MİMARLIK ELEŞTİRİSİ
Dünya kuran, dünya fakiri ve dünyasız… PAKO Sokak Hayvanları Yaşam Kampüsü
Ferhat Hacıalibeyoğlu, Prof. Dr., Öğr. Üyesi, Dokuz Eylül Üniversitesi Mimarlık Bölümü
XIX. Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri kapsamında Yapı / Çevre (Kamusal Alan Tasarımı) dalında ödüle layık ve Mert Uslu tarafından tasarlanan PAKO Sokak Hayvanları Yaşam Kampüsü’nü ele alan yazar, makalesini Heidegger’in “dünya kuran”, “dünya fakiri” ve “dünyasız” tanımlamaları üzerine kurguluyor. Bu kategorizasyona PAKO Sokak Hayvanları Yaşam Kampüsü özelinde yeni karşılıklar arayan yazar, yeni eşleştirmeler aracılığıyla deneysel bir irdeleme düzlemi yaratırken, mimarlıkta özne ve mekân ilişkisini yeniden düşünmeye teşvik ediyor.
Heidegger, varlıkların dünyayla kurdukları ilişkileri ve bu ilişkiler aracılığıyla yaratılan “dünya” metaforunu, zaman kavramıyla ilişkili olarak üç temel tez üzerinden açıklıyor. “İnsan”ı; varlıkları oldukları haliyle kavrayabilmesi, geliştirebilmesi ve çevresiyle anlamlı ilişkiler kurabilmesi gibi temel özelliklerini gözeterek ‘dünya kuran’; “hayvan”ı, çevresiyle kurabildiği ilişkilerindeki kısıtlılıklar ve varlıkları ontolojik olarak varlık gösteren halleriyle idrak edebilmeye dair eksiklikleri / yetersizlikleri üzerinden ‘dünya fakiri’; “taş / maddi şey”i ise; canlılara özgü özelliklerinin olmaması ve varoluş özü olarak çevresine erişimsizliği gibi temel bir ontolojik ayrım vurgusuyla ‘dünyasız’olarak tanımlar. [1] Yazı, değinilen bu kategorik izleği referans alarak yeni karşılıklar arar ve yeni eşleştirmeler aracılığıyla PAKO Sokak Hayvanları Yaşam Kampüsü özelinde deneysel bir irdeleme düzlemi kurar. Bu bağlamda insanı, karar veren, tasarlayan ve diğer toplumsal paydaşları da kapsayacak biçimde ‘dünya kuran’; hayvan ifadesinin geniş tanım aralığını daraltarak ve özelleştirerek sokak köpeklerini; gündelik yaşam pratikleri ve mekânla ilişkileri düzleminde kavrayarak ‘dünya fakiri’ ve mimarlık üretimi olarak yapılı çevreyi oluşturan mutlak mekânın kendisini de ‘dünyasız’ olarak irdeler ve bu kategoriler arasındaki anlam ilişkilerini yeniden sorgular. Eylemli ya da eylemsiz çok türlü, çok katmanlı varoluşsal pratikleri bir dolanıklılık hali olarak ele alarak, özneler arasındaki sınırları çizer, aşar ve / veya aşındırır. Bu yaklaşımla logosu / sözcüğü ve anlatı ifadesi olmayan “sokak köpekleri” ile “mekân”ı insan özellikleri vererek seslendirmeyen, ancak onların sesi olan; karar veren ve karara etki eden insanı / çokluğu ise çok sesli halindeki işitilemeyene işaret eden bir anlatı bütününde ele alır. Dolayısıyla yazı, üç sesli bir yazıdır.
Dünya kuran / Karar veren, tasarlayan ve diğerleri: Anlatının “dünya kuran” ile başlamasının nedeni, onu önceleyerek hemen en başa iliştirme telaşı değildir. Bilindiği gibi yaşadığımız çevreye ve onu var eden ilişkiler bütününe insan merkezli genelgeçer bir kabul ile bakarız; her şey öncelikli olarak insandan başlar, insana dairdir. Meslek alanımızdan bakıldığında da majör anlatı insan merkezli pratiği işaret eder. Ancak PAKO özelinde insan / dünya kuran ile başlamanın nedeni; geçilen yolları anlamak, işitilmeyenleri duyurmak, yerleşik sorunları ve (iyi) niyetleri irdeleyerek arka plandaki işleyiş ve iradeyi açığa çıkarmak adınadır. Bu kapsamda ‘dünya kuran’ ifadesi karar ve tasarım süreçlerinde karar vereni, tasarlayanı ve ilgili diğer toplumsal paydaşları kapsayacak biçimde karşılık bularak, paydaşlar arasındaki ilişkileri irdeler. Günümüzde bir yandan kentler hızlı ve plansız biçimde insan merkezli gelişirken, diğer yandan sokak hayvanlarının tanındığı ve önemsendiği, insan merkezli olmayan bakış açıları görünürlük kazanmaktadır. Toplumsal hassasiyetler ve herkes için sağlıklı yaşam alanlarının sürdürülebilirliği meseleleri, gündelik hayattaki olumlu - olumsuz karşılaşmalar üzerinden çok sesli karşılıklar bulabilmektedir. Böylece sokak hayvanlarına ilişkin barınma, sağlık, güvenlik gibi temel gereksinimlerin yanı sıra toplumsal etik, çevre politikaları ve bir dizi mekânsal problemi kapsayan çok katmanlı bir kavrama biçiminin gerekliliği de ortaya koyulur. Bu çerçevede yerel yönetimin hayvan, çevre ve insan sağlığını önemseyen ve odağına alan bir kamusal politikayı hayata geçirebilecek kapsamlı ve sistemli bir eylem planına sahip olması oldukça önemlidir. [2] “Tek sağlık” üst başlığıyla insan ve hayvan sağlığının birbiriyle bağlantılı olduğunu vurgulayan düşüncenin çıkış noktası olarak, birlikte yaşamı destekleme fikri belirginleşmektedir. Sokak hayvanlarının yaşam koşullarındaki olumsuzluklar, bakım gereksinimleri, popülasyon kontrolüne dair gereklilikler ve insan - sokak köpeği karşılaşmalarında yaşanabilen çatışmalar; eylem planının gerekçelerini, stratejik yönelimlerini ve amaçlarını belirleyen temel başlıklar olarak ele alınmaktadır. Ayrıca ilgili içerikte kolektif bir çabaya ihtiyaç olduğu belirtilerek; bilinçlenme, bilinçlendirme ve işbirliği alanlarına dair farkındalık için halkın katılımının ve desteğinin önemi vurgulanmaktadır. Diğer taraftan, değinilen sosyal, kültürel ve toplumsal anlamda değerlerin önemsendiği ve karşılıklarının arandığı strateji ve hedefler bütününün, mekânsal karşılıklarının da aynı değerde yanıt bulabilmesi oldukça önemlidir. Bu kapsamda yukarıda değinilen eylem planı içinde kapasite ve büyüklük vurgusuyla yer alan uygulama örneklerine bakıldığında; ‘geçici bakımevi’, ‘hayvan hastanesi’ gibi isimlerle anılan, geçicilik ve hastane vurgusuna sahip mekânsal çözümlerin ortaya koyulduğu görülmektedir. Daha çok işlevsel gereklilikler ön planda tutularak ele alınan bu örneklerde, mekân sorununun bir tasarım problemi olmaktan çok, problem çözme refleksiyle kavranan iyi niyetli mekânsal düzenek kurma pratiği olarak karşılık bulduğu anlaşılmaktadır. Hız, tekrar, uyarlayabilme, uygulama pratikliği gibi gerekçelere mesnetlenen ve büyüklük, kapasite gibi niceliksel vurguların egemen olduğu bu türlü pratiklerin, yaygınlaşarak karakterize olduğu görülmektedir. Dolayısıyla üretme yaklaşımlarında mekâna ve mimarlığa ilişkin arayışlar genellikle ya eksik kalmakta ya da hep geriden gelmeye çalışmaktadır.
PAKO örneğinde ise sokak hayvanlarına dair barınma ve bakım içeren mekânın, tasarım eyleminin konusu haline gelme süreci konuya yaklaşım anlamında bir kırılma noktası olarak belirginleşiyor ve sonuçları üzerinden ayrışıyor. Bu anlamda yerel yönetim tarafından daha önceden uygulanan barınak modellerinin büyüklük ve konum parametreleri değiştirilerek, yeni bir alana uyarlanması talebiyle gelen ‘iş’; tasarımcının konuya yaklaşım biçimiyle gelişerek özne - mekân ilişkilerini çok boyutlu gözeten bir tasarım problemi haline dönüşüyor. Bu süreçte mimar Mert Uslu tarafından yerel yönetime sunulan rapor, mevcut uygulamaların sorunlarını ortaya koymanın yanı sıra mekânda aranması gereken işlevsel ve algısal unsurların neler olabileceğini içererek; iletişim, uzlaşı ve ikna sürecini başlatıyor. [3] Mimarın karar sürecinde yerleşik üretme pratiklerini sorgulayan yaklaşımı, özneler arası sağlıklı ilişkileri arayan tasarım düşüncesini kamusal alan vurgusuyla topluma kazandırmayı amaçlıyor. Öyle ki tüm bu süreç sonucunda bir tasarım problemi haline gelen / getirilen yapı, ‘Sokak Hayvanları Yaşam Kampüsü’ifadesiyle toplumsal karşılıkları arayan bir kimlik ortaya koyuyor. Bu düşünceyle PAKO, tasarım problemini kavrama biçimi ve kamusal alan düşüncesiyle hem kendisini Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri Programı aracılığıyla mimarlığın gösterilebilir ve görünür mecralarına taşıyor hem de kamusal alan yaklaşımıyla sosyal ve toplumsal olana dair ilişkileri arıyor (Resim 1).
Dünya fakiri / Sokak Köpekleri: Hangi dünya? Heidegger’in “dünya fakiri” ifadesiyle, hayvanı çevresindeki varlıkları ontolojik olarak varlık gösteren halleriyle idrak edebilmeye dair eksiklikleri / yetersizlikleri üzerinden tanımladığını anımsayalım. Heidegger, kertenkelenin güneşlenmek için uzandığı taşla ilişkisinde, uzandığı taşı taş olarak bilmediğini, bu şeyin her ne ise onun dünyasında bir şekilde var olduğunu belirterek; bizim taş ve güneş olarak tanımladıklarımızın, kertenkelenin dünyasında onun için sadece ‘kertenkele şeyleri’ olarak karşılık bulduğunu ifade ediyor. Heidegger bu yaklaşımla, varlıkların dünyaya erişim biçimleri ve derinliklerindeki farklılıklarına işaret ederek, varlıkların özünü kavramaya yönelik soruların neler olduğuna dikkat çekiyor [4]. Şimdi, gündelik hayatta hemen her gün karşılaştığımız sokak köpeklerini aklımıza getirelim. Yolun orta yerinde güneşlenirken, kaldırımın en olmadık yerinde uyurken, ağacın gölgesinde serinlerken, çöp kutusunun kenarında aranırken ve daha sayabileceğim birçok olumlu ya da belki de olumsuz çağrışımla zihnimizde belirmeleri doğaldır (Resim 2). Kertenkele - taş örneğindeki gibi yol, kaldırım, ağaç ve kentte var olan ve benzeri pek çok unsur aslında ‘sokak köpeği şeyleri’dir. Bilinçten çok, içgüdü egemendir. Kentin zemininde kendisine yer açan, insan özneye dair tanımları, kuralları ve sınırları aşarak / aşındırarak bu kabulleri öteleyen bir yaşam pratiği içindedir. En temel yaşamsal gereksinimlerini karşılayabilmek amacıyla çevre dünyasını algılayarak, insan merkezli kurulan ve kuşatılan fiziksel çevre ile doğal çevre ara kesitinde kendi yerini arar, bulur, yeniden tanımlar. Kirli, yorgun, bazen serkeş; bir şekilde insanın dünyasına ayak uydurur. Dahası sokak köpekleri tüm bu ilişkisellikler, karşılaşmalar ortamında çıplaktır [5] ve insan öznenin tersine çıplaklıklarıyla doğaldırlar. Ancak onlar çıplaklıklarının da farkında değildir. Tüm bu varoluşsal özellikleri ve davranış biçimleriyle, başka türlü bir kılavuz üzerinden kentsel mekânı deneyimleyen sokak köpeklerinin, bu serbestlikler dünyasından alınarak; barınma, iyileştirme, bakım gibi gereklilikler nedeniyle yeni ve geçici yaşam çevrelerine yerleştirilmesi kritik bir konu. Önerilen mekânların öznesiyle uyumlu olabilmesi için; öznenin sahip olduğu doğanın ve çevresiyle kurduğu bağların anlaşılması gerekiyor. Bu nedenle salt işlevsel gerekliliklerin yerine getirildiği mekân önermelerinin yanı sıra değinilen doğadaki canlıya dair davranışlarla örtüşebilecek algısal ve fiziksel mekân yorumlarına gerek olduğu açıktır. Aksi yaklaşımlar; sınırlandırıcı, ayrıştıran ve dışlayıcı mekânsal kurguları üretme riskini taşımaktadır. Değinilen ifadelerle PAKO’da sınırlar üzerinden bir mekân irdelemesi yapılarak, farklı düzlemlerdeki çok boyutlu sınır yorumları ele alınacaktır. Ancak bunların sokak köpeklerinin ‘mekânları deneyimleme kılavuzunda’ ne türlü karşılıklar bulduğu, hangi türden uyumlu çakışmaların var olduğu konuları ise belirsizliğini koruyacaktır.
Dünyasız! / Mekân: Heidegger’in “taş / maddi şey” için ‘dünyasız’ tanımı, canlı ve farkında olma durumunun ötelendiği bir varoluş halidir. Mutlaklık üzerinden kavrandığında ve algılayanı, eşlikçiyi dışında tutarak bakıldığında, bu kabul anlaşılabilir. Bu yazı kapsamında mekânı, Heidegger’in tanımının yanına iliştirerek onu “dünyasız” olarak nitelemek, mimarlık açısından hem zorlayıcı hem de tartışmalı bir yaklaşımdır. Öyle ki çok boyutlu bir olgu olarak mekânı salt fiziksel gerçekliği ve katı haliyle değil, deneyimlerin ördüğü yaşamsal karşılıklar ile dolaşık bir şekilde kavrıyor ve tarif ediyoruz. Dolayısıyla öznenin eylemleri ve ilişkisellikleri üzerinden ‘mekân’, mekânın tanımları ve ortaya koyduğu olasılıklar ile de ‘özne’ karşılıklı anlam bütünü ile ‘dünya’ kuruluyor. PAKO Sokak Hayvanları Yaşam Kampüsü üzerinden bakıldığında asıl özne sokak köpekleri. Bu durum insan özneye dair yerleşik üretme - mekân kurma pratiklerinin dışına çıkan bir deneyime işaret ediyor ve bu deneyime özgü değerlerin - inceliklerin mekân üzerinden okunabilmesi önem kazanıyor. Bu çerçevede yapı ve onu var eden süreçler izlendiğinde sınırlar ve sınırlara dair yorumların; kullanıcı özne, yer - konum, açık - kapalı mekân tanımları, yapısal bileşenler, malzeme - renk - doku kararları gibi unsurlar üzerinden belirginleştiğini söylemek mümkün. Ancak değinilen her bir unsur tek başına kategorik olarak ayrışan biçimde değil, birbirleri arasındaki bağlantılar ve oluşan bütüncül örüntüyle okunabilmektedir.
Kentin yapılaşma baskısının seyrekleşerek devam ettiği ve doğal sınırlara dayandığı bir bölgede yer alan yaşam kampüsü; bir yanda çevre yolunun taşıdığı gürültü ve sanayi yapılarının oluşturduğu yapısal yoğunlukla, diğer yanda ise doğal çevrenin yeşil dokusuyla komşu bir aralığa yerleşiyor. Sokak köpeklerinin yaşadıkları çevre dünyalarından alışık oldukları doğal - yapay, iç - dış, gürültülü - sessiz, sert - yumuşak gibi karşıt ikililikleri barındıran bir aralık bu. Ancak tek fark, burada o kadar özgür değiller. Yapının varlık sebebi gereği, geçici olarak tanımlı alanlar ve dolayısıyla sınırlar egemen. Kuşatılma ise kaçınılmaz. Bu noktada, tüm bu aradalık hallerinin yarattığı sınırlar ve bu sınırlara ilişkin yorumlar mekânda karşılık bulmaya başlıyor (Resim 3 – 5). Aslında mekâna kullanıcı özne üzerinden bakıldığında en temel ontolojik ayrışma ve sınır tanımı insan - hayvan - insan olmayan canlı - üzerinden başlıyor zaten. Asıl öznesi insan (dünya kuran) olmayan ancak insan - sokak köpekleri arasında ikame, iyileştirme ve etkileşim gibi temel işlevler ile yapılandırılan mekân, özneler arasındaki ilişkileri ve bu ilişkileri sağlayacak mekân gereksinimlerini bir araya getiriyor. Tedavi amaçlı özellikli üniteler ve idari - sosyal birimler dışında, barınma amaçlı derecelendirilmiş geçici ikame ve etkileşimi önceleyen mutlak ve ilişkisel mekânlar hem insan gözü hem de sokak köpekleri gözünde ortak bir ufuk çizgisinde karşılık bularak ortaklaşabiliyor. Bu durum yapısal bileşenlerin yorumu ve çözümlenmesi üzerinden açık, yarı açık ve kapalı mekân tanımlarındaki sınır yorumlarında da gözlenebiliyor. Yatayda ve düşeyde belirli bir düzen oluşturarak var olan geçirimli yapısal bileşenler, boşluk tanımlarının egemen olduğu sürekliliklerin okunmasını sağlayacak biçimde bir araya geliyor. Bu yaklaşımla iç ve dış mekânlar arasındaki sınırlar bulanıklaşarak sokak köpeklerinin algıları ve deneyimleri lehine berraklaşıyor (Resim 6, 7). PAKO’nun yapısal kurgusunda malzeme tercihleri ve renk kullanımları da öne çıkıyor. Sokak köpeklerinin çevre dünyasından beklentilerinin çok temel yaşamsal gereksinimler olarak; yeteri kadar ve basit olduğu açıktır. Bu anlamda malzeme kararları üzerinden de yeterince ve olduğu gibi karşılıkların aranması, hayvanın doğasına ve hatta bu doğanın çıplaklığına yakınsıyor. Dolayısıyla temel mekânsal kurguda izlenen yalınlık ve brüt ifade, malzeme kararlarıyla da destekleniyor. Öte yandan sokak köpeklerinin algılayabildikleri spektrumları da kapsayan renk kullanımlarıyla mekânlarda insan ve hayvan gözünden ortaklaşabilecek algısal etkiler arandığı görülüyor (Resim 8, 9). Yanı sıra topoğrafyanın doğasıyla uyumlanarak alana yerleşen kampüs; tanımlı bir boşluk ile başlayarak insanın ve sokak köpeklerinin mekânlarını bir yandan ayrıştıran sınır - mekân; diğer yandan ise özneler arasında yapılandırılmış temaslara olanak sağlayan bir etkileşim alanı olarak ayrımları ve geçişlilikleri beraberinde getiriyor. Avlu olarak tanımlanabilecek bu ana mekân ve uzantıları; karşılaşma, buluşma, etkinlik gibi sosyal ve toplumsal eylemlerle karşılıklarını arayarak, yapının kamusal yüzünün de en temel belirleyicisi oluyor (Resim 9 – 11).
Özetle PAKO, özneleriyle ve mekânlarıyla, belirgin sınırları çözmeye / aşmaya çalışarak etkileşimli zeminler kuran bir deneyim olarak karşılık buluyor. Dezavantajlı durumdaki sokak köpekleri için geçici, dışsal ve yapılandırılmış, iyi niyetli bir dünya sunuyor. Sınır yorumları ve mekân kararları bağlamında sokak köpeklerinin doğasıyla örtüşmeye aday, çelişmeyecek bir ilişkiler dünyası kurulmak istendiği açık. Bu niyetin temelde dezavantajlı ve bakıma muhtaç öznenin kuşatılma hissini sönümlendirme arayışında karşılık bulduğunu söylemek mümkün. Bu düşünceye eşlik eden bir yaklaşım sistematiğinin sınırlar ve yorumlar üzerinden okunabildiği görülmekte. Ancak yine de sokak köpeklerinin onlara atfedilen mekânı bilmesi, dünya kuranın gözünden anlaması beklenemez. Dolayısıyla onlar kendi kılavuzlarıyla mekânları deneyimlemeye ve bu mekânlara ayak uydurmaya devam ediyor. Son olarak, Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri Programı kapsamında Yapı / Çevre (Kamusal Alan Tasarımı) Dalında ödül alan PAKO Sokak Hayvanları Yaşam Kampüsü’nün program içindeki yeri kamusal alan vurgusuyla belirginleşiyor. Bu olumlu yaklaşımın gerek toplumsal alanda gerekse meslek alanında gösterilebilir ve deneyimlenebilir karşılıklarının olması oldukça değerli. Ancak bu noktada olanla olması gereken arasındaki mesafelerin kapatılması ve yapının çok boyutlu sürdürülebilirliğinin sağlanabilmesi önem kazanıyor. Bu anlamda özellikle kamusal alan kullanımlarının sosyal ve kültürel açılımlarla programlanarak var olan olumlu örneklerin çoğaltılması gerektiği düşünülüyor. Ayrıca bazı bakım ve iyileştirme çalışmalarının gerekliliği de göze çarpıyor.
* Görseller, aksi belirtilmedikçe Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri Programı arşivinden alınmıştır.
NOTLAR
[1] Heidegger’in bu üçlü tezi elbette bu kadar kısıtlı bir ifade dünyasına sahip değildir. Buradaki aktarım yazının oturduğu deneysel zemini tarif edebilecek ve bu zemine referans olabilecek yapılandırılmış bir düzeye karşılık gelir. Derin anlamsal karşılıkların zengin dünyasına erişim için bu tanım aralığının çok boyutlu olarak serimlendiği içeriğe bakılması gerekmektedir: Heidegger, Martin, 1995,Fundamental Concepts of Metaphysics; World, Finitude, Solitude, (çev.) William McNeill, Nicholas Walker, Indiana University Press, Bloomington.
[2] İzmir Büyükşehir Belediyesi - İzmir Planlama Ajansı, İzmir Büyükşehir Belediyesi Sahipsiz Köpek Popülasyonu Yönetimi İzmir Eylem Planı, 2024.
[3] Mert Uslu ile yapılan 28.08.2025 tarihli görüşmeden aktarılan.
[4] Heidegger, Martin, 1995 (s.198).
[5]Derrida bir kediyle çıplakken göz göze gelme deneyimi üzerinden çıplaklık ile ilgili olarak;“…hayvan, çıplak olduğu için çıplak değildir. Kendi çıplaklığını hissetmez. Doğada çıplaklık yoktur. Sadece çıplaklıkta var olmanın (bilinçli veya bilinçsiz) duygusu, etkisi, deneyimi vardır.” tanımı yapıyor. Bkz: Derrida, Jacques, 2002, “The Animal That Therefore I Am (More to Follow)”,(çev.) David Wills, Critical Inquiry, cilt:28, sayı:2, ss.369-418, The University of Chicago Press.
Bu icerik 595 defa görüntülenmiştir.