442
MART-NİSAN 2025
 
MİMARLIK'tan

  • Giriş
    Deniz Dokgöz - Ayşen Ciravoğlu

YAYINLAR



KÜNYE
DOSYA: MİMARLIK MESLEĞİNDE YETKİ TARTIŞMALARI VE SORUMLULUKLAR

Bütüncül Tasarımda Diyalog: Therme Vals Örneği

Mert Uslu, Mimar, Mert Uslu Mimarlık

Mekân tasarımında mimarlık ve iç mimarlık sınırlarının “nerede başlayıp nerede bittiğini” tartışmaya açan Mert Uslu, yazısında Peter Zumthor’un Therme Vals projesini bir diyalog olarak ele alarak mimarlık ve iç mimarlık disiplinlerinin arasındaki sınırların, mekânsal bütünlüğü nasıl etkilediğini sorguluyor.

Mekân tasarımında mimarlık ve iç mimarlık sınırlarının nerede başlayıp nerede bittiği tartışma konusu. Ancak, en iyi mekânsal deneyimler iç ve dışın ayrılmaz bir bütün olarak düşünüldüğü projelerle ortaya çıkıyor. Peki, bu noktada tartışmamız gereken şey, hangi disiplinin daha fazla yetkiye sahip olması gerektiği mi, yoksa daha iyi mekânlar yaratmanın yollarını bulmak mı? Tartışmanın disiplinlerin oluşturduğu nitelikle mi, yoksa sadece mesleki yetki mücadeleleriyle mi ilgili olduğunu sorguluyorum sürekli. Yönetmeliklerin tasarımı iyileştirmek yerine disiplinleri birbirinden koparan zorlamalara dönüşmesi, mekânın bütüncül deneyimine zarar verebilir. İç ve dışın birlikte tasarlandığı projelerde, iç mimarlık ve mimarlığın doğal bir işbirliği içinde olması idealdir. Ancak, bu işbirliğinin yönetmelik dayatmalarıyla değil, tasarımın organik sürecine bağlı olarak gelişmesi gerekir. Mimar kendi yapısının iç mekânını tasarlayacağı gibi, mekân iç mimarla iş birliği içinde de tasarlanabilir. Benim kuracağım çerçevede, siyasi baskılar sonucunda, yönetmelik zoruyla oluşturulan belli işlev ve metrekarelerde içmimarlık projelerini, iç mimarın çizme zorunluğu ile ilgili önemli bir eleştiri olacak.

Artık o kadar çok mimar ve iç mimar var ki, bazen tartışmalar anlamsızlaşıyor. Biraz geri çekilip uzaktan mı baksak? İçi ve dışı uyum içinde olan, tek bir bütün olarak çalışan iyi bir mekân hayal etsek mesela? Herhalde tasarımcısı, mekânsal deneyimi en ince ayrıntısına kadar düşünmüştür, değil mi? Yapının kendisi, iç mekândaki malzeme seçimi, oturma elemanları ve diğer tüm unsurlar, büyük ihtimalle ortak bir vizyonun parçasıdır. Ancak, her mimar yapısının iç mekânını tasarlamıyor elbette. İşte bu yüzden bir adım geri çekilip büyük resme bakmak gerekiyor.

Şimdi biraz hayal kuracak ve iyi mimarlıktan söz edeceğiz. İyi mimarlık, formun ötesine geçerek, iç ve dış mekânı bütüncül bir tasarım anlayışıyla ele alır. Yani mimar yalnızca bir kabuk tasarlamıyor; mekânı, ruhu ve atmosferi birlikte şekillendirebiliyor. Hatta iç mekân tasarımıyla yetinmeyip mobilyaları ve diğer donatıları bile düşünüyor. Hayal mi sizce? Hayır, değil!

Bir Peter Zumthor binasını ele alalım:

Therme Vals (1996, İsviçre): Mimarlık ile İç Mimarlık Ayrımının Kalktığı Kusursuz Diyalog

1996 yılında İsviçre’nin Graubünden bölgesindeki sıcak su kaynaklarının üzerine inşa edilen Therme Vals, yalnızca bir spa yapısı değil; aynı zamanda mimari ve duyusal deneyimin zirveye ulaştığı, doğayla bütünleşmiş tasarımıyla kendine özgü bir atmosfer sunan bir yapı. (Resim 1) Mimar Peter Zumthor, tasarım sürecine şu sorularla başlar: “Dağ, taş ve su… Taşın içindeki yapı, taş ile yapı, dağdan çıkan yapı, dağın içindeki yapı… Bu kavramlar mimaride nasıl karşılık bulabilir?” Therme Vals, işte tam da bu felsefenin bir ürünü olarak şekillenir. Zumthor, yapıyı bir mağara ya da taş ocağı hissi verecek şekilde tasarlamıştır. Bu bağlamda, sıcak su havuzlarını barındıran yapı, tepenin içine yarıya kadar gömülmüş ve bir yeşil çatı ile örtülmüştür. Böylece doğayla kurduğu ilişki yalnızca görsel değil, aynı zamanda mekânsal bir sürekliliğe dönüşmüştür. Kullanılan malzeme de bu bağlamı güçlendirir. Yerel valser kuvarziti hem iç hem de dış mekânda belirleyici bir unsur olarak yer alır. Bu taş, hem estetik hem de yapısal anlamda ilham kaynağı olmuş, titizlikle işlenerek yapının kimliğini oluşturmuştur. Therme Vals’in tasarım sürecinde Zumthor, yalnızca bir spa inşa etmeyi değil, ziyaretçilerine zamanın ötesinde bir ritüel alanı sunmayı amaçlamıştır. Işık ve gölge, karanlık ve aydınlık, kapalılık ve açıklık arasındaki hassas denge, mekânın duyusal etkisini artırır. İçerideki sirkülasyon özenle kurgulanmış, kullanıcıların spa alanına yönlendirilmesi sırasında keşif hissiyatı korunmuştur.

Zumthor, Therme Vals’i tasarlarken su, taş ve ışık arasındaki ilişkiye odaklanmış, spa kültürünü yalnızca fiziksel bir deneyim olmaktan çıkarıp neredeyse mistik bir yolculuğa dönüştürmüştür. “Therme Vals’i saran sıcak su ağı, yapıyı oluşturan blokların arasında tasarlanmış bir negatif mekândır; tüm yapı boyunca akarak her şeyi birbirine bağlar ve bu ritüelde huzurlu bir tempo yaratır. Yapının içinde dolaşmak, keşif yapmak anlamına gelir. Tıpkı bir ormanda yürümek gibi… Herkes kendi yolunu bulur.” sözleriyle bu mekânsal deneyimi tanımlar.

Therme Vals’in yanı sıra diğer Peter Zumthor yapılarında da aynı bütüncül yaklaşımı görmek mümkündür. Bu yapılar, mimari tasarımları kadar mekânsal deneyimleri ve detaylardaki titizlikleriyle de öne çıkar. Sadece bina formu değil, iç mekânın malzeme, ışık, ses ve dokularla nasıl bir atmosfer yarattığı da titizlikle kurgulanmıştır. (Resim 2, 4, 6 ve 8)

Peki, bu yapıları şu anki halleriyle değil de, mimarından bağımsız, yönetmelik zoruyla bir iç mimarlık hizmeti alınmış şekilde hayal etsek? Hayal kırıklığınızı hissedebiliyorum. Elbette, nitelikli bir iç mimarlık hizmetiyle başka iyi projeler ortaya çıkabilirdi, ancak o projeler bu projeler olmazdı.

Yapay zekâ ile iç mekânı değiştirdiğimizde (Resim 3, 5, 7 ve 9) neler oluyor görelim:

Zumthor, Therme Vals’te sadece form yaratmıyor, aynı zamanda ışık, malzeme ve mekânsal deneyimin bir bütün olarak çalışmasını sağlıyor. İç mekân ve dış mekân ayrımını silikleştiren bu yaklaşım, yönetmeliklerle dayatılan keskin mesleki sınırların tasarıma nasıl zarar verebileceğini de gösteriyor. Bu bölümde özellikle, bir yapının mimari müellifinin birlikte çalıştığı iç mimarlık ofislerini ya da mimari müellifin iç mekâna dahil olmadığı projelerde görev alan nitelikli iç mimarları tenzih ediyorum. İç mekân tasarımı, mimarlık pratiğinde çok önemli bir yere sahip. Ancak, iç ve dış mekânın birlikte tasarlandığı, ayrılmaz bir bütün olarak düşünüldüğü yapılar, çağdaş mimarlığın en etkileyici örneklerini oluşturuyor.

Therme Vals örneğiyle yapay zekâ tarafından revize edilen iç mekân görselleri vurgum, iç mimarlık mesleğini değersizleştiriyormuş gibi algılanmamalıdır. Aksine işbirliğinin değerini ortaya koymak için yapılmıştır. İç mimarlık disiplininin de mimari ile aynı duyarlılıkla çalışabileceğini vurgulamak, vermek istediğim mesajı daha kapsayıcı kılabilir.

Mimarlık ve iç mimarlık arasındaki sınırlar giderek eriyor. En iyi mekânsal deneyimler, iç ve dışın tek bir bütün olarak ele alındığı projelerle ortaya çıkıyor. Bu sonuca ulaşmak için, yapının tek bir mimari müellifle tasarlanması ya da mimar ve içmimarın birlikte organize olması gerekmektedir. Yönetmelik zoruyla iç mimarlık hizmetini mimarın elinden almaya çalışmak, sonuç ürünü geliştirmek yerine bütünlüğü bozan bir unsur olacak yer alacaktır.

Disiplinlerarası işbirliklerinin teşvik edilmesi çok önemli. Mimarlık ve iç mimarlık, bir mekânın ayrılmaz parçalarıdır. En iyi tasarımlar, mesleki sınırların değil, mekânsal bütünlüğün önceliklendirildiği projelerden çıkar. Rekabet değil, işbirliği bizi iyi mimarlığa götürecektir. Disiplinlerarası sınırları aşmak için; mimarlık ve iç mimarlık süreçlerinin baştan entegre olması, eğitim sisteminde işbirlikçi modeller geliştirilmesi, yönetmeliklerin ortak akılla hazırlanması, mimar ve içmimar odaları arasında işbirliği platformları kurmak, dijital araçlarla ortak çalışma sistemlerini teşvik etmek, aklıma gelen bazı öneriler.

Şimdi, hem uygulama hem de felsefi anlamda siz okuyuculara bazı sorular sormak istiyorum. Bu sorulara kafa yormak belki bazı çözümler getirebilir;

-Mimarlık ve iç mimarlık arasındaki sınırlar, projelerdeki mekânsal deneyimin kalitesini nasıl etkiliyor?

-İç ve dış mekânı bir bütün olarak düşünmek için disiplinlerarası işbirlikleri nasıl teşvik edilebilir?

-Öncü ve kapsamlı yapıların başarılarının ardında, farklı disiplinleri aynı masa etrafında buluşturabilmeleri yatıyor. Disiplinlerarası sınırları kaldırmak doğru mudur?

-Geleceğin mimarlığında meslek sınırları, teknolojinin sağladığı imkanlarla daha da akışkan hale gelecek. Dijital üretim teknikleri, parametrik tasarım ve yapay zekâ destekli süreçler, iç mimarlık ve mimarlık arasındaki geleneksel ayrımları dönüştürüyor. Artık önemli olan, bir meslek unvanına sahip olmaktan çok, mekânsal deneyimi en iyi şekilde kurgulayan yaratıcı ekiplerin bir araya gelmesi olabilir mi?

-Dijital araçlar, iç mimarlık ve mimarlık mesleklerini nasıl şekillendiriyor? Artırılmış gerçeklik, sanal gerçeklik ve yapay zekâ tabanlı tasarım süreçleri, iki mesleğe etki farkları nelerdir?

-Mekânın ruhunu belirleyen asıl unsurların ne olduğu konusunda düşündünüz mü?

-İç mimarlık ve mimarlık arasındaki sınırlar kültürel bağlamda değişken midir? Yani farklı kültürlerde mimarlık ve iç mimarlık arasındaki ayrım nasıl algılanıyor?

-Geleneksel yapılarla modern anlayış arasındaki mimarlık-iç mimarlık sınırları nasıl evrildi?

-Tasarım süreçlerinde iç ve dış mekân bütünlüğünü sağlamak için hangi yöntemler geliştirilebilir?

-İç mimarlık ve mimarlık arasındaki ayrımın eğitim sistemine etkisi nedir? Üniversitelerde verilen eğitim, bu iki alanın entegrasyonunu teşvik mi ediyor yoksa aralarındaki ayrımı mı güçlendiriyor?

-Üniversitelerdeki iç mimarlık bölümlerindeki akademisyenlerin birçoğunun mimar olması ile ilgili düşünceniz nedir?

-Mekânın psikolojisi üzerine derinleşmesine düşünürsek iç mekân mı daha önemlidir yoksa dış mekân mı? Yapısına göre değişir mi?

-Gelecekte mimarlık pratiği bireysel bir meslek olmaktan çıkıp tamamen kolektif bir yapıya mı dönüşecek? Kolektif bir yapıya evrilirse mimarlığın iç mimarlıkla ilişkisi nasıl olur?

-Mimarlık ve iç mimarlık arasındaki sınırlar, varoluşsal olarak mekânın doğasına mı yoksa insanın kategorize etme ihtiyacına mı dayanıyor?

-Bilgi üretimi açısından, mimarlık ve iç mimarlık hangi bilgi türlerine dayanır? Tasarım bilgisi, sezgisel ve deneyimsel midir, yoksa kurallarla tanımlanabilir mi?

-Zumthor’un yaklaşımında deneyim ve atmosfer, rasyonel bilgiden daha mı önemlidir? Tasarım bilgisi, deneyimsel mi yoksa rasyonel mi olmalıdır? Mimarlık sezgiyle mi, kurallarla mı öğrenilir?

-Mimarlık ve iç mimarlık arasındaki sınırları yönetmelikler belirlediğinde, tasarımın özgürlüğü kısıtlanır mı?

- Mimarlık ve iç mimarlık arasındaki mücadele, aslında bireysel yaratıcı egoların bir çatışması mı?

- Bir yapının “ruhu” var mıdır? Eğer varsa, bu ruh tasarımcısı tarafından mı, kullanıcılar tarafından mı oluşturulur?

- En iyi mekânsal deneyimi kimin tasarladığı önemli midir?

- Mimarlık, bir sanat mıdır? Sanatsa iç mimarlıkla ilişkisi nasıl değerlendirilir?

Bu yoruma açık sorulara hep beraber yanıtlar aramalıyız. Unutmamalıyız ki tasarımcılar olarak amacımız ortak; iyi mekân üretmek için doğruyu aramalıyız. 18 yıldır mimarlık yapıyorum, bugüne kadar yönetmeliğin çözdüğü pek bir şey görmedim. Sürekli değişen hatta kötüye giden bir yönetmelik anlayışımız var. Genel bir yorum yapacak olursam; mimarın veya iç mimarın "egosunun" değil, mekânın ihtiyaçlarının esas alınması gerektiğini düşünen ve tasarladığım yapıların iç mekânına da dahil olmak isteyen bir mimar olarak; bir mekânın kimliği, onu tasarlayan kişinin mesleki unvanıyla değil, mekânın tasarım felsefesi ve orada yaşanan deneyimlerle şekillenir. Mimarlık ve iç mimarlık arasındaki tartışmaları bir kenara bırakıp, mekânın hissettirdiklerine odaklanırsak belki de daha iyi sonuçlara ulaşabiliriz.

Mimarlık ve iç mimarlık arasındaki sınırları sorguladığım ve bu vesilesiyle bol bol düşünme fırsatı bulduğum bu görüş yazısında, aslında çok daha derin bir felsefi meseleye dokunmuş olabilirim. Mekânın özü nedir? Bir mekân, yalnızca fiziksel unsurların toplamı mıdır? Yoksa bütündeki ruh, deneyim, yaşantılar ve onunla kurduğumuz zihinsel ilişkilerle mi şekillenir? Bir yapının varlığı yalnızca malzeme, form ve işlevle açıklanamaz; mekânın özü, onunla var olan insan deneyimiyle anlam kazanır. Eğer bir yapı sadece teknik hesaplar, yönetmelikler ve yetki mücadeleleriyle şekilleniyorsa, mekânın ruhu da mekanikleşir ve salt bir nesneye dönüşür. Oysa mekânı yalnızca fiziksel bir form olarak değil, duyuların, hafızanın ve zamanın bir bileşimi olarak ele almak bu durumu çözecektir.

Mekân, onu tasarlayanın unvanından bağımsız olarak, hissettirdikleriyle anlam kazanır. Mimarlık ve iç mimarlık arasındaki sınırları yönetmelik zoruyla belirlemek, mekânın ruhunu daraltan bir yanılsamadır. Eğer mimarlık ve iç mimarlık arasındaki sınırları katı çizgilerle ayırmaya çalışıyorsak, belki de ideal mekân fikrine zarar veriyoruzdur. Asıl mesele, tasarımcısının kendini gösterme egosundan sıyrılıp, sonuç ürünün kullanıcısı ve mekân arasındaki duyusal ve düşünsel bağın ne kadar güçlü kurulduğudur. Hem işverenin hem mimarın ortak fikriyle tüm mekânı mimarın tasarlaması isteği kadar doğal bir durum olamaz. Gerçekten ayrı bir iç mimarlık hizmeti olacaksa bu yönetmelik zoruyla sembolik bir proje olmayıp işbirliği halinde ortak çalışma ile hazırlanmalıdır.

Bu icerik 695 defa görüntülenmiştir.