği, kamu yararı ve yapılı çevrenin niteliği gibi daha geniş toplumsal değerlerin de tartışmalı hale gelmesine neden oluyor.

Şunu açıkça söylemek gerekir: mimarlık pratiği, birbirini dışlamaya değil, tamamlamaya dayalı bir sistem içerisinde işler. Kendi projelerimizde de defalarca deneyimlediğimiz gibi, farklı disiplinlerin bir araya gelerek yürüttüğü üretim süreçleri yalnızca teknik değil, kültürel olarak da daha güçlü sonuçlar verir. Bu nedenle meslek alanlarının sınırlarının netleştirilmesi, onları ayrıştıran değil, birlikte çalışmayı düzenleyen yapıcı çerçeveler içinde ele alınmalıdır.

Öte yandan, bu tartışmanın temelinde yer alan bir başka boyutu da göz ardı etmemek gerekir. Uzun yıllardır mimar figürünün - özellikle modernist dönemde şekillenen, her şeyi kontrol etmek isteyen, merkeziyetçi tutumuyla - diğer tasarım disiplinleri açısından eleştiriye açık, hatta antipatik bir konumda olduğu da bir gerçek. Bu figür, kimi zaman diğer meslek alanlarının gelişmesini, kabul görmesini ve ekonomik olarak güçlenmesini zorlaştıran bir engel olarak algılandı. Bu eleştiriyi anlamak önemli; ancak eleştiriyi anlamak, mimarın yapıya dair yasal ve teknik sorumluluklarını görmezden gelmek anlamına gelmemeli.

Türkiye’de “imza yetkisi” olarak adlandırılan ve aslında uluslararası literatürde “imza sorumluluğu” olarak tanımlanan durum, mimarı yalnızca yetkilendirmiyor; aynı zamanda ciddi bir yasal ve mesleki sorumluluk altına sokuyor. Böyle bir sistemde, özellikle iç mekân tasarımı gibi mekânın strüktürel, dolaşımsal ve hacimsel kararlarının belirlendiği ölçekten mimarın tamamen dışlanması, yalnızca mantıksız değil; aynı zamanda uygulamada sürdürülebilir de değil.

Dahası, bazı iç mimarlık girişimlerinin, mimarın kendi tasarladığı iç mekân üzerinde karar verici olamayacağı yönündeki talepleri, hem bilimsel hem de pratik düzeyde karşılığı olmayan düzenleme önerileri olarak değerlendirilmeli. İç-dış mekân sürekliliği, gün ışığı kullanımı, strüktürle ilişki gibi konular, mimari tasarım sürecinin ayrılmaz parçalarıdır. Bu parçaları ayrıştırmak, tasarımı bir bütün olarak ele alma ilkesine zarar verir.

Asıl sorun, bu karar süreçlerinin bilgi temelli değil; lobicilik faaliyetleri, meslek politikaları ve hukuki düzenlemelerle şekillenmeye başlamasıdır. Bu, yalnızca yetki tartışması değil; aynı zamanda üretim ortamındaki güvenin, şeffaflığın ve ortak dilin erozyona uğraması anlamına geliyor. Üstelik tüm bu tartışmaların yapıldığı ortamda, hâlâ yapıdaki sorumluluk mimara ait kalıyor. Yani, karar hakkı elinden alınan mimar, yapının sorunlarından sorumlu tutulmaya devam ediyor. Bu açık bir çelişkidir.

Asıl ihtiyaç duyduğumuz şey, bu tartışmaları bir güç mücadelesine dönüştürmek değil; birlikte üretmenin yollarını aramaktır. Bugün birçok ofis, istese de istemese de mühendislikten peyzaja, iç mimarlıktan aydınlatma tasarımına kadar farklı disiplinlerle birlikte çalışmak durumunda. Bu artık pratik bir gereklilik. Ancak ülkemizde genel olarak niteliği değil niceliği önceleyen anlayış, bu zorunluluğu da sağlıksız bir zemine çekiyor. Kimin hangi belgeye sahip olduğu değil, kim neyi hangi yeterlilikle yapabiliyor sorusunun peşine düşülmeli.

Daha geniş çerçeveden baktığımızda ise bu gerginliğin, uzun süredir ülke genelinde hâkim olan bir yaklaşımın meslek alanlarımıza yansıması olduğunu söylemek gerek. Diyalog yerine çatışma, ortak fayda yerine alan kapma refleksi, yalnızca mimarlık ya da iç mimarlık alanlarını değil, tüm tasarım ekosistemini zayıflatıyor. Oysa tasarım, bilgiye ve işbirliğine dayalı kolektif bir eylemdir. Bu alanda birlikte üretmek, yalnızca meslek alanlarımızın gelişmesi için değil; toplumsal fayda, kullanıcı memnuniyeti ve sürdürülebilir yaşam alanları için de bir gerekliliktir.

Tasarım disiplinlerine olan toplumsal ilgi ve bilgi düzeyi zaten yeterince düşükken, bu tür çatışmalarla birbirimizi zayıflatmanın değil; birlikte hareket ederek mesleki niteliklerimizi ve kamuoyu nezdindeki saygınlığımızı artırmanın yollarını aramalıyız. Ancak o zaman hem bireysel hem kolektif anlamda daha güçlü bir tasarım ortamı kurabiliriz.

Bu yazı, bir polemiği derinleştirmek için değil; farklı disiplinler arasında karşılıklı anlayış, saygı ve birlikte üretim kültürünü güçlendirmek amacıyla kaleme alınmıştır. Çünkü biz mimarlar - ve aslında tüm tasarım profesyonelleri - ancak birlikte düşündüğümüzde, birlikte hareket ettiğimizde daha iyi olanı tasarlayabiliriz.

Bu icerik 587 defa görüntülenmiştir.