445
EYLÜL-EKİM 2025
 
MİMARLIK'tan

  • Giriş
    Dosya Editörü: Şebnem Önal Hoşkara



KÜNYE
DOSYA: YEREL YÖNETİMLER, KENTSEL KRİZLER VE MEKÂNSAL DÖNÜŞÜM

Tökezleyen Yerel Demokrasi

Ruşen Keleş, Prof. Dr., Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi

Yerel Yönetimler, Kentsel Krizler ve Mekânsal Dönüşüm Dosyası kapsamında yazar, “yerel demokrasi” kavramından yola çıkarak Türkiye’de 1950’den sonra yerel demokrasi adına atılan adımlardan olan Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı konusunu ele alıyor; yerel yönetimler bağlamında merkeziyetçilik ve yerellik ikiliğini tartışıyor.

Kent yönetimleri yerel yönetim sistemi içinde yer alan birimlerden biri olup, kırsal değil, fakat kentsel nitelikteki kamu hizmetlerini yurttaşlara sunmakla görevli kamu tüzel kişilerdir. Kamu hizmetlerini üretip sunma işlevlerinin yanı sıra, kentlerde yaşayan halkın, demokratik katılım yöntemlerinden yararlanarak kendilerini ve kentleri yönetme süreçlerine katılım kültürünü geliştirmek de yerel yönetimlerin temel işlevleri arasındadır. Tanınmış devlet adamı ve düşünür Abraham Lincoln’un, demokrasiyi tanımlarken, “halkın, halk için ve halk tarafından yönetimi” sözlerini kullanmış olması boşuna değildir.

Tarihsel gelişim süreci içinde demokrasi, önce ‘doğrudan demokrasi’, sonra da ‘temsili demokrasi’ gibi adlar altında uygulama alanı bulmuştur. Bu kavramların her ikisinde de yönetme gücünü elinde tutacak olan itici gücün “halk” olması gereği vardır. Bu özelliği, demokrasi kavramına “katılımcı” gibi bir sıfatın eklenmesini ve ondan “katılımcı demokrasi” olarak söz edilmesini kanımca anlamlı olmaktan çıkarmaktadır. Çünkü katılımcılık, demokrasi kavramının özünde zaten vardır.

Yerel yönetimler, yerel nitelikteki kamu hizmetlerinin görülebilmesi için, yerel toplulukların kendi özgür istençleriyle oluşturdukları bir yönetim tarzı olan “yerinden yönetimin”ürünüdür. Yerel yönetimler kamu hizmetlerinin yerine getirilmesiyle ilgili yetkileri merkezi yönetimle paylaşırlar. Bir başka deyişle, yerel yönetimler, yerel nitelikteki kamu hizmetlerini, yerinden yönetim (desantralizasyon)ilkesine göre, Anayasanın ve yasaların çizdiği çerçeve içinde yerine getiren kamu tüzel kişileridir. Yasa yapma (teşrii) yetkileri yoktur. Devletle yalnız yürütme erkini paylaşırlar.

Yerel yönetimler halkın demokrasi kültürünü güçlendirerek, bir anlamda halkı eğiterek, aynı zamanda, Willy Brandt, Jacques Chirac, François Mitterrand örneklerinde olduğu gibi, geleceğin siyasal liderlerinin yetişmesini de sağlayarak demokrasinin gelişmesine katkı yaparlar. Yerel yönetimlere, John Suart Mill ve Alexis de Tocqueville gibi kimi düşünürlerce “demokrasinin ilkokulu”adının yakıştırılmış olması da bundandır.

“Yerel demokrasi”uzunca bir süredir en çok duyduğumuz kavramlar arasındadır. Ama unutmamak gerekir ki, yerel düzeyde demokrasinin varlığından söz edebilmek için, bir ülkede, demokrasinin kendisinin tüm kurum ve kurallarıyla yerleşmiş olması şarttır. Ülkemizde, ilk belediyenin, Islahat Fermanının kabul edildiği 1850’lilerde, yani 170 yıl kadar önce kurulduğunu biliyoruz. Cumhuriyet Döneminin ilk Belediye Yasası’nın (No.1580) kabulünün üzerinden de 95 yıl geçmiş bulunuyor. Bazı yazılarımda ve konuşmalarımda, belediyeciliğimizi “95 yaşında emekleyen bir bebek”olarak biraz da abartarak nitelememin nedeni, genel olarak demokratikleşme sürecindeki gidişin ağır aksak ve yetersiz oluşuna dikkat çekmektir. Zamanla, eğitimle ve kültürel gelişmeyle yakından ilgili olan bir konudur bu. Savunmaya çalıştığım tez, az önce de belitmiş olduğum gibi, bir ülkede demokrasinin kendisi varlık yokluk savaşı vermekteyse, o ülkede yerel yönetimlerin gerçek anlamda demokratik ve özerk siyasal kuruluşlar olmasını beklemek gerçekçi olmaz görüşüdür. Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde Batıdan aldığımız belediyecilik bir tür “organ nakli”olarak adlandırılabilir. Vücudun nakledilen organı içselleştirmesi, kendisiyle bütünleştirebilmesi, az önce de değindiğim gibi, ülkede demokrasinin kendisinin tam anlamıyla yerleşmiş, ortamın elverişli olmasına bağlıdır. Çünkü yerel demokrasiyi antidemokratik ortamlarda yeşertmek, canlandırmak olanağı yoktur.

Rahmetli meslektaşım, kardeşim Turan Güneş, ölümünden bir yıl önce yazdığı “Araba Devrilmeden Önce” başlıklı kitapta demokrasiyi bir Akdeniz meyvesi olan zeytine benzetmiş ve demiştir ki, “Zeytin ağacını dünyada ancak bazı enlemlerde yetiştirebilirsiniz ki o da Akdeniz iklimidir. Oradan kuzeye gitseniz de, güneye gitseniz de zeytin ağacından ürün alamazsınız”. Dikkat çekmek istediği nokta, demokrasinin her düzeyde kurulup yerleşebilmesi ve gelişmesinin insanlarımızın her anlamda gerçekten “kentli” ya da “kentlileşmiş” olmalarıyla olanaklı olduğu teziydi. Rahmetli dostum ozan ve yazar Cengiz Bektaş’ın da çok haklı olarak söylediği şu sözler yerel demokrasi açısından kentliliğin önemini açıkça ortaya koymaktadır: “Kenti yaratan insandır. İnsanı yaratan da kenttir. Kentli her şeyden önce kentli olmanın sorumluluklarını taşıyan kişidir. Kent kırdan geleni kentli yapamıyorsa kentli olmaktan çıkar. Kısaca, kentli olmak, insan içinde oturup kalkmayı, konuşmayı, kentli gibi yiyip içmeyi öğrenmekten öte, kente ilişkin kararlara katılabilmekle başlar.” Bu gerçekler bağlamında, İstanbul’un Beyoğlu, Kadıköy, Şişli, Kasımpaşa gibi mutena semtlerinde doğup büyümüş, ya da Trabzon’dan, Ordu’dan, Rize’den göçmüş de olsalar, “insanlarımız köylülüklerini kentte de sürdürdükleri sürece”yerel demokrasiyi güçlendirme şansına sahip olamayız.

TÜRKİYE’DEN ÖRNEKLER

Gerçek anlamda bir Avrupa ülkesi olma doğrultusunda Türkiye’de 1950’lerden sonra önemli adımlar atılmıştır. Bunların başında, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın Türkiye tarafından 1988 yılında imzalanmış ve 1992 yılında da 3723 sayılı bir yasayla onaylanmış olması vardır. Şart’ın yürürlüğe girmesinde son aşama, 1 Nisan 1993 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı’dır. Şart’ı onaylamış olmakla birlikte, Türkiye Şart kurallarından on tanesine çekince koymuştur. Bir başka deyişle, çekince koymuş olduğu Şart kurallarıyla kendini hukuken bağlı duruma getirmekten kaçınmıştır. Türkiye’nin çekince koymuş olduğu kurallara kısaca göz atılması, yerel demokrasiye bağlılık açısından resmi tavrımızı aydınlatmaya yardımcı olacaktır. Çekince konulan kurallar şunlardır:

  1. Yerel yönetimlerin, iç örgüt yapılarını serbestçe kendilerinin belirleyebilmesi (madde 6, fıkra 1).
  2. Seçimle gelinen görevle bağdaşmayan görevlerin yasayla belirlenmesi (madde 7, fıkra 3).
  3. Kendilerini ilgilendiren her konunun planlanması ve karara bağlanması ve karara bağlanması aşamalarında uygun zamanlarda ve uygun yöntemlerle halka danışılması (madde 4, fıkra 6).
  4. Vesayette orantılılık ilkesi: Vesayetin kapsamının ve sınırlarının vesayetle ulaşılmak istenen amaçlarla orantılı olması (madde 8, fıkra 3).
  5. Kamu hizmeti maliyetlerindeki artış nedeniyle güç durumda kalan yerel yönetimlere devletçe destek sağlanması (madde 9, fıkra 4).
  6. Devlet yardımları yoluyla yerel yönetimler üzerinde siyasal denetim uygulamaktan uzak durulması (madde 9, fıkra 5).
  7. Devletin elindeki kaynaklardan yerel yönetimlere aktarma yapılması durumunda, yerel yönetimlerin bu konudaki görüşlerinin sorulması (madde 9, fıkra 6).
  8. Devlet kuruluşlarınca yerel yönetimlere yapılacak yardımların, özel amaçlı değil, fakat genel amaçlı yardım türünde olması (madde 9, fıkra 7).
  9. Yerel yönetimlerin yurt içinde ve yurt dışında dernek ve birlikler kurarak ya da kurulmuş olanlara katılarak serbestçe işbirliği yapabilmesi (madde 10, fıkra 2 ve 3).
  10. Yerel yönetimlerin hak ve özgürlüklerini aramak amacıyla yargı yerlerine başvurmakta özgür olması (madde 11).

Başka üye ülkeler gibi Türkiye’nin onaylayarak taraf olduğu Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın kurallarına ne ölçüde uygun davranışlar içinde olduğu Avrupa Konseyi tarafından düzenli aralıklarla denetim konusu yapılmaktadır. Konsey tarafından gönderilen komisyonların 1997, 2001, 2005, 2007, 2009, 2010, 2013 ve 2016 yıllarına ilişkin raporlarında dikkat çeken eleştiri noktaları, konumuz olan “yerel demokrasi”nin niteliği açısından önem taşımaktadır. Bu nedenle de bunların sıralanmasında yarar görmekteyim. Üzerinde önemle durulan konular şöylece özetlenebilir:

  1. Doğu ve Güneydoğu illerinde terör ve şiddet olayları bağlamında köylerin tahribi ve köy halkının köy dışına taşınması;
  2. Neredeyse 100 yıldan bu yana (1924’den beri) yürürlükte olan 442 sayılı Köy Yasası’nın günün değişen koşullarına uygun olarak değiştirilmemiş olması;
  3. Belediye Gelirleri Yasası’nda gerekli değişikliklerin zamanında yapılmamış olması;
  4. Belediye başkanlarının ve meclis üyelerinin İçişleri Bakanı tarafından, Anayasa’nın ve yasaların tanıdığı yetki çerçevesinde geçici olarak görevden uzaklaştırılmasında ölçünün kaçırılmış ve aranan önkoşullardan uzaklaşılmış olması. Örnek olarak, bu yetkiye dayanılarak, 1997 yılında görevden uzaklaştırılan belediye başkanı sayısı 29 iken, bu sayı, 2005 yılında 176’ya, 2007’deyse 229’a yükselmiştir.
  5. En büyük mülki yönetim amiri olarak valilerin, il özel yönetimleri üzerindeki geniş yetkilerinin yerel yönetimlerin özerkliğini sınırlandırıcı nitelikte olması;
  6. Diyarbakır ilinin Sur Belediye Başkanı’nın turistik amaçlarla bastırdığı Kürtçe tanıtım broşürü nedeniyle İçişleri Bakanlığı’nca görevine son verilmesi;
  7. Terör ve şiddet olaylarına karışmış oldukları gerekçesiyle görevden alınan belediye başkanlarının yerine “kayyım” atanmasının genel özerklik kurallarıyla bağdaşmamakta olması.

Türkiye’nin Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na 1992 yılında koymuş olduğu çekincelere günümüzde gereksinme olup olmadığı da tartışma konusu olan konulardan biridir. İçişleri Bakanlığı bile bundan 15 yıl kadar önce yaptırmış olduğu bir incelemede, söz konusu çekincelerin hepsinin artık kaldırılabileceği sonucuna varmıştır. Bununla birlikte, o tarihlerde Bakanlar Kurulu beklenen değişikliği yapmamıştır. Bugün bile, çekincelerin kaldırılması durumunda bölgesel özerklik istemlerinin hızlanacağı ve ülkenin parçalanması tehlikesinin ortaya çıkacağı biçiminde yanlış ve abartılı değerlendirmeler yapanlara rastlanabilmektedir.

Girişte de belirtmiş olduğum üzere, Lincoln’ın demokrasi tanımında “halkın itici güç olması” en önemli ön koşuldur. Dolayısıyla merkeziyetçilik virüsünden kurtulmanın anahtarı uzun dönemde halkın demokrasi bilinç ve kültür düzeyinin her çareye başvurularak yükseltilmesidir. Avrupalılık genel başlığı altında yer alan temel değerlere gereği gibi sahip çıkmakta kararlı olan ülkelerin a) Demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü, b) Yerellik ilkesi gibi temel ilkelerin yanı sıra, c) Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı ile d) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin kurallarına harfi harfine uymalarında zorunluluk vardır.

Avrupalılık ve Avrupalı değerler bağlamında ulusal, bölgesel ve yerel demokrasi, insan haklarına ve hukukun üstünlüğü ilkelerine saygı, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine duyduğu ilgiden bağımsız bir çağdaşlaşma idealidir. Bu nedenle de yerel yönetimlerin özerkliği de dahil olmak üzere yukarıda sözü edilen ilkelere Avrupa Birliği üyesi olmanın ön koşulu olarak değil, ulusumuzun layık olduğu değerler gözüyle bakmakta yarar vardır.

Konuya bu yönden baktığımızda, 2000’li yılların ortalarına gelinceye değin, bugün hala işbaşında bulunan yönetimin sık sık merkezin yükünü azaltmaktan ve yerelleşmeden söz etmekten çekinmediğini gördük. Bu doğrultudaki kimi kuralların ışığında, yerel yönetimlerle ilgili olarak 5302 ve 5393 sayılı yasalar çıkarılarak önemli sayılabilecek adımlar atılmıştır. Ne var ki, bu umut verici yerelleşme rüzgarları 2000’li yılların ortalarından bu yana tersine dönmüş, yerel yönetimlerin yerel nitelikte olduğuna kuşku götürmeyen imar ve planlama yetkileri bile adım adım Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, TOKİ ve hatta Devlet Demiryolları gibi merkezi kuruluşlara devredilmeye başlanmıştır. Örnekleri çoğaltılabilecek bu tür uygulamalar yerel yönetimlerin özerkliği ile elbette bağdaştırılamaz. COVID - 19 salgınının etkileri sürerken yerel yönetimlerin destek sağlamak amacıyla bankalarda açtıkları hesaplara, “belediyeler devlet içinde devlet olarak hareket edemez”gerekçesiyle devletin el koyması da, merkeziyetçilik virüsünün damarlarımıza işlemiş olduğunun açık göstergelerinden bir başkasıdır.

Unutmamak gerekir ki, 2018 yılından bu yana, adı “Cumhurbaşkanlığı - Hükümet Sistemi”olan bir sistem değişikliğiyle, yönetim sistemimizde yapılan köktenci değişikliğin de, yerel demokrasinin beklentilerine ters sonuçlar doğurduğunu açıkça görüyoruz. Futbol maçını yönetmekle görevli ve yansız olması gereken hakemin takımlardan birinin formasını giyinerek çaldığı her düdükle başarılı kılmak istediği takıma puan kazandırma kararlılığında olması, halkımızı yerel demokrasiden de demokrasinin kendisinden hızla uzaklaşmıştır. Bu koşullar altında, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na 1992’de konmuş olan çekinceler kaldırılsa bile, Türkiye çekince koymamış olduğu maddelerin bile uygulanmasında gereken duyarlılığı göstermediğinden Konsey’in eleştirileriyle karşı karşıya kalmaktadır.

Özellikle son birkaç yıl içinde 20’ye yakın belediye başkanının ve belediye çalışanlarının, somut delillere dayanmayan tutuklama kararlarıyla cezaevlerinde yaşamak zorunda bırakılması hem Avrupa kuruluşlarını, hem de yerel yönetimlerle ilgili sivil toplum örgütlerini Türkiye’ye karşı tavır almaya yöneltmiş bulunmaktadır. Karşı karşıya bulunduğumuz sorun, gerçekte, yerel demokrasiyi ve demokrasinin kendisini merkeziyetçilik virüsünden kurtarabilmek için elden gelenin yapılmasıdır. Gerçekte, sorun, siyasal kültürün ve demokrasi bilincinin yeterince gelişmesi için bütün olanakların harekete geçirilmesidir. Bunun için de ilk adım, bilimsel kuralların öncülüğünden başka rehber tanımayan çağdaş bir eğitim sisteminin benimsenmesi ve uygulanmasıdır. Yalnız gerçek bir devlet adamı değil, aynı zamanda “adam” da olan Mustafa Kemal Atatürk, boşuna “Yaşamda en gerçek yol gösterici bilimdir” dememiştir.

KAYNAKLAR

Bennett, Robert J (ed.), 1993, Local Government in the New Europe, Belhaven Press, Londra.

European Parliament, Working Party I, “European Union and Local Autonomy”, Pasqual Maragall’ın Raporu, First European Parliament - EC Local Authorities Conference, 1 Mart 1994, Brüksel.

Keleş, Ruşen, 2023, Yerinden Yönetim ve Siyaset, Cem Yay., İzmir (13. Baskı).

Keleş, Ruşen, 2020, Yerinden Yönetim: Fransa, İspanya, İtalya, İmge Yay., Ankara,.

Keleş, Ruşen, 2021, “Küreselleşme ve Kentsel Toplulukların Özerkliği”, Fahri Çalı ve al., Kalkınma, Balıkesir Üniversitesi, Balıkesir.

Keleş, Ruşen, 1997, “Globalization and Local Autonomy”, Journal of Behavioural Sciences, Institute of Social Sciences, sayı:2, ss.129 - 144.

Keleş, Ruşen, 1998, “Küreselleşme ve Yerel Özerklik”, Suna Kili’ye Armağan, Boğaziçi Üniversitesi Yay., İstanbul, sayı:642, ss.209 - 227.

Keleş, Ruşen, 2001, “Küreselleşme ve Yerel Yönetimler”, Cevat Geray’a Armağan, Mülkiyeliler Birliği, Ankara, , 563 - 574.

Keleş, Ruşen ve Mengi, Ayşegül, 2017, Avrupa Birliği’nin Bölge Politikaları, Cem Yay., İstanbul.

Keleş, Ruşen, 2021, “Yerel Demokrasinin Önündeki En Büyük Engel: Vesayet Virüsü”, Kent Araştırmaları ve Düşünce Dergisi, İstanbul, ss.78 - 80.

Kerimoğlu, Baki, 2025, Merkezileşme ve Yerelleşme Kıskacında Türkiye’nin Geleceği, Yetkin, Ankara.

Rupnik, Jacques, 1993, Le Déchirement des Nations, Ed. du Seuil, Paris.

Tusun, Seyfullah, 2018, Bölgeli Devlet: İspanya, İtalya ve Birleşik Krallık Örnekleri, On İki Levha Yayınları, İstanbul.

Yılmaz, Zülfiye, 2019, Yerel Yönetimlerin Özerklik Hakkı, On İki Levha Yay., İstanbul.

Bu icerik 487 defa görüntülenmiştir.