442
MART-NİSAN 2025
 
MİMARLIK'tan

  • Giriş
    Deniz Dokgöz - Ayşen Ciravoğlu

YAYINLAR



KÜNYE
YAYIN DEĞERLENDİRME

“İstanbul’un bir hissi olarak İstanbulin

Sevil Enginsoy Ekinci, Dr., Mimar, Mimarlık Tarihçisi

Ertuğ Uçar’ın geçtiğimiz mart ayında Can Yayınları’ndan yayımlanan kitabı, İstanbulin, İstanbul’a dair öykü ve çizimleriyle, okuyucuyu İstanbul sokaklarında dolaşmaya çıkarıyor. Bu gezide bize eşlik eden Sevil Enginsoy Ekinci, yazısında İstanbulin üzerine izlenimlerini takip ederek kitabı İstanbul ve kent yürüyüşleri üzerine üretilmiş eserler ile birlikte ele alıyor.

Ertuğ Uçar, yazar, çizer, gezer ve anlatır bir mimar. Her okurunun, mimar olsun olmasın, gıpta etmekle haset etmek arasında gidip gelmesine yol açabilir yazıp, çizip, gezip anlattıkları. Son kitabı İstanbulin’de de böyle yapıyor.

İstanbul üzerine yazmak kadar İstanbul üzerine yazılmış kitaplar üzerine yazmak da

zor. Bu zorluk İstanbulin için de geçerli kuşkusuz. Hatta mart ayında yayımlanmasıyla birlikte 19 Mart 2025 günü başlayan sürecin içine düşüvermesi zorluğunu daha da artırdı. İstanbulluların defalarca ve her defasında daha da güçlenen bir destekle seçtiği yerel yönetimini işlevsiz kılmaya ve “Kanal İstanbul” denilen İstanbul’u mahvetmeye kararlı projeyi uygulamaya yönelik bu sürece, yetmezmiş gibi, 23 Nisan 2025 gününün depremi de eklendi. Hâliyle sadece İstanbul’u değil, tüm Türkiye’yi sallayan bu olan bitenler içinde, eğer İstanbul’da yaşıyorsanız ve İstanbulluluğunuzun seviyesi cebelleştiğiniz barınma sorununun vahametiyle ölçülüyorsa ve örneğin benim gibi, apartman yapınızın kentsel dönüşüm / dönüşmeyeşüm arasına sıkışmasıyla evsiz olmak artık ihtimal değil, hakikat dahilindeyse bir de, İstanbulin’i elinize tereddütle alabilir, gönülsüzce okumaya başlayabilirsiniz. Ancak kitapla aranıza mesafe koyma çabanız sayfalarını çevirdikçe boşa çıkabilir ve İstanbul’a duyduğunuz sevgi, derinlerde bir yerlerden yükselip sizi aniden çarpabilir. Böylece her ne olursa olsun, bu birleştiren, paylaştıkça çoğalan sevginin gücüyle İstanbul’u korumaktan da, kollamaktan da vazgeçemeyeceğinizi fark eder, rahatlarsınız. Bana öyle oldu.

Uçar, kitabına “İstanbulin” sözcüğünü tanımlayarak başlıyor: “19. asır İstanbul’unda moda olan dik yakalı, boyundan bele kadar düğmeli, daha aşağıda dizkapaklarına doğru açılan bir tür ceketin ismi.” Hemen ardından da, giysinin kendisi gibi kullanımdan kalkan bu “latif ve müzikli” sözcüğün anlamını “İstanbul’a dair hoşa giden şeyleri nitelemek için kullanıla[bilecek] bir sıfat” şeklinde güncelliyor. Böylece kitabını da “İstanbulin şeylerin kitabı” olarak okurlarına sunuyor. [1]

İki bölüme ayırdığı toplam otuz iki başlıkta topluyor bu “İstanbulin şeyler”i Uçar. İlk bölümdeki yirmi başlıkta “İstanbulin Öyküler” anlatıyor, ikinci bölümdeki on iki başlıkta da “Şehrin Florası ve Fauna”sını. Tümü tek kelimeden oluşuyor bu başlıkların ve böyle ikiye ayrılmış olsalar da benzeyenler buluveriyorlar birbirlerini hemen. Çoğu “Kilise” (I), “Konak” (I), Tekke” (I), “Kayıkhane” (I), “Pasaj” (II), “Çarşı”(I), “Köprü” (I), “Harabe” (II), “Kemer” (I), “Merdiven” (I), “Yokuş” (I), “Park” (II) gibi birer yapı, kentsel yapı / mekân parçası ya da kentsel yapı / mekân grubu. Bazıları “Gemi” (I), “Kayık” (I), “Otobüs” (I), “Vapur” (II) gibi birer vasıta. Bazıları “Berber” (I), “Boyacı” (I), “Turist” (II), “Ölüler” (II) gibi insan; bazıları “Balık” (I), “Fok” (II), “Kedi” (II), “Köpek” (II), “Kuş” (II), “Papağan” (II) gibi hayvan; biri de “Hurma” (II) gibi bir bitki türü. “Çay” (I) ve “Çatal (II) biraz farklılar, dolaylı, şaşırtmalı olarak içeriklerini temsil ediyorlar. İlk bakışta tek başlarına duran “Boğaz” (I), “Manzara” (I) ve “Sis” (I) ise Boğaz’da birleşiyor, kitaptaki “İstanbulin şeyler”in pek çoğu gibi. İlk bölümdekiler Uçar’ın çizimleri eşliğinde kendisini anlatıcı olarak sunduğu birer “öykü.” Dolayısıyla, bu öykülerdeki gerçeklik / özyaşamsallık ve kurgusallık arasında, yani Uçar’ın yazar, çizer ve anlatıcı kimlikleri arasında nasıl örtüşmeler olduğu sorusu merakımızı uyandırıyor. Acaba yazdığı gibi, bir yandan anlatıyor bir yandan da çiziyor mu Uçar ve arada sırada kurgusallık mı katıyor bu anlatılarına? Yoksa daha önce yaptığı çizimlere bir süre sonra kısmen gerçek, kısmen kurgusal, bazen de tamamen kurgusal anlatılar mı yazıyor? Her durumda okurlarını heyecanlandıran sorular bunlar, cevaplarını mutlaka bilmek istemeseler de. Uçar bizi başka kişilerle de tanıştırıyor ilk bölümdeki bu öykülerde ve ikinci bölümdeki birkaç metinde. Fakat onun daha çok yazan, çizen ve anlatan kişi olarak gözlemlerinden, tespitlerinden, yorumlarından oluşan deneme türüne yakın metinler karşılıyor bizi ikinci bölümde. Burada İstanbulin’in düzenlenişine dair bir de, “İstanbulin şeyler”in sadece alfabetik ya da herhangi bir hiyerarşik sıralamayı reddeden başlıklara karşılık gelmediğini, her öyküde ya da denemede başkalarıyla da kesiştiklerini not etmeliyim.

İstanbulin’i yürüyerek yazıyor ve çiziyor Uçar. “İstanbulin”ini giymiş bir hâlde İstanbul’u yazan ve çizen bir “flanör” olarak gözümde canlanıyor aniden fakat devam ediyorum okumaya. [2] Bazı yürüyüşlerini önceden planlıyor, bazıları ise başka yerlere gitmeyi hedeflemişken tesadüfen gelişiyor. Bazılarına öğle tatilleri gibi belli zamanlarda çıkıyor, bazılarına da aniden karar veriyor. Hepsi beklenmedik karşılaşmalara, belirsiz güzergâhlara açılan, bilinmeyenin, merak edilenin peşine düşülen ve her şeyi olabildiğince kaydeden yürüyüşler. İnen çıkan, U dönüşü yapan, çatallanan sokakları, yokuşları, merdivenleri, duvarları takip ediyorlar. Valens Kemeri, Galata Köprüsü ve Boğaziçi Köprüsü ile buluşuyor ve konak, yalı, kilise, tekke, Galata Mevlevihanesi, Galata Kulesi, çayevi, kahve, han, kayıkhane gibi yapılarda soluklanıyorlar. Motor, tekne, vapur, gemi, tanker, otobüs, dolmuş, triportör, skutır, bisiklet gibi taşıtlarla ve rulman, tel, yay, cıvata, boru, koli, el arabası, otomobil iskeleti ve lastiği, neonlu tabela, doğalgaz kutusu, uydu anteni, kablo, direk, damacana, çay bardağı, üç kollu tepsi, tabure, iskemle, top, kerata, saksı, olta, plastik kova, tokyo teki gibi her türlü nesneyle, servi, fıstık çamı, çınar, incir, ıhlamur, dişbudak, manolya, sekoya, bambu, meşe, palmiye, hurma gibi ağaçlarla, yonca, fare kulağı, Acem halısı, yosun, plankton gibi bitkilerle ve kedi, köpek, sincap, kirpi, gelincik, martı, yeşil papağan, karga, kumru, baştankara, serçe, balık, fok, yunus gibi hayvanlarla yakından ya da uzaktan temas ediyorlar. Bir kaptan, ayakkabı boyacısı, berber, çantacı, polis, tamirci, papaz ya da balıkçılar, mahalleli yaşlılar / gençler / çocuklar ile gönüllü ya da zorunlu sohbetlere karışıyorlar. İstanbul’un özellikle Boğaz manzarası önünde duraklıyor, sisine, bulutlarına, güneşine, havasına, renklerine, sesine ve kokusuna eşlik ediyorlar. Nitekim İstanbulin’in sonunda okurlarına yürümelerini öğütlüyor Uçar, İstanbul’u tanımak istiyorlarsa.

Ayrıca Uçar, İstanbul’u hareket hâlindeyken kaydetmeye sadece yürürken değil, motora / tekneye, vapura ve otobüse bindiğinde de devam ediyor. Zaman zaman da duruyor ve sadece bakıyor: “İstanbul’un katmanlı görüntülerini uzaktan seyretmek, o mahallelerde hayata karışmakla eş oluyor bir süre sonra. Gezmem gerekmez, seyretmem yeter.” [3] Burada da çizmek seyretmekle birleşiyor: “Uzun uzadıya izledikten sonra çizmeye başladığımdaysa bilgi akışı hızlanıyor. Şehrin topografyasını anlıyor, nerede denizin fazlaca doldurulduğunu kalemimle görüyor, mahalleleri minarelerle eşleştiriyor, zihnimde vadilerden sırtlara tırmanıyor, kıvrımlı bir sokağın parlayan kıvrımında yürüyor, gölgede kalan koruya girip çıkıyor, nihayet süzülerek sahile varıyorum.” [4]

Yanında kalemiyle ve defteriyle geziyor Uçar. Yazdığı ve anlattığı her şeye çizimleri eşlik ediyor. Bu çizimler bazen önceki paragrafta alıntıladığım gibi bir Boğaz manzarası, bazen kıvrılan, merdivenli, yokuşlu, çatallanan bir sokağın görünüşü, bazen bir meydandan bir kesit, bazen bir yapının içine ya da dışına yönelmiş bir bakış, bazen denizde salınan bir kayığın, teknenin, vapurun, bazen de uyuklayan bir kedinin ya da köpeğin, uçan ya da tele konmuş kuşların eskizi olabiliyor. Bazıları eşlik ettikleri yazılarla birebir örtüşüyor, bazıları ise onları böyle doğrudan görselleştirmiyor ama her durumda “İstanbulin”in neredeyse her sayfasını şenlendiriyorlar.       

Bir aşamada okurlar olarak biz de İstanbulin’in en azından bir haritasını çizmek isteği duyabiliriz. Galata Köprüsü’nü merkezine alan ve çatallara oturmuş binaların sağına soluna doğru sahiller ve yokuşlar arasında gelişen bir İstanbul haritasını, [5] Reşitpaşa / Emirgan odaklı, Boğaz ayrıcalıklı bir İstanbul haritasıyla çakıştırabiliriz. Sonra da tüm güzergâhları işlemeye başlarız: Boğaz’ın Avrupa yakasına Rumelihisarı’nda Mübayaacı, Sırçacı, Halim Paşa ve Arpacı Emini Kuyu sokaklarını, Aşiyan mezarlığını, Abbasağa Parkı’nı, diğer yakasına Anadolu Hisarı’nı, Kanlıca’yı ve Beylerbeyi’nde Bedevi Tekkesi sokağını, tarihi yarımadada Yedikule’yi, Cırcır Caddesi’ni, Valens Kemeri - Kadın Pazarı - Vefa’yı, Kapalıçarşı’yı, Eyüp - Bayrampaşa’yı, Haliç’in karşısında Karaköy ve Arap Camii sokağını, İstiklal Caddesi ve civarındaki pasajlarla Kumbaracı gibi yokuşlu sokakları, Dolapdere’de Babil, Mirimiran ve Feylesof sokaklarını işaretleriz önce. Sonra da yazıyla ya da çizimle tasvir ya da temsil edilmiş yapıları, nesneleri, bitkileri, hayvanları ve insanları yerleştiririz buralara. Böyle bir harita üretmeden de İstanbulin’i İstanbul’un bir rehberi gibi kullanmak isteyebilir bazılarımız. Bazılarımız da, ondan ilham alarak kendi İstanbulin’lerini yaratabilirler tabii.      

Uçar da, kitabını yazarken İstanbul’u “anlama ve anlatma konusunda rehberleri” olan (benim de sevdiğim) Sait Faik Abasıyanık’a, Ara Güler’e, Ahmet Hamdi Tanpınar’a, (sevemediğim) Orhan Pamuk’a, (sevmediğim) Çetin Altan’a ve (maalesef okumadığım) Abdülhak Şinasi Hisar’a teşekkür ediyor. [6] Biz de benzer bir şeyi İstanbulin’i okurken yapabilir, İstanbul denilen şey nasıl anlaşılır, nasıl anlatılır sorusunun peşine kendi rehberlerimiz eşliğinde takılabiliriz. Çoğumuzun muhtemelen ilk aklına gelen de Reşat Ekrem Koçu’nun İstanbul Ansiklopedisi olur. [7] Ben yanıma bir de, “İstanbulin” denilen ceketin tarihsel bağlamı içindeki tanımı için Koçu’nun Türk Giyim Kuşam ve Süslenme Sözlüğü’nü alırım. Her zamanki gibi konusunun tadını çıkaran üslubuyla şöyle yazar Koçu sözlüğünün “İstanbulin” maddesinde: “Abdülmecid zamanında ’Redingot’un yerine kabul edilmiş ve Abdülaziz devrinde de giyilmiş” sonra “yerini İkinci Abdülhamid zamanında [tekrar] redingota terket[miş]” bir ceket olarak “sarayda resmi kabullerde, ecnebilerin de bulunduğu toplantılarda, çoğu yaşlı olan devlet erkânı ile yüksek memurların redingot içinde azab ve işkence çekeceklerinden gayri, kıyâfet aksaması ile de garibsenecekleri düşünülerek sivil memurlara resmî bir kisve olarak İstanbulin îcad edildi.” [8] Ayrıca Uçar’ın deyimiyle, İstanbul’a “güzellikleri ve çirkinlikleriyle olduğu gibi” [9] sokulmak isteyenler arasına Tomris Uyar’ı ve Pınar Öğünç’ü de katar, yazdıklarını ve derlediklerini rehber kitaplar çuvalıma koyarım (Ursula K. LeGuin’e selâm ederek). [10] Burada, İstanbulin’i sadece İstanbul’un kitapları değil, son birkaç yıldır arka arkaya düzenlenen sergileri eşliğinde okumak da aklımdan geçebilir. [11] Fakat sonra dururum, böyle ucu bucağı görünmeyen bir işe girişmek bir anda gözümü korkutabilir.

Sonra yine hareketlenir, bu sefer Berlin, Dublin, Lizbon, Londra, Marsilya, Napoli, New York, Paris, Tokyo, Venedik gibi başka şehirlerin kitaplarını, Enis Batur’un, Kirsty Bell’in, Walter Benjamin’in ve Asia Lacis’in, Italo Calvino’nun, Lauren Elkin’in, Meltem Gürle’nin, Georges Perec’in, Fernando Pessoa’nın, Virginia Woolf’un yazdıklarını dizerim İstanbulin’in yanına. [12] Uçar gibi, çoğunlukla yürürken bazen de bir taşıtın içinde hareket hâlindeyken ya da sadece dururken, bir açık mekânda, bir pencerenin arkasında otururken bu şehirleri kaydeden yazarların sadece birkaçının görsel malzeme olarak fotoğraf kullandığını, çizime (belki kısmen Batur’un Siyah Sert: Berlin Üçgenler Kitabı ve Perec’in Yerler’i dışında) yer vermediklerini düşündüğümde ise, hâliyle aklıma hemen eskizleriyle de ünlü Le Corbusier’nin Doğu’ya Seyahat’i gelir. [13] Tabii aklıma her fırsatta gelen 15.yüzyılın Floransalı mimarlarından Filarete’nin yazdığı kitabını da eklemeden edemem buraya.Her şeyiyle tasarlayıp Sforzinda ismini verdiği şehrin inşaatını günlük tutar gibi anlatırken bir yandan yazar, bir yandan da çizer Filarete. [14] Konu edindiği hemen hemen her şeyi hem yazarak hem de çizerek anlatan John Berger’a da sıçramadan yapamam kuşkusuz.[15]/p>

Bir yandan da, İstanbulin’in en önemli özelliğinin “insandan ibaret olmayan” bir İstanbul anlatısı olduğunu vurgulayarak ona güncel bir kuramsal çerçeve içinden yaklaşır, “yeni materyalizm” ve “insandan başka” tartışmalarının kesişiminde bir yer hazırlarım. [16]

Tabii Uçar’ın çizip, gezip anlattığı başka yazılarından da seçmeden olmaz. Beni bir süredir meşgul eden, mimarlık tarihini başka türlü nasıl yazabiliriz sorusunun en iyi cevaplarından biri olduğunu düşündüğüm Woolf’un İzinde kitabını ayırırım kenara hemen. [17] Bir de, İstanbulin’deki “Merdiven” başlıklı öyküsündeki çizimlerden birinin eşlik ettiği, Bilge Bal ile derlediğimiz ve “Italo Calvino 100+1 Yaşında” ismini verdiğimiz dergi dosyasında yer alan “Babil” başlıklı öyküsünü. [18]

Böyle bir turun sonunda İstanbulin başlığına geri dönebilirim artık. Sözlük anlamıyla fazlasıyla eril, sınıfsal ve dönemsel bir sözcük bu kuşkusuz. Hâlbuki İstanbulin’de, değil sadece erkekleri, sadece insanları bile betimlemiyor bu sözcük. Aynı şekilde sadece üst / üst - orta sınıfa da, geçmişe de ait değil (buradaki tek istisna “Kayıkhane” parçası olabilir). Fakat Türkçede “bir şehre özgü olma” anlamına gelen herhangi bir son ek olmadığından, Uçar’ın sözcüğü “İstanbul’a özgü olma” anlamına gelecek şekilde yorumlamasını ilham verici buluyorum.

Ben de böyle bir ilhamla, “İstanbulin”in bir İstanbul hissi olduğunu düşünüyorum artık. Sadece İstanbul’da karşınıza çıkan şeylerle karşınıza çıktıkları an içinizde uyanan, hem derinlerde daima kımıldayan bir sızı hem de yüzünüzde aniden açılan bir tebessüm eşliğinde size “ne kadar İstanbul” dedirten o his.

Bu ortak hissin gücünü bize yeniden hatırlatıyor İstanbulin.

NOTLAR

[1] Uçar, Ertuğ, 2025, İstanbulin, Can, İstanbul, s.19.

[2] “Flanör” üzerine yazılmış pek çok kaynak arasında şunları önermekle yetinmeliyim burada: Benjamin, Walter, 1997, “The Flâneur,” Charles Baudelaire: A Lyric Poet in the Era of High Capitalism, Verso, Londra ve Paris, ss.35-66; Tester, Keith (ed.), 1994, The Flâneur, Routledge, Londra ve New York. 

[3] Uçar, 2025, s.132.

[4] Uçar, 2025, s.132.

[5] Uçar, 2025, ss.108, 173, 33.

[6] Uçar, 2025, s.261.

[7] Koçu’nun 1944’te başlayıp 1973’e kadar sürdürdüğü İstanbul Ansiklopedisi projesinin basılmış A-G arası ciltleri ve diğer ilgili arşiv malzemesi için bkz. istanbulansiklopedisi.org. İstanbul Ansiklopedisi üzerine bkz. Tanju, Bülent; Yapıcı, Cansu; Yurteri, Ezgi; Özkara, Gülce; Yıldız, Masum (yay. haz.), 2023, Başka Kayda Rastlanmadı, e-yayın, İstanbul, Salt / Garanti Kültür A.Ş.     

[8] Koçu, Reşat Ekrem, 1967, Türk Giyim Kuşam ve Süslenme Sözlüğü, Ankara, Sümerbank Kültür Yayınları, s.134. İstanbulinin edebiyatta izini süren bir kaynak için bkz. Sabanoğlu, Bihter, 2021, “Yakup Kadri’den Fransız Basınına ‘İstanbulin’ Üzerinden Toplumsal Analizler,” Sanat Kritik, (https://sanatkritik.com/yazilar/yakup-kadriden-fransiz-basinina-istanbulin-uzerinden-toplumsal-analizler/).

[9] Uçar, 2025, s.261.

[10] Uyar’ın ve Öğünç’ün öykülerinden ziyade günlükleri / söyleyişileri / denemeleri ile derlediklerine referans vermekle yetinmeliyim burada: Uyar, Tomris, 2013, Gündökümü: Bir Uyumsuzun Notları I, YKY, İstanbul; Uyar, Tomris, 2009, Gündökümü: Bir Uyumsuzun Notları II, YKY, İstanbul; Uyar, Tomris, 2011, Kitapla Direniş: Yazılar, Söyleşiler, Soruşturmalar, Handan İnci (haz.), YKY, İstanbul; Uyar, Tomris; Köksal, Sırma (yay. haz.), 2000, İstanbul’da Zaman, Büke Yayınları, İstanbul; Öğünç, Pınar, 2021, Mekânda Adalet ve Edebiyat, Mekanda Adalet Derneği, İstanbul; Öğünç, Pınar, (top.), 2021, Olmayan Kent Kartpostalları, Mekanda Adalet Derneği, İstanbul. Ursula K. LeGuin’in “çuval kuramı” için de bkz. LeGuin, Ursula K., 2017, “Çuval Kuramı ve Kurgu,” Kadınlar Rüyalar Ejderhalar, Deniz Erksan (çev.), Metis, İstanbul, ss.63-68.

[11] Bu sergilerden şu örnekleri verebilirim: “Göz Alabildiğine İstanbul: Beş Asırdan Manzaralar,” Küratörler: Şeyda Çetin ve Ebru Esra Satıcı, Meşher, İstanbul, Eylül 2023-Eylül 2024; “İstanbul’a Panoramik Bakışın Tarihi,” Küratörler: Çiğdem Kafescioğlu, K. Mehmet Kentel ve Baha Tanman, Pera Müzesi, İstanbul, Ekim 2023-Ağustos 2024; “Meşgul Şehir: İstanbul’unda Siyaset ve Gündelik Hayat,” Küratörler: Daniel-Joseph MacArthur-Seal ve Gizem Tongo, Proje Yöneticisi: K Mehmet Kentel, İstanbul Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul, Ocak 2023 - Nisan 2024; “Zamane İstanbulları”, Küratörler: Refik Akyüz ve Serdar Darendeliller, Pera Müzesi, İstanbul, Aralık 2022 - Eylül 2023; “Burası”, Küratör: Kevser Güler, Yapı Kredi Kültür Sanat, İstanbul, Eylül 2021-Mart 2022. Sergileri tartışan bir yazı için de bkz. Enginsoy Ekinci, Sevil; Yıldırım, Yağmur, 2024, “İstanbul’u ‘Gözümsemek’: İstanbul’daki Güncel İstanbul Sergileri Üzerine Notlar,” Sanat Dünyamız, sayı:199, ss.102-113.

[12] Bu yazarların öykülerinden ziyade günlüklerini / denemelerini / seyahatnamelerini dikkate alıyorum burada ve şöyle bir kaynak listesi öneriyorum: Batur, Enis, 2013, Siyah Sert: Berlin Üçgenler Kitabı, Remzi Kitabevi, İstanbul; Batur, Enis, 1999, Amerika büyük bir şaka sevgili Frank, ama ona ne kadar gülebiliriz: New York Seyâhatı, YKY, İstanbul; Bell, Kirtsy, 2024, Dip Akıntıları, Yasemin Çongar (çev.), Siren, İstanbul; Benjamin, Walter, 1986, “A Berlin Chronicle”, “Moscow”, “Marseilles”, “Hashish in Marseilles”, “Paris, Capital of the Nineteenth Century”, Reflections, Edmund Jephcoth (çev.), Schocken Books, New York, ss.3-60, 97-130, 131-136, 137-145, 146-162; Benjamin; Lacis, Asja, 1986, Naples, ss.163-173; Calvino, Italo, 2017, “Paris’te Münzevi”, Paris’te Münzevi: Özyaşamöyküsel Notlar, Neyyire Gül Işık (çev.), YKY, İstanbul, ss.193-200; Elkin, Lauren, 2021, Flanöz: Şehirde Yürüyen Kadınlar - Paris, New York, Tokyo, Venedik ve Londra, Doğacan Dilcun Doğan (çev.), Nebula, İstanbul; Elkin, Lauren, 2021, No. 91/92: Notes on a Parisian Commute, Les Fugitives, Londra; Gürle, Meltem, 2025, İrlanda Defteri, Can, İstanbul; Perec, Georges, 2010, An Attempt at Exhausting a Place in Paris, Marc Lowenthal (çev.), Wakefield Press, Cambridge, MA; Perec, Georges, 2024, Yerler, Servet Ugan (çev.), Ketebe, İstanbul; Pessoa, Fernando, 2002, The Book of Disquiet, Richard Zenith çev., Penguin, Londra; Pessoa, Fernando, 2008, What the tourist should see, Shearsman Books, Exeter; Woolf, Virginia, 2008, Selected Diaries, Vintage, Londra; Woolf, Virginia, 2012, A Writer’s Diary: Being Extracts from the Diary of Virginia Woolf, Persephone Books, Londra.        

[13] Le Corbusier, 1994, Journey to the East, Ivan Zaknic (çev.), MIT Press, Cambridge, MA ve Londra.  

[14] Cornell University’de 2002 yılında tamamladığım doktora tezimin konusu olduğundan olsa gerek ilgimi asla kaybetmediğim Filarete ismiyle bilinen Antonio Averlino’nun elyazması kitabının 20. yüzyılda yayımlanmış İtalyanca ve İngilizce edisyonları için bkz. Antonio Averlino detto il Filarete, 1972, Trattato di Architettura, 2 cilt, Anna Maria Finoli (ed.), Liliana Grassi (ed.), Edizioni il Poliphilo, Milano; Antonio di Piero Averlino known as Filarete, Treatise on Architecture, John R. Spencer (çev.), Yale University Press, New Haven, CT ve Londra.  

[15] Burada özellikle şu kitaba referansla yetinmeliyim: Berger, John, 2015, Bento’s Sketchbook, Verso, Londra ve New York.

[16] Bu tartışmalara dair geniş literatürden en temel ve güncel kaynaklar olarak hemen aklıma gelenler şunlar: Alkan, Ayten (der.), 2020, Şehir ve Hayvan, Patika Kitap, İstanbul; Grusin, Richard (der.), 2015, The Nonhuman Turn, Minnesota University Press, Minneapolis, MN; Sanat Dünyamız, 2025, “Dosya: Kentin Doğası: Birlikte Yaşamak,” sayı:203, ss.6-144; Tsing, Anna L., 2015, The Mushroom at the End of the World. On the Possibility of Life in Capitalist Ruins, Princeton University Press, Princeton, NJ ve Oxford. Burada, Salt Beyoğlu’nda devam eden “Hayvanların Yaşamı” sergisini de not etmek isterim.

[17]Uçar, Ertuğ, 2017, Woolf’un İzinde, Can, İstanbul.

[18]Uçar, Ertuğ, 2024, “Babil,” “Dosya: Italo Calvino 100+1 Yaşında!”, (konuk ed.) Bilge Bal ve Sevil Enginsoy Ekinci, Arredamento Mimarlık Tasarım Kültürü Dergisi, sayı:362, ss.44-45. Bu dosyada yer alan ve ilham veren bir bakışla İstanbul’u “yeni materyalizm” ile “insandan başka” tartışmalarının kesişimine yerleştiren Bilge Bal’ın “Bir Su Kuşu, Boğaz’ın Bir Kısa Kesiti” başlıklı yazısını da (ss.79-83) not etmeliyim burada.

Bu icerik 1066 defa görüntülenmiştir.