451
EYLÜL-EKİM 2026
 
MİMARLIK'tan

  • Giriş
    Dosya editörü: Ayşen Ciravoğlu

YAYINLAR



KÜNYE
MİMARLIK ELEŞTİRİSİ

Bir Boşluğun Organizasyonu

Derya Uzal

İbrahim Türkeri ve Gönül Karademir Türkeri’nin tasarladığı Gebze Teknik Üniversitesi Havacılık ve Uzay Bilimleri Fakültesi Binası, Ulusal Mimarlık Sergi ve Ödülleri 2026 Yapı Dalında ödüle aday gösterilmişti. Binanın fakülte binası olmasının yanında hangar işlevini de taşımasının yapının kurgulanmasındaki kilit rolüne dikkat çeken yazar, yapının malzeme ve organizasyonel örgütlenmesini “boşluk” kavramıyla ilişkilendiriyor. Ayrıca akademisyen-mimar öznesini ele alan yazar, akademisyen-mimarın kendi kurumunu tasarlamasını pedagojik yaklaşımları yansıtabilmek adına bir imkan olarak değerlendirirken, durumun önemli bir sorumluluk da tanımladığını hatırlatıyor.

Gebze Teknik Üniversitesi Havacılık ve Uzay Bilimleri Fakülte binası, gelişmekte olan bir kampüsün içinde ustaca kurulmuş bir boşluk.

Hava araçlarının üretildiği bir hangarın fakülte ihtiyaçlarına göre yeniden ölçeklendirilmesinin izini süren projede hangar, bir isim ya da tipoloji olmanın ötesinde, büyük bir hacmin ve bu boşluğu güçlendiren bir organizasyonun yapılaşmış hali.

Fakülte binası, bir boşluğu oluşturmanın malzemesel ve organizasyonel gerekliliklerinin ötesinde, üniversite içinde bir yapı üretimini örgütlemenin çok daha katmanlı güçlüklerini yükleniyor, hem de metrekare üzerinden işleyen kamu yapım süreçlerinde ölçülemeyen, sınıflandırılamayan ve bir maliyete dönüştürülemeyen boşluğun gerekçelendirilmesinin gittikçe zorlaştığı bu krizler çağında. Yapı, bütün bu zorluklara karşın akademi ile yapılı çevre arasındaki koordinasyonu yeniden kurabiliyor. İşveren, kullanıcı ve tasarımcının aynı kurumsal beden içinde yer alabildiği bu birliktelik, boşluğun pedagojik ve kurumsal bir karar olarak da okunabileceği yeni bir alan (boşluk) açıyor [1].

Kendi Eğitim Ortamını Tasarlamak

Bir mimar-akademisyenin kendi fakültesini, kendi kampüsünü tasarlaması, mimarlık tarihi için istisna değildir; modern üniversitenin kuruluş anlarının neredeyse doğal düzeni... Dünya savaşları sonrasında kurulan ya da yeniden yapılandırılan üniversitelerin kampüs ve yapı görevi çoğunlukla modern dönemin eğitimini almış mimarlar tarafından üstlenilirdi. Bu sorumlulukta, pedagojiyi kurmak ile okulu kurmak birbirinden ayrı iki iş değildi, biri diğerinin mekânsal karşılığına evrilerek, üniversite hem bina hem de kampüs ölçeğinde, şehrin bir uzantısı, hatta boşluğu olarak yeniden ele alınırdı.

Örneğin Caracas’ta Carlos Raúl Villanueva’nın tasarladığı Ciudad Universitaria’nın projelendirilmesi ve inşası, mimarlık eğitiminin biçimlendiği dönemle eşzamanlı ilerler. Bruno Zevi’ye göre Ciudad Universitaria, öğretimin gerçekleştiği ortamın kendisinde etkin deneylere olanak tanıyan aktif bir eğitim mekânı olarak düşünülmüştü [2]. Yale’de bölüm başkanıyken Sanat ve Mimarlık Binası’nı tasarlayan Paul Rudolph ise yirmi beş yıl sonra yapıya dönüp baktığında, hem hoca hem mimar olmanın çelişkisini “Belki de dünyada böyle bir görevi üstlenmesi gereken son kişi bendim.” sözleriyle dile getirir [3]. Yine de pedagojik niyetinden vazgeçmez, birinci sınıf öğrencilerinin üst sınıfların ne düşündüğünü ve ne yaptığını görebilmesi için çizim salonlarını çok katlı bir kurgu içinde birbirine açar. Yapıyı öğrencinin eğitiminde bir kılavuz olarak gören Rudolph için önemli olan, yapının sevilmesi değil, onunla karşılaşılmasıdır.

Öte yandan Berkeley’de William Wurster fakülte binasını kendi kadrosuna tasarlatmakta ısrar ederken, üniversite yönetimi kurum içinden gelen mimarların iç baskılara karşı korunaksız kalacağına dair kaygılanır [4]. Bu durum, kurum ile kendi mimarı arasındaki ilişkinin hem gücünü hem de kırılganlığını gösterir. Akademisyen-mimar, işverenin içinden konuşabildiği ölçüde ikna edebilir, ancak aynı yakınlık onu kurumun bütün gerilimlerine de açık bırakır.

Türkiye’de de kendi eğitim ortamını kurmak, üniversitelerin yapısal gelişimiyle paraleldir. Bu bağ, İTÜ’de yeni kampüsün ve yapılarının Mimarlık Fakültesi ekibinden talep edilmesinde [5], ODTÜ’de kampüsün ilk yapısının yine mimarlık fakülte üyeleri tarafından kurgulanmasında [6], yakın dönemde ise Bilgi Üniversitesi’nin santralistanbul kampüs binalarının tasarım ve organizasyon planlamasında ve daha birçok örnekte izlenebilir [7].

Ancak günümüzün ekonomik ve ekolojik kriz ortamında bir tasarım fikrinin binalaşması ya da aşina olduğumuz anlamda bir kamusal yapının taşıması gereken değerlerin ustaca yönetilmiş boşluklar ve uygun malzemeyle ete kemiğe bürünmesi de, bir idealin, bir eğitim çerçevesinin ya da pedagojinin onu doğrudan talep edenler eliyle mekânlaşması da aynı ölçüde güçleşir. Bütçe, fikir ve organizasyon arasındaki derin kopmalar özellikle son on yıllarda belirginleşmiş, Türkiye’de kamu yapı üretimi çok daha belirli bir programı izleyen ve kısıtlar çerçevesinde tanımlanan bir sürece dönüşmüştür. Bu nedenlerle İTÜ, DEÜ ve ODTÜ gibi güçlü bir kampüs geleneğine sahip üniversitelerde bile akademisyen-mimarın kendi kampüsüne dair üretimi geri çekilmiştir [8].

Üniversitelerin akademik sıralama ve değerlendirme sistemlerinin de bu değerlerin dışında kalmasıyla üreten ve öğreten mimar-akademisyen, yayın ve atıf üzerinden işleyen bir ölçüm düzenine dahil olur, tasarım ve uygulama da bu düzende kendine ancak sınırlı bir yer bulabilir. Bu durumda mimar-akademisyenin akademi ve üniversite içindeki varlık sebebi de değişime uğrar. Havacılık ve Uzay Bilimleri Fakültesi binası bu arka plan koşullarına, proje grubunun kendi tanımıyla bir “tasarım - araştırma” modeli üzerinden hibrit bir çözüm önerisiyle cevap verir [9]. Akademi ile pratiğin bir kez daha birlikte düşünülebileceğine dair bu argüman, ikisi arasında açılan boşluğu yeniden örgütleyebilecek bir motivasyon olarak belirir ve bu motivasyon bu yapıyı, son yıllarda mimarlık seçkilerinde yer bulmuş az sayıda üniversite yapılarından biri yapar.

Boşluk

İnşa edilmesi gittikçe zorlaşan boşluk (void), potansiyeller barındıran, üretken ve eklemlenebilir soyut bir öğe olarak ele alındığında, düşüncenin kendini formüle edebildiği bir duruş ve eylem alanı olarak ortaya çıkar. Bir derslik programın tanımladığı eylemi barındırırken boşluk, tanımlanmamış olanı, yani karşılaşmayı, durmayı ve başkasının ne yaptığını görmeyi mümkün kılar. Michel Serres boşluğu bir yokluktan öte, atomların birbirine değmeden paralel biçimde düştüğü bir akış alanı olarak ele alır ve bu akışta rastlantısal olarak beliren en küçük sapmanın girdapları, karşılaşmaları ve dolayısıyla şeylerin oluşumunu mümkün kıldığını gösterir [10]. Rem Koolhaas’ın “hiçbir şeyin olmadığı yerde her şey mümkündür.” sözüyle tarif ettiği boşluk da mimarlığın geri çekildiği yerde açılan bir olasılık alanıdır [11]. Bir eğitim yapısında boşluk, bu iki tanımın karşılık bulabildiği, programın paralel akışları arasında küçük sapmaların ve karşılaşmaların olageldiği, bilinçli olarak doldurulmadan bırakılan bir mekân haline gelir. Hem bilimin hem de fiziksel faaliyetlerin ortaklaşa aktive edildiği bir yer. Bu nedenle eğitim yapısının herhangi bir alanı, operasyonel ve pedagojik düzlemleri biraraya getiren total bir mimari işlev olarak düşünülebilir.

Boşluk Fikri: Hangar

Louis Kahn’ın, öğretmen ve öğrenci rollerinin henüz adlandırılmadığı bir karşılaşmada ağacın altında başlayan okul anlatısı da öğrenmenin mekânsal başlangıcını hatırlatır [12] ve GTÜ yapısında zeytin ağaçlarının çevresinde kurulan boşluk bu anlatının gerçeklendiği bir anı temsil eder. Hangarın çalışma mantığı ise üzerinde çalışılan nesnenin çevresinde dolaşmaya, ona bakmaya ve farklı yönlerden yaklaşmaya izin veren hacmiyle başka bir bağlantı kurar. Fakülte programını hangar üzerinden yorumlamak, eğitimi de böyle bir çalışma ortamı olarak düşünmeyi mümkün kılar. Proje grubunun açıklama raporu, yapıyı her düzlemde kampüs kullanıcısı için kullanılabilir kılan şeyi “örgütlenen boşluk fikri” olarak tanımlar [13].

Yapı, sanayi kenti Gebze’nin bacalar, şaftlar ve tesisatlarla örülü devasa yapıları arasında yer alır. (Resim 1) Proje grubu, bu artifaktların oluşturduğu “algı bulutuna” eğitim yapısı ölçeğinde bir imge arayışıyla eklemlenmeyi hedeflediğini belirtir [14]. Ana girişe yerleştirilen iki kapıdan biri yapıyı tam ortasından besleyen aksın insan ölçeğindeki girişi, diğeri ise hangar bölgesine açılan dev kepenkli kapıdır (Resim 2). İnsanın ölçeği ile hava aracının ölçeği aynı cephede yan yana durarak farklı boşluklara kapı açar (Resim 3) İnsan girişinden yaklaşıldığında yapının bütün bölümleri okunur ve yapısal organizasyon kendini henüz eşikteyken açık eder.

Yapı üç aks üzerine kurulur (Resim 4). Orta aks, GTÜ Güney Kampüsü ile Teknopark’ı birbirine bağlayan, kampüs yaşantısının gerisinde kalmış ve etkin olarak kullanılmayan tali bir yolun üzerine oturur ve bu yolun strüktürel ve mekânsal kurguyla bütünleştirilmesiyle içinden sokak geçen bir yapı ortaya çıkar [15]. Açıklama raporunda “uzay sokağı” olarak adlandırılan bu kamusal aks, yan akslara geçişleri ve bakışları sağlayan, durmalara izin veren, arka cephede yapının dışına bakmaya imkan tanıyan amfili vistalar yaratır. Yapının bütün sistemlerinin çalışma mantığı bu aksın içinden okunabildiği için orta aks yalnızca bir dolaşım alanı olarak kalmaz, kendi işleyişini açık eden bir mekâna dönüşür.

İhtiyaç programının talep ettiği derslik ve laboratuvarlar, yol sürekliliği boyunca uzanan “hangar içerisinde hangar” kurgusuyla bu boşluğa bağlanır ve kullanıcı zemin sürekliliği içinde bütün eğitim birimlerine ulaşabilir. Yapı işler haldeyken bu üç akslı kurgu, dersliklerdeki yoğunluğu, ortada hareketli bir ulaşım aksını ve diğer akstaki uçak hangarının boşluğu ile anlam kazanır. Kapalı mahaller ise kullanıma göre farklılaşarak koridorlara açılırken, boşluk, doğal toprak zemine yerleştirilmiş zeytin ağaçları ile şeffaflaşan çatı örtüsü arasında tanımlanır [16] (Resim 5). Böylece yaratılan hacim topraktan gün ışığına dek uzanır.

Kat koridorları birbirine kademeli olarak yükselen merdivenlerle bağlanır ve merdiven dizgisi yapının temel ulaşım elemanı haline gelir. Derslik aksına yerleştirilmiş tek asansör de bu geçişlerin yatay - dikey olarak birlikte kullanılmasını teşvik eder. Çekirdeği saklanmış rahat dikey koridor ile açık alana açılan derslik koridoru dağıtımı son derece iyi biçimde organize eder (Resim 6). Raporda tanımlanan sokak, amfi ve seyir platformu dizisi, açık ve yarı açık alanları programa katarak fakülteye gece ve gündüz, yaz ve kış gökyüzünün hareketlerini inceleme imkanı tanır [17] (Resim 7, 8). Dikey koridor ise bu dizi boyunca hareketin yapının içinde olduğu kadar dış mekânında da sürdürülebilmesini sağlar.

İnşa edilen hacmin büyük bölümünün boşlukla organize edilmesi, hem mimari yaklaşımın hem eğitim pedagojisinin hem de bu ikisi arasındaki ilişkinin çok önemli ve ayrılmaz örüntülerini oluşturur. Geçişler üretme, malzeme olarak zeminin üzerinde durma ama bir şekilde toprağa bağlanma güdüsüyle tasarlanan yapıda boşluk yol kurgusunu ustaca yönetir, ancak yapının sert malzeme dili boşlukla pedagoji arasındaki bu ilişkiyi daha dikkatli değerlendirmeyi gerektirir. Boşluğun barındırıcılığı, kullanıcının nerede oturabildiği, neye yaslanabildiği, nasıl bir yakınlık kurabildiği ve ortak alanda ne kadar kalabildiği üzerinden anlam kazanır. Yapının bir sanayi yapısı olma argümanı, sağlanan boşluğun yarattığı pedagojinin kaçırılması ihtimalini de beraberinde getirir. Özellikle batı aksındaki bütün iç mekânların homojen işlevlere sahip olduğu düşünüldüğünde yapı, hedeflendiği gibi, algı bulutunun işlevini de sürdüren endüstriyel karakterin bir parçasına dönüşür.

Yapının yanına eklenen B blokta ana yapının aksı ve kullanım senaryoları yinelenmeden strüktürel düzenin tekrarlanması, boşluğu örgütleyen ilkenin başka bir programa nasıl aktarıldığı sorusunu açar. Bu nedenle B blok, tekrarın yeni kullanım koşullarında neyi mümkün kıldığı üzerinden de okunmayı gerektirir. Bununla birlikte, mimarın yapının çeperlerini ve yapının kendisini boş bırakması bugün zor bir karardır. Proje grubunun tasarımını, yalnızca kendisi olarak var olmayan, kendisiyle birlikte balkonlar, teraslar, amfiler ve boş vakit alanları sunan bir yapı fikrine dayandırması [18], bu kararın bilinçli bir tutum olduğunu gösterir. Aksların kuruluşu, orta aksın dolaşıma açılması ve kullanılan malzemeler de bu nedenle tek tek alınmış kararlar gibi olsa da, yapının bina programını ele alışındaki bütüncül kontrolünü anımsayarak, kampüsün idari ve mali gerçekliği içinde ayakta tutulabilmiş bir ısrarın ürünü olarak görülmelidir. Gebze Teknik Üniversitesi Havacılık ve Uzay Bilimleri Fakültesi binası, kendi programını, kampüsteki konumunu ve kampüse eklenen bir yapı olmanın gerekliliklerini çeşitli teknik altyapılar ile derslikler gibi birbirinden farklı işleyen birimlerden oluşan bir kurgunun organize edilebilmesinin sadeliğini ve etkileyiciliğini aynı anda görebilmemizi sağlar.

Proje grubunun, üniversitelerin teorik bilginin yanı sıra nitelikli fiziki mekânlarıyla topluma ve kente örnek olması gerektiği yönündeki vurgusu, bu değerlendirmeyi kamusal sorumluluğa bağlar [19]. Rudolph’un çelişkisi, Wurster’ın ısrarı ve Villanueva’nın eşzamanlılığı ise akademisyen-mimarın kendi kurumunu tasarlamasının hem bir imkan hem de bir sorumluluk olduğunu yeniden hatırlatır. Bu imkan üniversitenin üyelerine içeriden konuşabilme şansı verirken sorumluluk, bu yakınlığa rağmen kamusal bir yapının taşıması gereken değerleri kurumsal ilişkilerin önünde tutabilmekte yatar.

Sorulması gereken soru, bu modelin nasıl kurumsal bir sürekliliğe dönüşebileceği. Tasarım ve uygulama emeğinin akademik değerlendirmede nasıl tanınacağı, kurum içindeki üretimin nasıl destekleneceği ve kullanımdan edinilen bilginin sonraki projelere nasıl aktarılacağı… GTÜ Havacılık ve Uzay Bilimleri Fakültesi binası, boşluğu talep etmenin ve farklı programları onun çevresinde örgütlemenin olanaklarının iyi bir örneği. Boşluğun kalıcılığı, onu talep etme, gerekçelendirme ve kullanma koşullarının birlikte bir yönteme dönüşmesine bağlı.

NOTLAR

[1] Gebze Teknik Üniversitesi, “Havacılık ve Uzay Bilimleri Fakültesi Binası Mimari Tasarımı Tamamlandı”, (www.gtu.edu.tr/icerik/8/12621/display.aspx). [Erişim:03.10.2026]

[2] Zevi’nin değerlendirmesi şu metinden aktarılmıştır: Pintó, Maciá, “Villanueva the Architect, the Teacher, and the Teaching Notes”, La Escuela, (laescuela.art/en/campus/library/essays/villanueva-the-architect-the-teacher-and-the-teaching-notes-macia-pinto). [Erişim:03.10.2026].

[3] Crosbie, Michael J., 2018, “To Celebrate His Centenary, A 1988 Interview with Paul Rudolph on His Most Controversial Project”, Common Edge, 28 Kasım 2018, (commonedge.org/to-celebrate-his-centenary-a-1988-interview-with-paul-rudolph-on-his-most-controversial-project/). [Erişim:03.10.2026] Söyleşi ilk olarak 1988’de Architecture dergisinde yayımlanmıştır.

[4] “The College of Environmental Design in Wurster Hall”, Frameworks, UC Berkeley College of Environmental Design, 2010, (frameworks.ced.berkeley.edu/2010/ced-in-wurster-hall/). [Erişim: 03.10.2026]

[5] İTÜ Ayazağa Kampüsü’nün planlaması, İTÜ Mimarlık Fakültesi’nde Şehircilik Kürsüsü başkanlığı ve dekanlık görevlerini üstlenmiş olan Prof. Kemal Ahmet Arû’nun yürütücülüğünde yapılmış, kampüsün inşaatına 1973’te başlanmıştır. Daha önce Taşkışla da Paul Bonatz ile fakültenin ilk dekanı Emin Onat’ın hazırladığı onarım ve yeniden işlevlendirme projesiyle 1950’de mimarlık ve inşaat fakültelerinin eğitimine açılmıştır.

[6] Anon., 2014, “50th Anniversary Exhibition: Readings on the METU Campus and its Buildings by Altuğ and Behruz Çinici”, METU JFA, sayı:2014/1, s.241, (open.metu.edu.tr/bitstream/handle/11511/50810/exhibition.pdf). [Erişim: 03.10.2026]

Kampüs ve kampüsün ilk yapısı olan Mimarlık Fakültesi binası, 1961’de açılan yarışmayı kazanan Altuğ ve Behruz Çinici tarafından tasarlanmıştır.

[7] MEF Üniversitesi’nde ise Sanat, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi’nin FADA Hangar stüdyoları (2017) yazarında içinde yer aldığı fakültenin kendi öğretim kadrosunca tasarlanmıştır.  Bkz. “MEF FADA Hangar Stüdyosu”, Arkitera Arkiv, (www.arkiv.com.tr/proje/mef-fada-hangar/8908). [Erişim: 03.10.2026]

[8] Bu geri çekilme, mimarlık yıllıklarına giren ya da ödül alan projelerin temsilcileri arasında kamu üniversitelerindeki akademisyen-mimarların izlerinin giderek kaybolmasından da okunabilir. Vakıf üniversitelerinde tasarım fakültelerini kurmak üzere çeşitli girişimler görülse de kamu üniversitelerinde bu çerçeve gittikçe daralmıştır.

[9] Anon., Eylül 2026 “GTÜ’nün fakülte binası Mimarlık Yıllığı’na giren tek eğitim yapısı oldu”, Kocaeli Denge, (www.kocaelidenge.com/haber/28704525/gtunun-fakulte-binasi-mimarlik-yilligina-giren-tek-egitim-yapisi-oldu). [Erişim: 03.10.2026]

Seçki için bkz. Arkitera Mimarlık Merkezi, Türkiye Mimarlık Yıllığı 2025.

[10] Serres, Michel, 1977, La Naissance de la physique dans le texte de Lucrèce: Fleuves et turbulences, Les Éditions de Minuit, Paris, ss.10–13; İngilizcesi: Serres, Michel, 2018, The Birth of Physics, David Webb (çev.), William Ross (çev.), Rowman & Littlefield International, Londra.

[11] Koolhaas, Rem; Mau, Bruce, 1995, S,M,L,XL, The Monacelli Press, New York. Alıntı Koolhaas’ın 1985 tarihli “Imagining Nothingness” metninden (s.199) aktarılmıştır. Koolhaas’ın boşluk ve hiçlik kavramları üzerine ayrıca bkz. Şimşek, Onur, 2019, “Emptiness and Nothingness in OMA’s Libraries”, Megaron, cilt:14, sayı:2, ss.173–184.

[12] Kahn, Louis I., 1961, “Form and Design”, Architectural Design, cilt:31, sayı:4, ss.145–154. Metin için ayrıca bkz. Twombly, Robert (ed.), 2003, Louis Kahn: Essential Texts, W. W. Norton, New York.

[13]> Proje grubu, 2026, “GTÜ Havacılık ve Uzay Bilimleri Fakültesi proje açıklama raporu (yayımlanmamış metin)”, TMMOB Mimarlar Odası Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri Arşivi.

[14] A.g.e.

[15] A.g.e.

[16]> A.g.e.

[17] A.g.e.

[18] A.g.e.

[19] Anon., Eylül 2026.

Bu icerik 69 defa görüntülenmiştir.