DOSYA: UIA 2026 Barselona Kongresi ve Genel Kurulu
Tekno Samuraylar, Yükselen Dijital Bacalar ve Melankolik Mimarlar
Şevin Özuğuz
"Oluş: Geçiş Sürecindeki Bir Gezegen için Mimarlık" temasıyla düzenlenen UIA Dünya Mimarlık Kongresi kapsamında "Uluslararası Yükselen Mimarlar Atölyesi - Çetrefilli Bir Laboratuvar" (International Emerging Workshop - A Wicked Laboratory) çalıştayı gerçekleşti. Katıldığı çalışmalardaki deneyimleri üzerinden bir değerlendirme sunan yazar, kongre izlenimlerini de okuyucuyla paylaşıyor. Kongrede disiplinlerarası paylaşımın öneminin vurgulandığını aktaran yazar, genç katılımcılar olarak yer aldıkları programda mimarlık yapmanın gittikçe zorlaştığına dikkat çekerek; bu mesleği daha onurlu bir şekilde yapabileceğimiz bir geleceği tasarlamamız gerektiğini ifade ediyor.
Bu sene Barselona, UIA Dünya Mimarlık Kongresine 1996 yılından sonra ikinci defa ev sahipliği yaptı ve altı farklı alt başlık üzerinden “Oluş: Geçiş Sürecindeki Bir Gezegen için Mimarlıklar" (Becoming. Architectures for a Planet in Transition)” temasının merkezi oldu.
Bana göre, Barcelona 2026’nın gösterdiği en önemli şey, küresel barınma krizi, sosyal eşitsizlik ve yapay zekâ gibi tüm gezegeni ilgilendiren ve giderek mimarlık dışına taşan konuların izole ortamlarda konuşulamayacağı oldu. Özellikle de gençlerin katılımıyla ön plana çıkan kongrede, dünyaca ünlü mimarlar sadece prestijli projelerini değil; hayal kırıklıklarını, beklentilerini ve tasarımlarının toplumsal etkilerini de konuştular.
Barcelona 2026’nın öne çıkan diğer yanlarından biri de bu seneki kongrenin başlamasından bir hafta önce, dünyanın birçok noktasından seçilen 180 öğrenci ve genç mimarı, şehrin en ikonik brütalist yapısında biraraya getiren bir atölye oldu.
Ben de bu yazıda, "Uluslararası Yükselen Mimarlar Atölyesi - Çetrefilli Bir Laboratuvar" (International Emerging Workshop - A Wicked Laboratory) ve 29. Uluslararası Mimarlar Birliği (UIA) Barselona Dünya Mimarlık Kongresi katılımcısı olarak, tüm bu deneyimden aldığım notları aktaracağım.
Uluslararası Yükselen Mimarlar Atölyesi: Çetrefilli Bir Laboratuvar
Atölyenin henüz ilk gününde, küratöryel ekip, atölyeye “A Wicked Laboratory" (Çetrefilli Laboratuvar)ismini verirken, bunun genç tasarımcılar için daha aktif, katılımcı dostu ve farklı disiplinlerle iç içe geçmiş bir tartışma alanı olmasını hedeflediklerini söylediler.
Fransa, Japonya ve Şili gibi dünyanın farklı coğrafyalarından seçilen ve her birinin kongrenin altı ana temasından birine bağlı bir problem üzerine yoğunlaştığı on iki ayrı stüdyo atölyenin programını kurguladı ve yönetti. Ayrıca, tüm katılımcılar, farklı etnik kökenleri ve kültürleri aynı gruplarda buluşturmak amacıyla karma olarak dağıtıldı. İlk gün, oryantasyon etkinliği için herkes biraraya gelince ilk göze çarpan şey atölyenin yedi gün süren ve oldukça yoğun olan takvimiydi. Sürecin sonunda tüm çalışmalar, kongre ziyaretçilerinin de görebileceği ana sergi alanında toplanacaktı ve projelerin nasıl sergileneceği, serginin kurulumu gibi detayları da biz katılımcıların belirlemesi gerekiyordu.
Açıkçası, bu sene Barcelona’nın da nasibini aldığı baş edilemeyen sıcak hava dalgalarıyla geçen Avrupa yazını da hesaba katınca, farklı dilleri konuşan, farklı mimarlık eğitimleri ve teknik jargonlarla yetişmiş bu kadar insanın birlikte bir hafta boyunca ne kadar verimli çalışacağından emin olamıyorsunuz. Yine de en azından, atölyenin düzenlendiği eski termik santral yapısı, Üç Bacalar (Three Chimneys), şehrin Akdeniz ile buluştuğu noktada yükseldiği için geniş kumsallara erişebiliyor; havlusunu ve mayosunu getirenlere bir miktar serinleme ve dinlenme şansı veriyordu.
Üç Bacalar (Three Chimneys)
Barselona silüetinin en bilinen sembollerinden biri olan bu eski termik santrale kısaca değinecek olursam, 1970’lerde inşa edilmiş, yan yana duran bu üç yüksek baca çoğunlukla elektrik üretimi için kullanılmış ve uzun yıllar tarihindeki işçi protestoları sebebiyle
“İşçilerin Sagrada Familia’sı” adıyla anılmıştır. 2011 yılında faaliyeti durdurulduktan sonra ise bu pasif bacaları yeni ve modern bir çekim noktasına dönüştürmek için onlarca mimari proje önerildi ve birçok önerinin ardından, “Katalonya Medya Şehri" (
Catalunya Media City) isimli projeyle beraber, yapının görsel ve işitsel bir teknoloji merkezine dönüştürülmesine karar verildi.
Bunlara ek olarak, 2025 yılında Üç Bacalar’ın kıyı noktasından başlatılan ve Akdeniz’i bir uçtan diğer uca bağlayacak “Medusa Denizaltı Kablo Sistemi”projesi de kıtalararası internet bağlantısını güçlendirip yüksek kapasiteli bir ağ sistemi kurmayı hedefliyor. Görüldüğü üzere, şehrin gelecek senaryoları giderek daha dijital hale geliyor ve Üç Bacalar’ınkıtasal ölçeğe uzanan ve yeni teknolojilerin gücüne odaklanan bir merkez olacağını söylemek yanlış olmaz.
Benim de dahil olduğum ve “
More Than Human (İnsandan Öte)” başlığı altında Design Earth stüdyosuyla birlikte çalıştığım “
Brava!”isimli projede de
Üç Bacalar binası ve gelecek senaryoları, ana temanın yanı sıra konuştuğumuz odak noktalarından biri oldu. (
Resim 1)
Brava!
Dünyayı Tasarlamak(
Design Earth), Rania Ghosn ve El Hadi Jazairy tarafından 2010 yılında Massachusetts, Boston’da kurulan bir araştırma stüdyosu ve çeşitli spekülatif hikâye anlatıcılığı araçları kullanarak iklim krizini daha fazla görünür kılmayı amaçlıyorlar. Bu sebeple, daha önceki çalışmalarında animasyon, şiir ve mizahı harmanlayıp birçok karizmatik hayvan figürünü masalsı hikayelerde kahramanlaştırdılar.
Bu atölye kapsamındaki seçilen hayvan ise, projeye de ismini veren 20 metrelik bir balina iskeleti kalıntısı oldu. Brava, Katalonya’nın Costa Brava kıyılarında karaya vurmuş ve kalıntıları nihai varış noktası olan Barcelona Doğa Bilimleri Müzesi’ne (Museu Blau) varana kadar şehrin diğer belli başlı müzelerinde neredeyse bir asır boyunca sergilenmiş bir oluklu balina. Bizim yazacağımız hikâyede ise, Brava, okyanus ekosisteminin zamanla değişen dengesini ve modern dünyanın samurayları ismini verdiğimiz tekno oligarkların okyanuslarla ilgili yeni planlarını aktarırken baş kahramanımız oldu. (Resim 2)
İnsan gözünün ulaşamadığı derinliklerde, okyanuslar, tekno samuraylar için çığır açıcı fikirlerini hayata geçirmeleri açısından yeni ve büyük bir umut vaat ediyor. Mesela, dünyanın en zengin girişimcilerinden biri olan Peter Thiel’in öncülüğünde, okyanus suyunu veri merkezleri, yapay zekâ altyapıları ve benzeri dijital arayüzlere dönüştürmek için milyonlarca dolarlık yatırımlar yapılıyor.
Nihayetinde grup olarak vardığımız şey şu oldu: yakın bir gelecekte, Brava’nın yuvası aynı anda devasa bir veri depolama merkezine, karanlık bir enerji üretim santraline veya gezegendeki en gürültülü boşluğa dönüşebilir. Ufukta yeni insan yapımı takımadalar belirmeye başladığında ve Yunan mitolojisindeki yılan saçlı Medusa’nın adını taşıyan kablolar tüm okyanus tabanını kuşatıp tahrip ettiği zaman, yüzlerce yıldır evinden uzak olan bir balinaya, Brava’ya, eski evini nasıl anlatacağız? (Resim 3)
Saatlerce süren toplantılar ve beyin fırtınalarından sonra, yapacağımız çizimin ana fikrini bu ucu açık sorularla beraber oluşturduk. En başta hepimizin ortak çalışacağı bir renk paleti ve çizim altlığı belirledik.
Atölyede, kablosuz ağ bağlantısı, yazıcılara ve 3B yazıcı makinalara erişim gibi konularda iyi bir planlama yapıldığı için herkes aktif bir şekilde üretim yapabiliyordu. Biz grup olarak çoğunlukla bilgisayar ortamında çalışsak da bazı grupların dışarda kum, taş ve bitki gibi malzemeler toplayıp daha hareketli bir döngüde çalıştığını da görebiliyordunuz. Tüm gruplar için farklı günlerde alan gezileri de düzenlendi, özellikle şehri ilk defa görecek olan katılımcılar için bu, güzel bir duraklama şansıydı. Bununla birlikte, atölye yürütücüleri her günün sonunda, büyük amfi alanında herkesi toplayarak kendi projelerini ve atölyede neler yaptıklarını aktardılar.
Sürecin sonunda, 1 m x 7 m boyutlarında beş ayrı panelden oluşan bir çizim hazırladık: Her panel Brava’nın yaşamından izleri, ölümünü ve gelecekteki konumu üzerine birçok şey anlatıyordu. Design Earth ekibi olarak, bizim tasarım sürecimiz, son üç günde oldukça yoğun bir tempoda geçti, bu boyutta bir panel çizimini ortak bir çizim dilinde birleştirmek ve herkesin anlayabileceği bir hikâye serisine dönüştürmek her birimiz için uğraştırıcı oldu. (Resim 4 – 6)
Yine de buna rağmen, tüm bu süreç; Kolombiya’daki dans kültüründen İtalyan pop müziğine, Barcelona’daki plajlardan Türk kahvaltısına kadar birçok konuda konuştuğumuz, herkesin çok heyecanlı ve aktif olduğu, hızlı ve kültürlerarası bir deneyim oldu. Üç Bacalarise tüm bu deneyimi statik bir buluşma olmaktan çıkarıp bir kültür festivali ortamına dönüştüren çok özel bir atmosfer sundu.
29. Uluslararası Mimarlar Birliği (UIA) Barselona Dünya Mimarlık Kongresi
Atölye, 27 Haziran günü her projenin sergilenmesiyle sona erdi ve hemen bir gün sonra kongre, gösterişli bir açılışla ve binlerce insanın katılımıyla başladı.
Kongrenin küratör ekibi, programın kurgulanma aşamasında, farklı disiplinlerden insanların da katılımını teşvik etmek için finans, kentsel planlama ve teknoloji alanlarında tanınan birçok ismi aynı oturumlarda biraraya getirdi. Ne kadar başarılı olduğu tartışmalı olsa da sahnede daha aktif tartışmaların döndüğünü ve dünyaca ünlü mimarların yapay zekâ vb. gibi konular için olan cesur konuşmalarını dinleyebiliyordunuz.
Ek olarak, genel kongre oturumlarının yapıldığı ana salonun kullanım şekline de dikkat çekmek istiyorum. Küratörler daha ilk oturumda salonun ortasındaki platformun ve dört ayrı köşesinde aynı hizada arkaya doğru sıralanan oturma düzeninin, her dinleyicinin eşit bir tecrübe yaşaması için olduğunu söylediler. Bu bakış açısı, mimarlığın kanıksanmış ve izole, nispeten hiyerarşik diline rağmen, daha yakın temaslar kurabileceğimizi göstermesi açısından sevdiğim bir ayrıntı oldu. (Resim 7)
Ayrıca, dünya çapında tanınan mimarların, gelecek vaat eden ama daha az bilinen mimarlarla aynı oturumlarda eşleştiğini ya da finans uzmanlarının belediye temsilcileriyle beraber aynı konularda konuştuklarını da görebiliyordunuz. HouseEurope! tarafından düzenlenen “Konut Hakkı! Şimdi ve
Hep" (
Right to Housing! Now and Forever)kampanyası da dahil olmak üzere, Avrupa Birliği tarafından fonlanan geniş kapsamlı birçok çağrı da ilk kez bu kongre özelinde tanıtıldı.
Panel konuşmalarında, Charlotte Malterre - Barthesgibi tüm mevcut inşaat faaliyetlerinin durdurulmasını ve sadece mevcut yapı stoğuna odaklanılması gerektiğini savunan isimlerde ön plandaydı. Brandlhuber+ ofisinin kurucularından, Arno Brandlhuber’ın “Bir bina inşa etmeden de başarılı bir mimar olabilirsiniz.”cümlesinin de konuşmalarda tekrar ve tekrar anılan güçlü bir slogan olduğunu da söyleyebilirim. (Resim 8)
Öte yandan atölye süreci sona ermiş olsa da Üç Bacalar, programdaki ana mekânlardan biri olmaya devam etti; ana binadaki sunum ve konuşmaların ardından her akşam, burada panel konuşmacıları dahil herkesin davetli olduğu açık oturumlar (Open Forums) düzenlendi. Archdaily ve Koozarchgibi uluslararası mimarlık yayın platformlarından gelen moderatörler bu oturumları yönetti ve dünyadaki savaşlardan, değişen mimarlık araçlarına kadar birçok güncel konu tartışıldı. Bazı anlarda, özellikle politika eksenindeki konularda hararetli tartışmalar yaşanabiliyordu.
Benim için aklımda en çok yer edinen tartışma anı ise, İspanya Kentsel Gündem, Konut ve Mimarlık Genel Sekreteri Iñaqui Carnicero’nun, bir hükümet yetkilisinin, mimarlık dünyasının edilgenliği üzerine yaptığı yorum oldu. Carnicero, dinleyicilerin çoğunun mimarlardan oluştuğunu - mimarlar sadece diğer mimarlara konuşuyor (architects only speaking to other architects) - ve hala amaçlanöan “disiplinlerarası” bir kongrenin neden yapılamadığını sorguladı.
Gerçekten de bir grup tutkulu ama melankolik mimar olarak kendi aramızda toplanıp, tüm dünyayı ilgilendiren önemli meseleleri konuşuyoruz. Konuştuğumuz her konu toplumun her katmanına dokunuyor, ama bizi kimler görüyor? Acaba sadece kendi yankı odamızın içinde sıkışmış olabilir miyiz ya da asıl boy göstermemiz gereken arenaları ıskalıyor olabilir miyiz?
Özellikle genç katılımcılar olarak bu toplantılarda sorduğumuz o temkinli sorularda - mimarlık yapmanın gittikçe zorlaştığı piyasa koşulları, düşük ücretler, çalışma kültürü vb. - içimizde taşıdığımız melankoliyi görebiliyorum sanırım. En nihayetinde, UIA Barcelona 2026, mimarlık pratiğinin genişleyen yeni uçlarını tanıtan ve gelecek için umut verici bir kongre olsa da günün sonunda herkes iyi dilekleriyle beraber kendi gerçekliklerine geri döndü. Genç mimarların ve mimar adaylarının bu mesleği daha onurlu bir şekilde yapabilecekleri bir geleceği tasarlamamız gerekiyor.
Bu yüzden 2029’da Pekin’de yapılacak olan 30. UIA Dünya Mimarlık Kongresi’ninmimarlığın kolektif gücünü gösteren bir toplantı olmasını umuyorum, şehrin ortasında kocaman bir sahne kurup büyük megafonlarla konuşmamız gerekse bile.
Bu icerik 41 defa görüntülenmiştir.